Eski konsept yeniden

Son günlerdeki gelişmeler bizlere hafızamızı yeniden yoklama olanağı veriyor. Niye mi? 93 konseptini, öncesini ve sonrasını hatırlayalım: Tutuklanan, mahkûm edilen sendikacılar, sivil toplum örgütü yöneticileri, kapatılan dernekler...
Haber: SEZGİN TANRIKULU / Arşivi

Son günlerdeki gelişmeler bizlere hafızamızı yeniden yoklama olanağı veriyor. Niye mi? 93 konseptini, öncesini ve sonrasını hatırlayalım: Tutuklanan, mahkûm edilen sendikacılar, sivil toplum örgütü yöneticileri, kapatılan dernekler, yasaklanan toplantılar, dağıtıma yasaklanan dergiler, Meclis'te enselerinden derdest edilen milletvekilleri, bombalanan gazete binaları, faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar, sayısız işkence vakası, kapatılan siyasi partiler, yakılan-yıkılan-boşaltılan köyler, sefalete, yoksulluğa, eğitimsizliğe mahkûm edilen yüz binlerce insan. Sonradan siyasetçi olan bir komutanın deyişiyle "Tak Şak" dönemi. Kısacası OHAL.
Bu konseptin yargı ayağı bütün Türkiye'de yeniden devrede. Bir OHAL valisi, Diyarbakır'da yargı mensuplarına hitaben yaptığı konuşmada, büyük bir içtenlikle teşekkürlerini iletmişti, adaletin dağıtıcıları olan savcılara ve hâkimlere. Bu teşekkür, sorgusuz, sualsiz tutuklamalar, delilsiz mahkûmiyetler, kapatma, toplatma ve diğer kararlar içindi. Şimdi teşekküre gerek yok. Lojmanlarının yakınına bomba attırmaya da gerek yok. Dönem "durumdan vazife çıkarma" dönemi.
İcraatlar
Önce, parti kongresinde Kürtçe konuşma yaptıkları ve yapılmasına izin verdikleri için HAKPAR'ın başkanı ve yöneticileri 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 81-117. maddeleri uyarınca Ankara'da birer yıl hapis cezasına mahkûm edildiler. Cezalar verilmesi mümkün en üst sınırdan verildi. Para cezasına dönüştürülmedi, ertelenmedi. Sonra, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü bildirilerini Kürtçe hazırladıkları için aynı gerekçeyle DTP başkanları cezalandırıldı. Ceza yine en üst sınırdandı. Hapis cezalarının başka bir tedbire dönüştürülmesine gerek görülmemişti. Buna bir de, "sayın" cezası eklendi. Bir değil, iki kere. Hem Ankara'da, hem Diyarbakır'da.
Ardından DTP Diyarbakır İl Başkanı, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilecek sözleri nedeniyle büyük bir hızla tutuklandı. Bunu aynı tarihlerde, Hakkâri Belediye Başkanı'nın örgüt üyeliğinden cezalandırıldığı haberi izledi. Sonra Cizre Belediye Başkanı, Newroz'da yaptığı konuşmadan ötürü, kaçma ve delilleri karartma şüphesi gerekçesiyle tutuklandı. Ve nihayet DPT'li 53 belediye başkanının, Danimarka Başbakanı'na yazdıkları mektup nedeniyle örgüt üyeliğinden cezalandırılması esas hakkındaki görüş olarak açıklandı Diyarbakır'daki mahkemede.
Dahası var: Diyarbakır-Sur Belediye Meclisi'nin feshi ve Belediye Başkanı'nın görevden alınması için Danıştay'a başvuru yapıldı. Neden mi? Belediye faaliyetlerinin Kürtçe de dahil diğer dillerde de yapılması kararının belediyenin faaliyeti olamayacağı gerekçesiyle. Buna göre temizlik işlerinin dahi "Kürtçe" yapılması, belediyenin görev alanı dışında kalan "siyasi" bir faaliyet. Diyarbakır artık İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin kalıcı çalışma mekânı. Uğraşları ise, bu faaliyetler için harcanan paranın belediye başkanlarından, meclis üyelerinden tahsili için zimmet çıkarmak.
En sonunda, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanının gönderdiği Kürtçe, Türkçe, İngilizce davetiyeler nedeniyle TCK'nın 222. maddesi dahiyane bir biçimde devrede. Suç mu? Türk harflerinin kabulüne ilişkin yasaya muhalefet.
Eşzamanlı diğer bir gelişme de, basın yayın, örgütlenme alanındaki durdurma ve kapatma kararları. Kaçıncısı oldu, takip etmek mümkün değil artık. Son yayımlanan Güncel ile birlikte yedinci günlük gazete, "yayının durdurulması" cezası ile karşı karşıya.
Diyarbakır Kürt Derneği, yazışmalarında Kürt dilini de kullandığı ve tüzüğünde olmadığı halde Kürt dili ile ilgili kütüphane oluşturmaya çalıştığı için mahkeme kararı ile kapatıldı. Kerkük ve Kürt sorunu adlı panel yasaklandı. Daha kaç kapatma -durdurma kararı- cezası verilecek belli değil. Listeyi uzatmak mümkün ama çok da gerek yok.
Şemdinli'de, konseptin "yargı atlatılarak" yeniden başlatılmak istenen sürecine, konseptin "akil adamları" şimdilik, -bu yöntemlere- gerek yok dedi. "Hukukun rejimin, gardiyanları" mahkemeler devrede nasıl olsa.
Çok mesafe aldık demokrasi yolunda. İnanılmaz yollar kat ettik son iktidar döneminde. Tek eksiğimiz Meclis'te olmak. Ve şimdi genel seçimleri konuşuyoruz. Bağımsız adaylarla mı yoksa partilerle mi seçime girilmeli? Enselerinden derdest edilmek isteyenler, seçimler sizi bekliyor!
BM Şartına göre, bir halkın kendi kimliği ile temsil edilmesinin önündeki engeller kendi kaderini tayin hakkının içsel koşulları içinde sayılıyor. Ulusal temsilin önündeki yasal engellerin yanı sıra yerel temsile ilişkin başlatılan bu yargısal tasfiye ile acaba amaçlanan bu mu? Geçenlerde bir arkadaşım buna ilişkin bir konuda matematikten örnek vermişti. İlkokulda, ortaokulda, lisede, üniversiteye hazırlıkta ve hatta üniversitede nerede matematik dersine başlarsanız kümelerden başlarsınız. Ve şimdi başlıktaki noktadayız.
"Sar başa kümeler"...
SEZGİN TANRIKULU: Avu., Diyarbakır Barosu Başkanı