Eski plana yeni ambalaj

Eski plana yeni ambalaj
Eski plana yeni ambalaj

BDP liler Kürt sorununda muhatap alınacak mı?

Kürt sorununu PKK'dan bağımsız olarak ele almanın ve Öcalan'ın devre dışı bırakılmasının hareketi zayıflatacağını düşünmenin ne kadar gerçekçi olduğu tartışılır
Haber: METE ÇUBUKÇU / Arşivi

Hükümetin Yeni Kürt Planı’nın 28 yıllık süreçteki kaçıncı plan olduğunu hatırlamak hayli güç. Bunda daha önceki çözüm paketini unutmuş olmamızın ya da hiçbir çözüm getirmemesinin payı olsa gerek. Hatırladıklarımız üzerinden hareket edersek, yeni plan, eski çözümleri farklı cümlelerle öneriyor gibi görünüyor. 

PKK yalpalıyor mu?
Planı hazırlayanların çıkış noktası şu: Kürt sorunundaki aktörler aynı olsa bile içeride ve dışarıda zeminin farklılaştığı, son aylarda PKK’nın psikolojik üstünlüğü yitirdiği, Öcalan-Kandil bağının kesilmesiyle birlikte PKK’nın “yalpalamaya” başladığı, Öcalan’ın iddia edildiği gibi PKK ve kitle üzerinde etkisi olmadığı ve bu noktada birçok unsurun devreden çıkarılıp dikkate alınmaması. Bu yüzden bir yandan askeri ve polisiyle önlemlerle yani güvenlikçi anlayışın sonuna kadar devam etmesi, diğer yandan bu politikanın PKK’yı zayıflatacağı düşüncesiyle yasal Kürt siyasetini sıkıştırmak ve tabanından ayrıştırmak.
28 yılda Türkiye’de ve Türkiye’nin Kürt sorununda tarafların bakışında, sorunun uluslararası anlamda algılanışında çok şey değişti. Ama değişmeyen tek şey, soruna sadece güvenlik meselesi açısından yaklaşmak oldu. Bu yaklaşım, sorunun iki tarafı arasındaki güven kaybını artırdığı gibi, büyük zaman kaybına da yol açtı. Kaybedilen 28 yıl, beraberinde yeni kuşakların duygusal ve zihni kopuşlarını da getirdi. Artık bugün çözümün tek adresi asker, polis, sivil, PKK’lı kim olursa olsun kaybedilen hayatlara yenilerin eklenmemesi için elden gelenin yapılması, barış için çaba harcanmasıdır. Mesele artık her iki taraf açısından da kişisel varoluş meselesi olmaktan çıktı.
Sorunun iki tarafı var. Bu iki tarafı gözönüne almadan çözüme ulaşmak mümkün değil. Son iki yılda, Habur’dan başlayarak Oslo süreci ile devam eden ve çözüm yolunda umutları artıran demokratik açılım sürecinin bir anda tersyüz olması, çözüm odaklı yaklaşımın yerini eski sert politikalara bırakması anlaşılır olmamakla birlikte, bu süreçteki tasarrufun tarafı belli. Hem Habur hem de Oslo süreçleri kamuoyunda “beklenen” olumsuz tepkiyi yaratmamasına rağmen, başlatılan KCK operasyonları, karar vericilerin ya da bu konudaki danışmanların birkaç politikayı aynı anda uygulamak ve kafalarındaki planı hayata geçirmeye yönelik hamleleri gibi görünüyor. Yani, belli mahfillerde görüşmeler sürerken bugünkü politikayı da ısıtmışlar gibi. Çıkış noktaları ise PKK’nın çözüm yerine bu süreçte devleti zafiyete uğratmayı amaçladığı. 

BDP ’yi pasifize etmek
Yeni planın ana fikri, PKK’yı güvenlik politikaları ile iyice köşeye sıkıştırmak, KCK operasyonları ile BDP’yi pasifize etmek, Öcalan ile bağlantıyı keserek Kandil-Öcalan-BDP arasındaki bağlantıyı koparmak. Bu bir anlamda “başarılmış” olsa bile güvenlik bürokrasisi, BDP’nin PKK’ya mesafe koyamayacağını, BDP dışında Kürtlerin sahiplendiği başka bir siyasi muhatabı bulunmadığını da biliyor. Hükümet, BDP’yi PKK ile aynı safta görse de, güvenlik bürokrasisi BDP’nin ısrarla “cesaretlendirilip” bağları koparmasına uğraşıyor. Bir devletin kendine karşı kalkışan bir hareketi bastırmaya çalışması doğaldır. Türkiye’deki Kürt sorunundaki bu üçlü sacayağı arasındaki ilişkiyi koparmayı amaçlamak da bir politik bir tercihtir. Ancak, bu “yeni” tercih, 28 yıldır sonuç vermemiş politikaların bir versiyonu gibi.
Yeni planın hazırlayıcıları, Kandil’in artık Öcalan’ın kontrolünden çıktığını, Öcalan’ın hareket üzerinde eskisi kadar etkili olmadığını düşünüyor. Ancak, Kürt sorununu PKK’dan bağımsız olarak ele almanın ve Öcalan’ın devre dışı bırakılmasının hareketi zayıflatacağını düşünmenin ne kadar gerçekçi olduğu tartışılır. Çünkü, 1990’lardaki düşük yoğunluklu savaştan buralara geldik. 1990’larda alan stratejisi ile güvenlik açısından üstünlük sağlanmasına rağmen aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ çatışmalar devam ediyor, hâlâ karşılıklı insanlar ölüyor.
Nevruz’la kendini bir kez daha gösteren güvenlikçi politika ile yeni stratejiyi üst üste koyduğumuzda yıllardır pek bir şeyin değişmediği görülüyor. Yeni planının kamuoyuna yansıyan maddeleri, birbiriyle çelişiyor. Plana göre Kürt sorununun çözümünde sivil siyaset kanalı dışında hiçbir kanala itibar edilmeyecek. İmralı’da Abdullah Öcalan, Kandil’de veya Avrupa’da PKK muhatap alınmayacak, devre dışı bırakılacak. Kürt vatandaşlar, PKK ve KCK’nın baskısından kurtulacak, sivil siyaset kanalıyla çözüm aranacak. Çözüm yeri olarak parlamento dışında hiçbir zemin kabul edilmeyecek, ipleri İmralı ve Kandil’in elinde olmayan, demokratik yollardan seçilerek Meclis’e gelmiş, siyasi inisiyatif kullanabilecek parti ve partilerle muhatap olunacak. 

En önemli soru
Peki bu nasıl gerçekleştirilecek? PKK’sız Kürt sorununu çözmek mümkün mü? Yıllardır en can alıcıcı soru bu. İyimser bir yaklaşımla hükümetin bundan böyle BDP’yi muhatap alacağını söyleyebiliriz. Lakin, BDP ile PKK tabanının ortak bileşenleri olduğu biliniyorken böyle bir beklenti ne kadar gerçekçi? Bugüne kadar mecliste muhatap alınmamış BDP, devlet nezdinde KCK ve PKK’nın politikalarının taşıyıcısı olarak görülüyor. Böyle algılanan bir BDP’yi kaale almak çok mümkün görünmüyor. Böyle bir yaklaşım, bir süre sonra çeşitli gerekçelerle BDP’yi de devreden çıkarmayı düşünebilir. Yani sorun, aktörleri birbirinden soyutlayarak çözülecek gibi görünmüyor. Üstüne üstlük Kürt bölgesinde AK Parti ve BDP dışında başka bir partinin varlık göstereceğini beklemek, hiç gerçekçi değil.
PKK’nın silah bırakması konusu ise Mesud Barzani’ye ve muhtemelen haziran ayında düzenlenecek Kürt konferansına tahvil edilmiş gibi. Konferans Barzani’in tarihi konumu ve prestiji açısından çok önemli. Kürt Yönetimi Başkanı, bu konuda PKK’yı ikna etmeye çalışacaktır. Ama yine bilinir ki Barzani, “aynı zamanda PKK sorununun Türkiye’nin bir sorunu olduğunu, Türkiye’nin sadece güvenlik politikaları değil ciddi adımlar atarak bu sorunu kendi içinde çözmesi gerektiğini” düşünür. Yani Barzani’nin muhtemel çağırısı, dağdan iniş için ciddi ve inandırıcı adımlarla gerçekleşebilir. PKK ve Kürt cephesinin de Ortadoğu’da değişen koşulları göz önüne alarak, 1980’lerin paradigması ile devam edemeyeceğini bilmesi gerekiyor. Ama devlet gibi eski politikayı yeniden ambalajlayarak değil. 

METE ÇUBUKÇU: NTV