Evin içinden geçen kırlangıç

Bir iletişim ortamına bakarken, o toplumda yaşayan canlı unsurların zaman-mekân kapsamında geçirdikleri değişimlerle, flora ve fauna sistemleriyle, dinamik insan ilişkileriyle, "tesadüfi olmayan birliktelikler" kurduklarını varsayarız.
Haber: NURÇAY TÜRKOĞLU / Arşivi

Bir iletişim ortamına bakarken, o toplumda yaşayan canlı unsurların zaman-mekân kapsamında geçirdikleri değişimlerle, flora ve fauna sistemleriyle, dinamik insan ilişkileriyle, "tesadüfi olmayan birliktelikler" kurduklarını varsayarız. Mutlaka tesadüfi ilişkiler de vardır, ama tesadüflere bakarak bir ortam hakkında söz söylemek, sanatçıya, edebiyatçıya düşer. Toplumbilimci açısından ise bir toplumsal ortamda yaşayan insanların gördükleri, duydukları, karşılaştıkları anda şaşırmadıkları, yinelenen, alışıldık gündelik davranışlar, o toplumdaki kültür hakkında ve kültürü sürdüren iletişim ortamı hakkında ipuçları taşır. Yine tepki ile karşılanan, korkulan, uzak kalınmaya çalışılan unsurlar da, nelerin tehdit olarak algılandığı konusunda bize fikir verir.
Akdeniz'in ortasında, Lefke'de, güneşli bir Mart sabahı evi havalandırmak, güneşi içeri almak üzere açtığınız panjurlardan içeri ansızın bir kırlangıç giriverir. Bu durum evdekiler için beklenmedik, geçici bir andır. Küresel ısınma ve kuş gribi uyarılarıyla, medyadan kuşatıldığımız dünya bilgisinin esiri isek, eve giren güzelim kırlangıç, bir felaket habercisi gibidir. İstanbul'da, Londra'da, Paris'te, Berlin'de evler zaten kuşlardan öylesine uzaktır ki, kırlangıç yalnızca kitaplık raflarında uykuya dalmış ansiklopedi sayfalarındaki resimlerinden öğrenilir.
Ada yaşamı ile kent yaşamı pek çok açıdan karşılaştırılabilir, farklılıklar normaldir, bunda kayda değer ne var ki, diye sorabilirsiniz. Yazımın ilk paragrafında söz ettiğim alışkanlıklar çerçevesinde düşündüğümüzde, bize doğal/normal gibi gelen pek çok davranışımızın aslında bulunduğumuz yaşam alanına uyum çabamızdan kaynaklandığını hatırlatmak istedim. Kentte yaşayan insan, tabiata uzaklaştığı gibi kendi insani doğasına da uzaklaşmıştır. Ev dediğimiz beton kutular içinde kendi doğamıza bile yabancılaştığımızın farkında olmadan, ev dışında, asansörde, merdivende, okulda, işyerinde, yolda, trafikte karşılaştığımız insanlarla yabancı hatta husumet dolu bir ortamı paylaştığımızı pek düşünmeyiz. Modern kent yaşamının getirdiği konfor olanaklarının bize insan olduğumuzu ve nice ortaklıkları paylaştığımız diğer insanlarla birlikte yaşadığımızı onaylatan insan selamlarından bile uzaklaştırdığını Lefke'de idrak edebilirsiniz. Büyük kentlerdeki zoraki "Hi-Bye" selamlarını "medeni ilgisizlik" (her modern bireyin mahremiyetine saygı duyma iddiasıyla, medeni ölçülerde, rahatsız etmeyen, anlık karşılaşmalar ve ayrılmalar) olarak nitelendiren Erving Goffman, Lefkelilerin selamlaşmalarını nasıl tanımlardı bilemem ama ben burada, Lefke'de, husumet selamlaşmaları ile dostane selamlaşmaları ayırt edebiliyorum.
Medeni ilgi
Lefke'nin içindeki evimden her sabah Gemikonağı kampusundaki üniversiteye (LAÜ) giderken, Lefke'li taksi şoförümüz Ahmet beyin karşısına çıkan her araca direksiyondan ayırmadığı sağ elini hafifçe kaldırıp yüzünde hafif bir tebessümle selam vermesi, hiç de "medeni ilgisizlik" selamlarına benzemiyor. Küçük yerde zaten herkes birbirini tanıyor diyebilirsiniz, olabilir. Sürücünün boşluğuna gelip de verilmeyen selam hemen "basılan boru" yani çalınan korna ile hatırlatılır. Son model Mercedes takside de olsanız iletişim yüzyüzedir, gerçektir ve dostanedir. Yalnızca dostlar, birbirine "boru basarlar".
Osmanlı paşazadelerinin sayfiye yeri, 500 yıllık Türk yerleşimi Lefke'nin zenginliği, "bir zamanlar güzeldi" söylemine ve Trodos dağları ile CMC (1920-1974 arası bölgede faaliyet gösteren ve giderilmesi çok güç bir çevre felaketinin sorumlusu İngiliz-Amerikan ortaklı maden şirketi) maden atıkları arasına sıkışmış. Buradaki bakır madenlerinin geçmişi MÖ 3000 yılına kadar gidiyor ve herhalde adaya adını veriyor bakır: Coppar-Cupra-Cipro-Cyprus-Kıbrıs'ın en sulak, en yeşil beldesi olmayı hâlâ sürdürüyor Lefke. Pek azı restorasyon görmüş Osmanlı konakları, çeşmeleri, camileri, su kemerleri, portakal ve zeytin bahçeleri, limon, kayısı, badem ağaçları, yaseminler, nergisler, zambaklar ve ismini henüz öğrenemediğim rengarenk çiçek çeşitleri ile; kapısı açık her evde mutlaka bulunan ceviz macunu, otluk, kolakas gibi yöreye özgü yemekleri; konuşmaya "bak iki gözüm" diye başlayan yaşlıları ile Kuzey Kıbrıs'ın en güneybatısında bulunan, özel bir yer. Arabayla Lefkoşa'ya bir, Girne'ye bir buçuk, Magosa'ya iki saat uzaklıkta. Dolayısıyla küresel tüketim alışkanlıklarına sahip olanlar için istediğiniz her şeye istediğiniz anda ulaşamayabilirsiniz. Esnafın cep telefonlarını kaydetmeniz ve siparişinizi sabırla beklemeniz gerekebilir. Söylediğim gibi, Lefke, büyük kentlerin bizi kendi doğamıza, diğer insanların doğalarına, toplumun ve tabii ki kırlangıçların doğalarına yabancılaştırmış bir yaşam alanı değil. Ancak toplumsal iletişim çalışmaları yapanlar için son derece zengin bir ortam. Ada semptomları, kentsel-kırsal ayrımları, Kıbrıs meselesinin kaçınılmaz uluslararası ekonomi-politiği, küresel medya gündemi vb. yanı sıra kendine özgü toplumsal iletişim ortamı ile, masa başı etnograflara göre bir yer değil; süreç bilgisine saygı duymayı gerektiren bir yer Lefke.

NURÇAY TÜRKOĞLU: Prof. Dr., Lefke Avrupa Üni. İletişim Bilimleri Fakültesi Dekanı