Fantazya Ada'sı

Dünyanın en popüler büyücüsü Harry Potter, uçan süpürgesiyle yine Britanya semalarında. J.K. Rowling imzalı serinin son kitabı Harry Potter and the Deathly Hallows/Harry Potter ve Ölümcül Takdis meraklıları tarafından çoktan hatmedildi.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Dünyanın en popüler büyücüsü Harry Potter, uçan süpürgesiyle yine Britanya semalarında. J.K. Rowling imzalı serinin son kitabı Harry Potter and the Deathly Hallows/Harry Potter ve Ölümcül Takdis meraklıları tarafından çoktan hatmedildi. Film uyarlamalarının beşinci halkası Harry Potter and the Order of The Phoenix/Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı ise (David Yates) sinemalarda. Bu bölümünde Imelda Staunton ile Helena Bonham Carter'ı da ekibe dahil eden maceranın İngiliz kökenleri iyice belirgin. Yatılı okulların, Potter ve arkadaşlarının boş zamanlarında punk şarkıları dinlemesinin ve kırmızı telefon kulübelerinin yanı sıra Londra'nın da perdede görünme süresi daha uzun.
Peki Harry Potter'ın sinemaya uyarlamak için hazırlıkların başladığı günleri hatırlıyor musunuz? J.K. Rowling'in, film uyarlamasında da karakterlerin Britanyalı, mekânın Britanya olarak kalma konusundaki ısrarı, sürece damgasını vurmuştu. Hikâyeyi perdeye getirmesi için ilk düşünülen Steven Spielberg, bir animasyon kotarmayı, Potter'ı ise Haley Joel Osment'a seslendirmeyi planlamıştı. Allahtan Spielberg'le projenin yolları ayrıldı da Harry Potter ve şürekası Britanyalı kalabildi. Gerçi bu, belki de Spielberg'in öngörü yeteneğinden şüphe etmemizi gerektiren ender kararlarından biri. Zira Britanya, edebi üretiminin de katkısıyla fantastik hikâyelere en çok yakışan dekorlardan. Şöyle bir hafızaları tazelemek, Britanya'nın fanteziyle nasıl iyi gittiğini görmek için yeterli. Sadece Mary Poppins bile ülkenin masal alemindeki önemini gösterir. Robert Stevenson'ın P.L. Travers'tan uyarladığı bu klasik Disney müzikali, üç sene önce 40. yılına istinaden sahneye uyarlanmış, özel bir DVD'yle taçlandırılmıştı. Julie Andrews'un şemsiyeyle uçtuğu sahnesiyle ve çizgi karakterlerle oyuncuları biraraya getiren bölümleriyle hafızalara kazınan Mary Poppins, memleketin fantastik sinemadaki genel görünümünün de hatlarını çiziyor: Steril, nezih ve nostaljik... Chitty Chitty Bang Bang/Uçan Otomobil de (Ken Hughes) geçmişin Britanya'sını mesken tutan bir fantastik müzikal. James Bond'un yaratıcısı Ian Fleming imzalı hikâyenin kahramanları, Pott ailesi ve uçan arabaları. Bu hikâyeden uyarlanan müzikalin etkisi o kadar büyük ki, Emir Kusturica'nın Arizona Dream/Amerikan Rüyası'nda bile ona gönderme yapıldı. Mary Poppins ile Uçan Otomobil'i birbirlerine yaklaştıran onlarca unsurdan biri de ikisinin de başrolünde Dick Van Dyke'ın olması.
Disney usulü Britanya
Geçmiş zamana ait steril bir atmosfer sunmak için Britanya'ya başvuranlar arasında Disney'in yeri ayrı. Nicelik açısından... Özellikle Disney animasyonları, Britanya'yla ilgili stereotipleri sık sık kullanıyor. Örneğin Lewis Carroll klasiğinden uyarlama Alice in Wonderland/Alis Harikalar Diyarında, kır gezintileri, çay saatleri ile Britanya'ya dair her stereotipe sıkıca sarılıyor. Ama hakkını yememek lazım. 1951 tarihli animasyon 'harikalar diyarında' geçen sahneleriyle sonraki onyılı etkisi altına alacak 'psychedelic' estetiğin de habercilerinden. Tabii tavşanın peşinden saçmalığın temel olduğu bir dünyaya adım atan Alice'in hikâyesi de bu çığır açıcı tarza iyi bir zemin. Zaten fanteziye en uyumlu Britanya maceraları da Alice'in dönemine ait. Yine Disney stüdyolarında kotarılan Jules Verne uyarlamaları, Journey to the Center of the Earth/Dünyanın Merkezine Seyahat (Henry Levin) ve Around the World in 80 Days/80 Günde Devrialem (Michael Anderson), -en azından başladıkları yer itibariyle- Victoria dönemi Britanya'sıyla fantezi arasındaki tam uyumun örneklerinden. Sırf Victoria dönemi Britanya'sını mesken tutan bilimkurgu maceralarını tanımlayan bir alt tür bile var: 'Steampunk'. Tabii, zaman 19. yüzyıl olunca lazer, genetik teknoloji, sanal dünya gibi bildik bilimkurgu malzemelerinin yerini buhar enerjisi alıyor. Bu alt türün en öne çıkan örneklerinden biri de bizde if istanbul'da gösterilen Katsuhiro Otomo animesi Steamboy. Filmin 13 yaşındaki Manchester'lı kahramanı 'buhar topu' adlı yeni bir icadın kötü ellere geçmesini engellemek için Victoria döneminin ensesi kalın beyefendileriyle zorlu bir mücadeleye giriyor.
Victoria dönemini konu edinen yakın tarihli bir başka fantezi de asabi çizer Alan Moore'un çizgi romanı The League of Extraordinary Gentlemen/Muhteşem Kahramanlar'dan uyarlanan aynı adlı yapım. Onun özelliği de dönemin belli başlı fantastik kahramanlarını biraraya getirmesi. Maceraperest Alain Quattermain'in (Sean Connery) Fantom'la mücadele etmek için toparladığı kadro, dişi vampir Mina Harker, Kaptan Nemo, Görünmez Adam, Tom Sawyer, Dorian Gray ve Dr. Jekyll/Bay Hyde'den müteşekkil. Ne var ki Hollywood, Stephen Norrington imzalı bu uyarlamada Allan Moore'la o kadar ters düştü ki çizer, bir diğer eseri V for Vendetta/V'nin sinema versiyonuyla hiçbir bağlantısı olmadığını beyan etti.
Burton'a Britanya yakışır
Tim Burton da ilhamı daha çok Amerikan gotiğinde bulsa da Victoria Britanya'sının çekiciliğine karşı koyamayanlardan. Yönetmenin son animasyonu (kilden kahramanlar) Corpse Bride/Ölü Gelin'in mekânı 19. yüzyıl Britanya'sı. Johnny Depp tarafından seslendirilen talihsiz damat Victor ve Helena Bonham Carter'ın sesiyle Ölü Gelin, Victoria dönemi kasvetinden besleniyorlar. Burton'ın yolunu bir kez daha Britanya'ya düşüren Charlie and the Chocolate Factory/Charlie'nin Çikolata Fabrikası, takipçisi bol çocuk edebiyatı yazarlarından Roald Dahl'ın eserinden uyarlama. Gerçi eksantrik Willie Wonka'nın (yine Johnny Depp) şeker ve çikolota içinde yüzen fabrikası, dünyanın her yerinde konumlanabilir ama esas çocuk Charlie'nin (Freddie Highmore) yoksul ailesi (üyeleri arasında yine Helena Bonham Carter var) kuşkusuz Britanyalı.
Çocuk edebiyatının sinemada Britanya fantezisine son dönem en ihtişamlı katkılarından biri ise The Chronicles of Narnia: The Lion, The Witch and the Wardrobe/Narnia Günlükleri: Aslan, Cadı ve Dolap. Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi'nin sinemadaki başarısından sonra C.S. Lewis'in klasik serisinin uyarlanmaması da düşünülemezdi. II. Dünya Savaşı'nda sığındıkları malikanede dolabın arkasında yeni bir dünya keşfeden küçük kardeşlerin bu son derece İngiliz hikâyesi, yine Britanya ağırlıklı bir oyuncu kadrosu takviyesiyle iki sene önce perdeye geldi. Devamı da yolda...
Britanya'nın çoğunlukla Victoria dönemi ya da II. Dünya Savaşı gibi daha karanlık çağlarla ilişkilendirildiği doğru. Ama bir de 1960'ların 'Swinging London' dönemi var ki o da tam tersi cıvıl cıvıllığıyla ilham kaynağı. Bu dönemin fanteziye armağanı, yoğun bir pop art etkisinin gözlemlendiği televizyon dizisi Avengers/Tatlı Sert. Şapkası, şemsiyesi ve takım elbisesiyle haza İngiliz beyefendisi ajan John Steed (Patrick Macnee) ve vücuduna yapışan kostümler içindeki dişi ekürisi Emma Peel'in (Diana Rigg) fantastik maceraları, 1998'de Uma Thurman'lı, Ralph Fiennes'lı, Sean Connery'li bir üstün yapımla yeniden canlandırılmaya çalışıldı. Ne var ki Jeremiah S. Chechik imzalı film, tüm albenisine rağmen senenin en kötü yeniden çevrim Ahududu'suyla ödüllendirilen bir hayal kırıklığından öteye gidemedi. Tabii ki bu başarısızlığın sorumluları, Tatlı Sert'in ekibindekiler. Zira bu ada, Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı dahil bunca filme verdiği ilhamı Tatlı Sert'ten mi sakınacaktı!