'Feyk-book'la yüzleşme face the fake-book!

Son günlerde ülkemizde de popülerleşmesiyle birlikte gittikçe artan Facebook konulu yazılar ve analizlerle karşı karşıyayız. Hemfikir olunan, Facebook'un insanların dolaşıp eski arkadaşlarını buldukları, tanıdıklara rastladıkları, yeni insanlarla tanıştıkları sanal bir mekân olduğu.
Haber: ASLI DURU / Arşivi
EVREN TOK / Arşivi

Son günlerde ülkemizde de popülerleşmesiyle birlikte gittikçe artan Facebook konulu yazılar ve analizlerle karşı karşıyayız. Hemfikir olunan, Facebook'un insanların dolaşıp eski arkadaşlarını buldukları, tanıdıklara rastladıkları, yeni insanlarla tanıştıkları sanal bir mekân olduğu. Ya da Dijital Çağda Arkadaşlık konferansında belirtildiği üzere günümüzün etkin bir statü aracı. Yaygın tanımlarına göre "sosyalleşme mekânı" olduğu ve siyasi içerikli grupların oluşturulduğu, aktivitelerin organize edildiği bir mekân olduğu da doğru. Medyada gittikçe artan analizler ve dönen tartışmalar, Facebook "gerçekliği"ni yargılamada biraz aceleci davranıyor. Sınırların hem bireysel hem de toplumsal bilincimize yerleşmişliği ve bunları yeniden üretme "ihtiyacımız" sınır kavramı üzerine kurulmayan, akışkan "zaman-mekân" (spatio-temporal) deneyimlerinin gerçekliğini tanımamızı adeta engelliyor.
Nasıl bir mekânsal deneyim?
Mekân teorilerinden hareketle Facebook'un kendine özgü bir "zaman-mekân" deneyimi yarattığını düşünmek mümkün. Deyim yerindeyse, sanalın, alışılmış gerçeklikle kesiştiği bir ara yüz. Facebook doğası gereği sınırları belirgin olmayan ve akışkanlıkların egemen olduğu bir mekân. Peki böyle bir mekânda toplumsal olarak nasıl bir gerçekliğin içindeyiz? Bilinen yönleriyle 30 milyon kullanıcı, günde eklenen 150 bin kişi ve yaklaşık 10 milyar dolar fiyat biçilen, hızlı metalaşan bu ürünün üzerin(d)e yaratılan gerçeklik nasıl bir mekânsal deneyim vaat ediyor? Bu bağlamda, Facebook'u analiz etmek, bilindik ve yeni "zamansallık ve mekânsallıklar" üzerine daha hassasiyetle eğilmenin aracı olabilir mi?
Alice Mathias, New York Times'daki yazısında Facebook kullanıcıları için "feyk-book" nesli ifadesini kullanmış. Sitenin kurucusu Mark Zuckerberg'e göre sitenin kuruluşunun ardında kutsal bir sebep yatıyor. İnsan ilişkilerinin sosyal bir grafiğini yakalamak isterken yapılan bu kutsallık atıfı bir dönemlerin dünyayı (ve mekânı) haritalandırmanın uğraşı içindeki "kaşif" coğrafyacıları çağrıştırıyor. Karl Marx, Grundrisse'de (1857), kapitalizm içinde varolan bir eğilimden bahsediyordu. Marx'a göre zaman, mekânı yok ediyordu ve bu şekilde kapitalist süreçlerin devamlılığı sağlanıyordu. Zaman ve mekân arasında öngörülen bu hiyerarşi, 1970'lerden itibaren mekân üzerine çığır açan çalışmaları olan David Harvey'nin öncü müdahaleleriyle mekân lehinde dönüştü. Başta coğrafya olmak üzere mekânsal duyarlılığı olan veya gelişen tüm alanlarda daha özelleşmiş mekânsallık okumalarına varıldı. Sermaye, zaman ve mekân kavramsallaştırmalarında deneyimi anlayabilmek için geliştirilen yeni kavram "zaman-mekân" olarak gündemde. Buna göre, sermaye tekelindeki zamanla durgun mekânda keşifler ve tercihler yapmıyor. Teknolojik süreçlerle mekân da eş-anlı farklı zamansal deneyimler sunarak çoklu gerçekliklere muktedir. Dolayısıyla artık kavramlararası sınırlarla değil, birlikteliğiyle ve bu çoklu süreçlerle anlaşılabilecek bir dünyadayız denilebilir. O halde Facebook'u da bu özgün zaman-mekân deneyimlerinden biri olarak düşünebiliriz.
Özgün bir zaman-mekân deneyimi
Bu özgün ara yüzde, Facebook uygulamalarını indirerek mekânınızı döşeyebilir, özelleştirebilirsiniz. Burayı okuduğunuz kitaplar, sevdiğiniz filmler, fotoğraflar ve süs bitkileri, akvaryumlar; çay, kahve veya rakı sofrası gibi ev/yer çağrışımı kuvvetli öğelerle sanal bir "siz" deneyimine dönüştürmek "an" meselesi. Tüm bu "an"lar seyircileriniz tarafından seyrediliyor. Her hareketiniz, eklediğiniz yeni arkadaş, katıldığınız gruplar, yaptığınız yorumlar, fotoğraflar "arkadaş haberleri" şeklinde tüm anonim izleyicilerinize ulaşıyor.
Facebook, belki de bir sosyal iletişim ağı olmaktan ziyade farklı insanların, kendilerinin başrolünü oynadıkları hikâyelerini devamlı olarak aktarmaktan öteye gidemiyor. Facebook'un hayatlarımızı anonim bir sahne oyununa döndüren, ilişkilerimizi komedi rutinine çeviren bir monolog olması veya sanal dönem gençliği için bir kaçış teşkil etmesi de muhtemel saptamalar. Ancak burada önemli olan başka bir konu, kaçış tanımlamasının bile hemen devamında "nereye" sorusuyla deneyimin mekânsallığını çağrıştırıyor ve bu yeni "zaman-mekân" deneyiminin özgün, kaygan gerçekliğine işaret ediyor.

EVREN TOK: Carleton Üni., doktora