Filistin'in Mandelası

Filistin'in Mandelası
Filistin'in Mandelası
Mervan Berguti 2002'den beri ve çoğu tecritte olmak üzere, İsrail hapishanelerinde yatıyor
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Nelson Mandela’nın cenaze töreninde Afrika’nın bütün devlet başkanı veya başbakanlarının hazır olması, anlamlıydı. Bir o kadar anlamlı olan Batı dünyasının görevdeki siyasal liderlerinin yanında, eski liderlerinin de orada bulunmayı bir görev olarak görmesiydi. ABD’nin Obama ile birlikte Clinton ve Bush tarafından temsil edilmesi, örneği ender olan bir saygı ve övgü işaretiydi. 2013 Aralık ayı başında Güney Afrika’ya, Mandela’nın cenaze törenine hangi devletler hangi seviyede temsilci gönderdi diye bakınca, Türkiye ’nin ne cumhurbaşkanı ne de başbakan seviyesinde temsil edilmemiş olması dikkat çekiyor. Nedeni ne olursa olsun, Türkiye’nin başbakan yardımcısını bu törene yollamış olması, zihnen kendi içine kapanmanın anlamlı bir işareti. Belki Türkiye’nin kibirli devlet geleneğinin takipçileri, 1991’de kendisine verilen Uluslararası Atatürk Barış Ödülü’nü reddettiğini hâlâ unutmadılar. Ya da Mandela 1990’larda “Biz Afrika’da derimizin rengi nedeniyle eziliyor, dışlanıyoruz, Kürtlerin yaşadıklarına ilgisiz kalmamız düşünülemez” demiş olduğu içindir bu. Belki de sadece Türkiye’de siyaset bütünüyle kendi içine kapandığı, dünyaya taşralı kaldığı içindir.
Mandela’nın cenaze töreni, Mandela ile kıyaslanan başka halk önderlerinin yıllardır hapiste olduklarını da hatırlattı. Bunlardan biri, elbette Öcalan. Öcalan’ın Kürtlerin Mandela’sı olduğu iddiasına önce Kürtlerin bir kısmı itiraz ediyor. Dünyadaki genel kanaati ise, Mandela’nın ölümü sonrasında Guardian’da yayımlanan başyazıda geçen kısa paragraf özetliyor: “Bulunduğu ada hapishaneden destekçileri üzerinde istisnai bir çekim gücünü korumayı başarmış, hatta eşit konuma benzer bir durumda şimdi Türk hükümetiyle pazarlık yürüten Kürt lider Abdullah Öcalan ile Mandela arasında uzak bir paralellik kurulabilir. Ama bir tapınmaya benzeyen Öcalan takipçiliği, Mandela modelindekinden farklı. Öcalan, kendisinden korkulan ve tapılan, Mandela ise saygı duyulan ve sevilen kişiler.”

Berguti’nin direnişi

İçinde büyük bir gerçeklik payı olmalarına rağmen, bu karşılaştırmaların aynı zamanda bu kişilerin konumlarını da dikkate almak gerekiyor. Mandela yüzyıllardır ezilen, sömürülen ve bulundukları toplumda nüfusun yüzde 90’ını oluşturan Güney Afrikalı siyahların lideri olarak, siyahların beyazlarla eşitlik mücadelesini verdi. Tek talebi siyahların beyazlarla eşit koşullarda serbest seçimlere katılmasıydı. Toplumun ezici çoğunluğunun temsilcisi olarak beyazlara eşitlik elini uzattı. Öcalan ise Türkiye’de, küçük değil ama çok da büyük olmayan bir azınlık etnik kimliğinin eşit tanınma mücadelesinin önderi. Bu konum farkı, her ikisinin kişilik özellikleri ve sosyal kökenleri arasındaki farktan da daha önemli bir mesafe yaratıyor.
Bugün Filistinlilerin Mandelası konumunda olan Mervan Berguti de 2002’den beri ve çoğu tecritte olmak üzere, İsrail hapishanelerinde yatıyor. Mandela’nın ölümü sonrasında Tel Aviv’in kuzeyinde Hadarim hapishanesinin 28 numaralı hücresinden Mandela’ya hitaben yazdığı mektupta, “Sevgili Madiba, hücremden size diyorum ki, bizim özgürlüğümüzü kazanmamız mümkün görünüyor, çünkü siz başardınız diyor ve devam ediyor: “Apartheid Güney Afrika’da kazanamadı, Filistin’de de kazanamayacak. (...) Sen başardın biz de başarabiliriz.” Hatırlatalım: Atatürk Barış Ödülü’nü reddeden Mandela, 1997’de, “Filistinliler özgürlüklerine kavuşana kadar, kendisinin özgürlüğünün eksik kalacağını” söylemişti.

İntifadaların önderi

Bugün fotoğrafları Batı Şeria ile İsrail arasındaki utanç duvarının Filistinlilerin yaşadığı yüzünde asılı olan 54 yaşındaki Berguti, ilk kez 18 yaşında “terör örgütüne üye olma” suçundan hapse girdi. El Fetih’in gençlik örgütü Şabiba’yı kurmuştu. Hapiste, şimdi çok iyi konuştuğu İbranice’yi öğrenip üniversite eğitimine başladı. Hapisten çıkınca, Birzeit Üniversitesi öğrenci birliği başkanlığına seçildi. Şiddet yerine barışçıl mücadele yanlısı olarak, 1987’deki Birinci İntifada’da ön planda yer aldı. İsrail ordusu aynı yıl Berguti’yi tutuklayıp Ürdün’e sınırdışı etti. Berguti Batı Şeria’ya yeniden, Oslo görüşmeleri sonrasında, 1994’te dönebildi. El Fetih’in Batı Şeria’da genel sekreteri oldu. Bu arada El Fetih’in gençler arasında daha popüler olan bir kolu, Tanzim’in kurucuları arasında yer aldı. Dini referansları kullanmayan Tanzim’in içinde İsrail ordusuna karşı ve İsrail içinde silahlı eylemler yapma taraflısı bir grup da vardı. Ariel Şaron’un 2000’deki meşum provokasyonu sonrası başlayan İkinci İntifada’nın da yöneticilerindendi doğal olarak.
Berguti, silahlı mücadelenin Filistin halkı üzerinde oluşan o büyük baskı ve aşağılamanın karşısında birincil değil ama destek yöntemi olduğunu savunuyordu. Siyasal müzakerelere, şiddet içermeyen mücadele yöntemlerine öncelik vermesiyle tanınıyordu. Başka bir deyişle asker değil, diplomattı. 2001’de bir suikastten sağ çıktı. 2002’de ise İsrail ordusu onu Ramallah’ta tutukladı. Tanzim’in yaptığı iddia edilen sivillere yönelik suikast eyleminde ölen üç İsrailli sivil için beş kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Çıkarıldığı mahkemeyi gayrimeşru bulduğunu ilan ederek, savunma yapmayı reddetti. Mandela’nın 1963’te Rivonia’da mahkemede yaptığı gibi, mahkemeyi İsrail’in işgal politikasını ve yaptırımlarını teşhir etme kürsüsü olarak kullandı. 2006 yılında, Hamas dahil, hemen hemen bütün Filistinli örgütlerin imzaladığı Filistinli Tutsaklar Bildirisini hapishaneden yayınlayıp, Filistinli güçler arasında ateşkes sağlanması ve İsrail’in 1967 sınırına çekilmesi talebinin, Hamas dahil tüm Filistin örgütleri tarafından kabul edilmesini sağladı.

Aynı nakarat

Bugün Mervan Berguti, İsrail yönetiminin temsilcilerinin hücresinde ziyaret edip görüştükleri, danışıp müzakere ettikleri, Filistinli gençler arasında tek lider konumunda olan bir şahsiyet. Serbest kaldığında Mahmud Abbas’ın yerini alacak olması, güçlü bir ihtimal. Kendisinin Filistinlilerin Mandelası olarak anılmasına İsrail hükümeti sözcüleri, “ama o terörist, elinde masum sivillerin kanı var” diye tepki gösterirken, Güney Afrika’da 1970’lerde Apartheid yönetimi sözcülerinin Mandela hakkında söylediklerini tekrarlıyorlar.
Berguti’nin Filistinlilerin Mandelası olup olmayacağını serbest kalınca izleyeceği politika belirleyecek. Mandela’yı sadece Güney Afrika’da değil dünyada farkların birlikte, eşitlik içinde yaşaması idealinin simgesi yapan, sadece müzakere sürecindeki tavrı değil, serbest kaldıktan sonra yürüttüğü politika oldu.