Freud'un kirpisi

Freud'un kirpisi
Freud'un kirpisi

Freud?un kirpisi.

Freud'un kulübesinin kapısını kıkırdayan iki kız çalar. Onlarla giderse, tepedeki kirpiyi görebileceğini söylerler. Freud, gitmek zorunda hisseder kendini...
Haber: BARIŞ YARSEL - edit@futuristika.org / Arşivi

Sigmund Freud’un, oklu kirpi takıntısının peşine Amerika’ya yaptığı gezinin onda bıraktığı etki ile Türkiye’de son dönemde toplumsal bir cinnete yaklaşan halimiz arasında ne gibi bir ilişki olabilir? Bahçelerde tek tük karşınıza çıkmaya devam edecek kadar şanslı bir oklu kirpi görürseniz, ona dikkatle bakın, size Türkiye’yi anlatıyor.

Doktor Sigmund Freud, 1909 yazında bir gün, Viyana Berggasse 19 numaradaki ev-ofisinde purosunu yakıp aniden şöyle söyledi: “Amerika’ya gideceğim, vahşi oklu kirpileri görüp, birkaç da konferans vereceğim.” O an herkesi şaşırtmış oldu. Çünkü Freud, Amerika’ya daha önce hiç gitmemişti ve oradan ne kadar çok nefret ettiğini her fırsatta dile getiriyordu. Freud şöyle devam etti: “Büyük hedefleriniz varsa, dikkatinizi fazla gayret gerektirmeyen ikinci bir hedefe yoğunlaştırmak, korkunuzu azaltır.” Böylece, Freud’un has müridi Ernst Jones’un aktardığına göre, “kirpiyi bulmak”, Freud ve çevresinin kavramları arasındaki yerini aldı.

Kirpinin Freud’un aklına düşmesinin nedeni, Arthur Schopenhauer’in 1851’de yayınladığı Parerga ve Paralipomena: Kısa Felsefi Denemeler adlı eserinin ünlü 396. bölümünün bir kısmıdır. Schopenhauer bu bölümde kirpilerin soğukta kaldığı bir anda karşılaştıkları ikilemi anlatır:
“Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı. Az sonra, oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaştılar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilemi, aralarındaki uzaklık, her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya kadar sürdü. İnsanları biraraya getiren, iç dünyalarının boşluk ve tekdüzeliğidir. Ters gelen özellikler ve tahammül edemedikleri hatalar onları birbirinden uzaklaştırır. Sonunda, birarada varolabilecekleri, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşurlar. Bu uzaklıkta duramayanlara, İngiltere’de ‘keep your distance!/mesafeni koru!’ denir. Bu noktada, çevrenin sıcaklığını hissetme arzusu kısmen karşılanır ama, buna karşılık okların acısı hissedilmez. Kendi iç sıcaklığı çok yüksek olanlar ise, ne sıkıntı vermek, ne de sıkıntı çekmek için, topluluklardan uzak durmayı tercih ederler.”

Schopenhauer’in yazdığı bu bölümün bir kısmı, daha sonra Sigmund Freud’un 1921’de yayınladığı Grup Psikolojisi ve Ego’nun Analizi adlı eserinde dipnot olarak yer bulur. Freud, ana-oğul dışında tüm insan ve grup ilişkilerinde gözlenen çatışmayı açıklamaya çalışırken “Schopenhauer’in ünlü donan oklu kirpi benzetmesindeki gibi, hiç kimse, komşusuna fazla yaklaşmaya katlanamaz” der ve yukarıdaki dipnotu verir. Freud’un hayatı boyunca cevaplamaya çalıştığı asıl soru, “Çok fazla olması için, ne kadar çok olması gereklidir? Ne zaman yeter der insan? Ne zaman çizgi aşılır? Hayatta kalma güdüsünün sınırı neresidir?” Oklu kirpi, Freud’u sorularıyla lanetlemiştir.

Freud’un Amerika yolculuğuna dönersek, buradan kendisine gelen davetleri önceleri geri çevirdiğinde, aslında psikanalizin geleceğinin Yeni Dünya’da olduğunun farkındaydı. Ancak bu ülkeyi dev bir dolar işareti olarak gördüğünü söyledi hep. Sonraları, Amerika’dan döndüğünde, “Amerika bir hata” dedi, “Devasa bir hata da olsa, nihayetinde bir hata.”
Sonunda Freud Amerika’ya vardığında, Çin mahallesinde otantik yemekler, Kıbrıs antikacısında kendini kaybetmek gibi turistik güdülerin haricinde, herhangi bir oklu kirpiyle karşılaşmadı.

Kirpi yerine, Freud’un verdiği konferanslardan birini izleyen ve oldukça heyecanlanan, o zamanlar 65 yaşında olan ve ABD’nin ilk nöroloji kliniğini açarak tarihe geçen James Jackson Putnam, Freud’u Putnam’daki çiftliğine davet etti. Freud, çok istediği oklu kirpiyi göreceğini bilmeden, böylesine önemli bir adamın yanında yer almasının önemini düşünüp daveti kabul etti.

Freud ve Amerika gezisinde beraberinde yer alanlar (meslektaşları Jung, Ferenczi ve Jones) çiftlik ziyaretlerinde, masa üstü oyunu oynadılar, ateş başında şarkı söylediler ve uzun, bitmek bilmez sürelerde yemek yediler. Bunlar, o dönemin standart beyaz Anglo Sakson Amerikan vatandaşlarının (WASP) tatillerini geçirme şekliydi. Freud, ünlü “Amerikafobi”sini unutmuş gibiydi.

Sonunda kirpisini buluyor
Çiftlikte, Freud’un, küçük kulübesinin kapısını kıkırdayan iki genç kız çalar. Onlarla giderse, tepedeki kirpiyi görebileceğini söylerler. Freud, devamlı kıkırdayan kızların halinden rahatsız olsa da, gitmek zorunda hisseder kendisini. Böylelikle Freud ile birlikte, kulübeyi paylaşan Jung ve Ferenczi, kızlarla tepeye çıkmak üzere yola koyulurlar. Sonunda kirpiyi bulacakları yolculuğun kısa olacağı söylenmiştir kendilerine. Yolculuk gayet uzun ve yorucu olur. Sonra, tepeye yaklaştıkça, bir koku karşılar onları. Kızlar isterlerse dönebileceklerini söyler, ancak Freud devam etmek ister. Böylesine beklediği kirpi arayışını, bir iki ergen kızın onu “kafalamasıyla” bitirecek değildir. Koku gittikçe dayanılmaz olur. Ve nihayet, tiksindirici kokunun eşliğinde, Freud kirpisiyle karşılaşır. Kirpi sineklerden görünmez olmuştur. Bir anlık duraksamadan sonra Freud, kirpi leşine doğru yürür, dürter. Arkadaşlarına “Ölmüş” der.

Freud’un, Amerika’da çok istediği kirpiyle değil, kirpinin çürümüş leşiyle karşılaşması onu nasıl etkiledi? Düşüncelerine, Amerika hakkındaki fikirlerine nasıl bir yönlendirmede bulundu? Bunları bilmek kolay değil. Ancak Freud, beş saat süren dönüş yolculuğunda, çiftlikte Putnam’ın ona bronz bir oklu kirpi heykelciği hediye etmesiyle şaşırdı kuşkusuz. Putnam’ın, neredeyse yaban hayatın ortasında bronz heykeli nereden bulduğu tam bir muamma.

Freud, Avusturya’ya dönüşünde, kendisine hediye edilen 10-15 santim uzunluğunda, sırtı dimdik oklarla kaplı, metal kirpi heykelciğini, masasına, kültablasının arkasına, antik biblolarının arasına koydu. Nazilerin Avusturya’ya gelişiyle, kendisi de bir Yahudi olan Freud’un olacakları anlayıp Londra’ya taşınması sonrasında, artık bir müze olan Freud’un evinde, bugün hâlâ yazı masasının üzerinde bu kirpi bulunuyor.

Türkiye’nin sosyal hayattaki faşizm refleksi
Ancak Freud’un aklına oklu kirpiyi sokan ünlü Alman filozof Schopenhauer olsa da, bugün hâlâ Freud’un Londra’daki müze-evini ziyaret edenlerin, belki de çoğunlukla fark etmediği bu metal kirpi, hem Freud’un uzun çabalar sonucu nesneye büründürdüğü metaforuna hem de bu çabalarının ödülü olan mutlu sessizliğe ortak olarak öyle durur. Freud, eşler ve arkadaşlar arasındaki çatışmayı anlatırken, komşu köylerin rekabetini, bir mikro milliyetçilik huzursuzluğunu ortaya koyarken, İngilizlerle İskoçlar, beyazlarla siyahlar, Almanlarla Yahudiler arasındaki tahammülsüzlüğü anlatırken, düşüncelerini hep oklu kirpi metaforu üzerine kurmuştur.

Bugün, her geçen gün birbirimizi çekilmez bulduğumuz, nefret ettiğimiz bu ülkede, kiminin dini dayatması kiminin seküler zorlamasıyla birbirimizi yerken, insanın en acı günahı olan faşizmin verdiği tahribatı fark etmeden, “soğuk bir kış sabahı, donmamak için birbirine yaklaşan oklu kirpiler” gibiyiz.

Birbirine tahammül edemediğimizden yan yana gelmek istemediğimiz gibi, genlerimize işlemiş olan sosyal birlik refleksiyle “diğeri” olmadan da yapamıyoruz. Bir yandan aynı fikirde olmadıklarımızdan nefret ederken, öte yandan herkes bizim görüşümüzü kabul etsin istiyoruz. Yukarıda aktarılan kirpilerden farkımız ise, sonunda, birarada var olabileceğimiz, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşmak yerine, kendi iç sıcaklığı çok yüksek olup ne sıkıntı vermek, ne de sıkıntı çekmek için, topluluklardan uzak durmayı tercih edenlerin gırtlağına toplum olarak basıyoruz. Oklu kirpiler kadar sosyal birliktelik oluşturamayan toplum, ısınmak için yaklaşan diğerine dikenini tüm hırsıyla saplıyor. Faşizm, iki kirpi arasındaki ilişkide başlıyor.

BARIŞ YARSEL: Futuristika editörü

Kaynakça:
The Porcupine Illusion, George Prochnik, 2007
Kirpinin Dayanılmaz Cazibesi, Sevil Atasoy