Gazze "toplama kampı"na dönerken

Gazze "toplama kampı"na dönerken
Gazze "toplama kampı"na dönerken

27 Aralık 2009?da bombalanmaya başlayan Gazze?de bir yıldan sonra değişen bir şey yok. İsrail bombaları en çok çocukları etkilemişti.

Obama yönetimi, Bush'a oranla İsrail'e mesafeli olmasına rağmen, yeni bir politika geliştirmiş değil. Elbirliğiyle Gazze'yi bir "toplama kampına" dönüştürüyorlar
Haber: METE ÇUBUKÇU / Arşivi

1990’larda Şimon Peres ve İtzak Rabin “Gazze’yi denizin dibine yollamaktan” söz etmişti. Geçen yıl, 2009’un son günlerinde, 27 Aralık’ta bunun sadece bir temenni olmadığını gördük. Gazze denizin dibine yollanamadı belki ama Filistinliler beteri ile karşılaştı. Rabin ve Peres’in bu arzusunun asıl nedeni sonradan kavranacaktı: 1948’de topraklarından kovularak Gazze’ye “tıkıştırılan” Filistinliler orada oldukça, İsrailli liderler bu manzaradan hep rahatsız olacaklar, Gazze onlara “toplama kamplarını”, kendi geçmişlerini hatırlatacaktı. Gazze orada durdukça geçmişte yaşadıkları travmayı aşamayacaklarını biliyorlardı sanki. Gazze’ye özgürlük vererek bu travmayı aşmak yerine denizin dibine yollayarak rahatlamak da İsrailli liderlerin bir çelişkisiydi. Belki de geçmişte kendilerine reva görülenlerin benzerini Filistinlilere uygulayarak yaşadıkları acıyı aşmaya çalışıyorlardı: Tersten okuyarak, psikolojide geçerli olan “korkularını aşmak için üzerine git” örneğinde olduğu gibi. 

Değişen bir şey yok
Dünya başkentleri bir yıl önce havai fişekler eşliğinde yeni yıla girerken, Gazze semaları da İsrail’in fosfor bombalarıyla aydınlanmıştı. Nasılsa dünya kendi derdindeydi, nasılsa kimseye hesap vermek zorunda da değillerdi. Hamas’ın roketleri bahane edilerek gerçekleştirilen son yılların en fütursuz saldırısının sonunda çoğu sivil olmak üzere 1400 kişi ölecek, 5 bin kişi yaralanacaktı. Bir yıl önce, orta şiddette bir deprem geçirmiş görüntüsü veren Gazze’de değişen bir şey yok.
Geçen yıl bu vakitler İsrail jetleri, topçusu, savaş gemileri dört bir koldan Gazze’yi bombalarken Siderot’un Gazze’yi gören tepelerinde toplanan “kendini bilmez” İsrail vatandaşları, bombaların düşüşünü sevinç çığlıklarıyla karşılıyordu. Oysa Gazze’dekilerin buna yanıt verme imkan ve kapasitesi yoktu. Haaretz gazetesinin vicdanlı yazarlarından Gideon Levy’nin tanımıyla, “İsrail ölüm oranlarını (bir İsrailliye karşı 100 Filistinli) ve ordunun bizim tarafımızdaki kayıpları engelleyecekse her şeyin yapılabileceğine dair yeni ve dehşet verici doktrinini benimsedi. Dünya, kendi kaderini tayin hakkına sahip olmayan ve abluka altında yaşayan mültecilerle onların çocuklarından oluşan sakinlerinin temel insan haklarından yoksun olduğu bir bölgeye bir demokrasi tarafından saldırıldığını biliyordu”.
Saldırıya gerekçe olarak gösterilen Hamas’ın roketleri İsraillileri korkutmaya, sığınaklara sokmaya yetiyordu. Güç dengesi kıyas kabul etmezdi, mitolojideki David ve Golyat sanki yer değiştirmişti. Ama Filistinli David hâlâ ayaktaydı. Hamas roketleri 10 kilometre ötedeki Aşkelon kentine düşerken, kimin kimi bombaladığını da tartışmalıydı. Bugün Gazze’de yaşayanların dedeleri, 60 yıl önce orada oturuyordu. Yani İsraillilerin “bizim” dedikleri topraklar, aslında onların değildi. 

İsrail’in amacı
Peki bir yılda ne değişti? Yanıtını Gideon Levy’ye bırakalım: “Bugün bir İsrailli olmak daha utanç verici. Zira İsraillilerin aksine dünya yaşananları gördü. Dünya, gelişip büyüyen Tel Aviv’den bir saat uzaklıktaki bu hapsedilmiş ve zayıflatılmış, çaresiz insanların İsrail’in cephaneliğinden kaçacak yer bulamadığı bölgede binlerce insanın öldüğünü, yaralıların bir klinikle ilkel bir hastane arasındaki ‘bir şey’e arabaların bagajında götürüldüğünü gördü. İsrail militanları hedef alıyordu ama ne hikmetse bombalar sivilleri öldürüyordu.”
Levy’nin dile getirdiklerine 22 günlük bombardımandan sonra Gazze’ye girebilen (İsrail olan bitenin duyurulmasını engellemek için medyayı bölgeye sokmamıştı) bu satırların yazarı da şahit olmuş ve şunları yazmıştı: “Cebel Seyit yani Seyit Dağı’nın eteklerindeki dönümlerce portakal ve limon bahçesinin kökünden tahrip edilmesinin ne anlamı olabilir ki? Filistinliler için toprağa bağlılık anlamına gelen ve yetişmesi uzun yıllar alan zeytin, portakal, limon bahçelerinin yok edilmesinin amacı nedir? Bölgede en basitinden, en hayati olana kadar tüm üretim tesislerinin vurulması, özellikle çimento fabrikalarının hedef alınması hatta kola üreten fabrikalara kadar bombalanması nasıl açıklanabilir? Ya öldürülen onlarca büyük ve küçükbaş hayvan, vurulan tavuk çiftlikleri? Tüm bunları biraraya getirince İsrail’in neyi amaçladığı daha net ortaya çıkıyor.” 

İşbirlikçiler
İsrail Gazze’deki Filistinlilere “bu topraklara ait değilsiniz” demek istiyordu. Dünyanın en fakir ve nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgesinde, özellikle çimento ve tuğla fabrikalarını hedef almıştı, bir daha ev yapamasınlar diye. Şehir merkezlerinde gelişigüzel apartmanlara ateş etmişlerdi, balkonlarda bulunan kadın ve çocuklar öldürülmüştü. Hatta, bu saldırı öylesi bir hal almıştı ki, İsrail kimseyi umursamadığını göstermek için BM Genel Sekreteri Banki Moon Kudüs’te basın toplantısı yaparken Gazze’de BM’nin yardım konvoyları bombalanmıştı. Ancak, 22 gün boyunca tonlarca bombayla Gazze’nin tüm altyapısının çökertilmesine ve 1,5 milyar dolarlık zarara rağmen, İsrail hedefine varamadı, Filistinliler ayakta kaldı. Ancak, bir yıldır değişen hiçbir şey yok. Gazze’de bir kilo çimento bulup evleri yeniden inşa etmek mümkün değil, ambargo devam ediyor. Hamas ve El Fetih arasındaki iktidar savaşından umutvar bir gelişme yok. Gazze’nin dünyaya çıkışını sağlayan Mısır sınırındaki Refah kapısı hâlâ mal ve hizmet geçişine kapalı. Mısır, Gazze halkının tek nefes borusu olan Refah sınırındaki tünellerle başa çıkamadığı için şimdi Amerikan konsorsiyumuyla sınıra demir bloklar yerleştirip kaçakçılığı önlemeye çalışıyor. Batı Şeria’daki utanç duvarı yetmezmiş gibi, şimdi de yeraltına demir duvar örülüyor. Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır gibi ülkelerin derdi Filistin filan değil. İran’ın ve bölgedeki Amerikan karşıtı yönetim ve örgütlerin ortadan kalkması. Ilımlı Arap ülkeleri denilen bu ülkeler, aslında düpedüz “işbirlikçi”. Ilımlı denilmesi de Amerikan ve İsrail çizgisi ile sorunu olmamasından kaynaklanıyor. Obama yönetimi, Bush’a oranla İsrail’e mesafeli olmasına rağmen, İsrail’in tutumuna karşı yeni bir politika geliştirmiş değil. Elbirliğiyle Gazze’yi bir “toplama kampına” dönüştürüyorlar. 

Goldstone raporu
Gazze’de bir Filistinli “O ağaçları yeniden dikeceğiz hepimizi öldürseler bile, bu toprakların bizim olduğunu onlara göstereceğiz. Buraların sahibi biziz, onlar işgalci. Hiçbir saldırı bu gerçeği değiştiremez” demişti. Son bir yılın en önemli adımı ise BM adına Richard Goldstone’un hazırladığı Gazze raporuydu. İsrail’in Hamas’la birlikte işlediği suçları ayrıntıları ile ortaya koydu. Siyonizme bağlı bir Yahudi ama öncelikle bir hukuk, adalet adamı olan Goldstone, raporunda İsrail’i mahkûm etti. Bu durum İsrail’de büyük fırtına kopardıysa da yine değişen bir şey olmadı. Mahmud Abbas yönetimi de bu raporu saklamak için elinden gelen yaptı. Zaten saldırılar sırasındaki sessizliği de manidardı. Hamas mı? Onlarca eleştirilecek yanı var. 2006’dan bu yana dünyadan izole edilmesi, Hamas’ın Gazze’de daha da kök salmasına neden oldu, Gazze’yi sosyal anlamda tanınmaz bir hale getirdi. Yönetim ikiye bölündü, mücadele zayıfladı. Filistin eski Filistin olmaktan çok uzak artık. Bu durum kimin işine geliyor dersiniz? 

METE ÇUBUKÇU: NTV Haber Müdürü