Gebertecek aşı!

Gebertecek aşı!
Gebertecek aşı!

Dr. Rauni Kilde.

Diyeceksiniz ki, adam bu kadar işin arasında domuz gribiyle uğraşıyor. Uğraşıyorum, çünkü "antiemperyalizm" kavramı kimi "solcu"larımız tarafından çok düşürüldü
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

Kasım’da Bodrum’dan dönüyoruz, eve çok yakın olan sağlık ocağının önünden geçerken indik ve (Sağlık Bakanını zor duruma düşürme pahasına olaya karşı çıkan) T. Erdoğan’a rağmen domuz gribi aşımızı yaptırıverdik.
Fakat Ankara’ya gelişimizin yaklaşık 10. günü, internette okuduğumuz haberlerle resmen yıkıldık. Çünkü bu aşıyı yaptırarak hem tıbbi olarak aldatılmışız hem de uluslararası emperyalizmin kurbanı ve aleti oluvermişiz. Basınımızda da çıkan ve İstanbullu bir öğretim üyesi tarafından da internete yansıtılan haberi sanal dünyadan özetliyorum: “Finlandiya Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde’den domuz gribi hakkında çok çarpıcı itiraflar. Kilde: ‘Dünya nüfusunun yarısını öldürmek istiyorlar’ dedi, dünya karıştı. Bu düşüncenin H. Kissinger’e ait olduğunu söyleyen Dr. Kilde, kararın 14-15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Bilderberg toplantısında alındığını belirtti ve ‘ABD hiçbir maddi kayıp yaşamadan hatta milyarlarca dolar kazanarak dünya nüfusunu 2/3 oranında azaltmayı hedeflemektedir’ diye konuştu. Finlandiya’nın eski Baş Tıbbi Yetkilisi (former Chief Medical Officer) olan Dr. Kilde ‘Özellikle hamile kadınların ve çocukların ilk önce zorunlu tutulması, aşının gelecek nesilleri hedeflediğini göstermektedir’ açıklamasında bulundu. Dr. Kilde: ‘Amerikan yönetimi ileride bundan doğacak herhangi bir sıkıntıdan dolayı ilaç şirketlerine bir sorumluluk yüklenmemesi için şimdiden önlemini aldı ve onları tüm sorumluluklardan muaf tuttu. Bu bile işin ciddiyetini göstermeye yeter’ dedi.”

İyi de, Dr. Kilde bir tuhaf
Bu haber Dr. Kilde’nin ciddiyetini de göstermeye yetiyor galiba. Bir kere, sevin veya sevmeyin, ABD öyle bir yerdir ki evinizin önünden geçerken birisi bacağını sakatlarsa, ömür boyu tazminat ödersiniz karları niye küremediniz diye. Geçen yıl (bakın, bu biraz fazla amma,) sahipleri tatile gitmiş bir eve Terrence Dickson adlı bir hırsız girdi, soyduktan sonra garajdan çıkarken garajın otomatik kapısını açamadı, geri dönüp girdiği yerden çıkmak istedi, garajla evi ayıran kapıyı da açamayınca ev sahipleri tatilden dönene kadar garajda kuru köpek maması ve Pepsi’yle sekiz gün geçirmek zorunda kaldı. Sonuç: Bunalıma girdiği için ev sahibini dava etti ve yarım milyon dolar tazminat aldı. (http://www.forumuz.biz/abdde-ilginc-davalardan-birkaci-t416424.html)
Hah, işte böyle bir ABD’den bahsediyoruz. Üstelik çoğu kimse bilir ki, Amerika’daki Gıda ve İlaç Yönetimi-FDA adlı kurum (Gelir Vergisi Kurumu IRS’le birlikte) ABD’nin en çekinilen resmi kuruluşudur. Bir ürünü yıllarca test eder. Üreticiler tir tir titrerler, yeni ürünlerine izin verilmeyecek diye. Bu kurum kalkacak, ilaç şirketlerine sorumluluk gelmesin diye “şimdiden önlem” alacak... Demek ki ya antiemperyalist Dr. Kilde fena cahil veya bu internet haberi fena işletiyor. Üstelik, bir mantık hatası, bir de bilgi eksikliği var: Dünyanın 2/3’ü ölünce büyük ilaç şirketleri iflas eder, bir; Başkan Obama biz oradayken aşı için sıra bekliyordu, iki (şimdi yaptırdı). 

Çok merak ettim
Tuhafıma gitti, internete baktım. Olay hakkında bulduklarımı paylaşayım. Siteler genellikle şu başlıkla veriyor: “Sizin Bilmenizi İstemiyorlar-Finlandiya’nın eski Baş Tıbbi Yetkilisi ifşa ediyor”. Aşı meselesi yeni bir hususmuş; Dr. Kilde’nin esas uğraştığı konular şöyleymiş (http://en.wikipedia.org/wiki/Rauni-Leena_Luukanen-Kilde): Kendilerine haber vermeksizin, insanların beynine mikroçipler yerleştiriliyormuş. Bu uygulama 1946’da bebeklerin kafatasına konulan elektrotlarla başlamış; ameliyatla ve yine izin almadan ilk çip 1974’te Ohio’da takılmış. O zamanlar 1 cm olan implantlar şimdi pirinç tanesine kadar küçülmüş. Damardan da verilebiliyormuş. İsveç’te mahkumlara uygulanıyormuş. B. Britanya hükümeti Prens William’a daha 12 yaşındayken uygulatmış ki, özel bir frekansla mikroçipine girebilecekler tarafından kaçırılırsa yerini bulmak mümkün olsun (aman, bu hususu bir daha okuyunuz). Bir tarayıcıyla bu mikroçipin üzerinden geçilirse “bip” sesi geliyormuş ve kişinin kimliği ekranda çıkıyormuş.
Bu teknolojinin askeri kullanımı da varmış. ABD’nin Milli Güvenlik Kurumu (NSA), 20 milyar bit/saniye hızındaki bilgisayarlarla düşman askerlerinin beynine girerek halüsinasyon gördürme olanağına sahipmiş. Bu teknoloji insanları “zombileştirilmiş katiller” yapmak için kullanılabilirmiş. Yani insanları (kendileri farkına varmadan ve de hatırlamadan) öldürmeye programlamak mümkünmüş. Tam da, bizim Derin Devlet’in faili meçhuller için arayıp da bulamadığı bir olanak!
Antiemperyalist Dr. Kilde’nin bir ilgi alanı daha bulunuyor: UFOculuk. Dünya dışı yaratıklar kendisinin hayatını üç kere kurtarmışlar. Biri otomobil kazası, ikincisi motorsiklet kazası, üçüncüsü bir geyiğin “enerji alanı tarafından itilerek” yola fırlatılması olayı. Önceleri bu kazaların bilincine varamayan ama bir hipnotizma seansı sonunda farkına varabilen Kilde, bu yaratıkların üç tür olduğunu ayrıntılarıyla açıklamış. Gösterdiği tanık, “Finlandiya’nın Los Angeles Konsolosluğu sözcüsü” Mirja Covarrubias. Ne ki, böyle bir gerçek kişinin varlığı tartışmalı. Çünkü “X-Dosyaları” adlı Amerikan TV dizisinde kahramanın adı da Marita Covarrubias.

AB’nin Türkiye’yi bölmesini bile geçti!
Aslında, bir araştırmacıya bu kadarı kâfidir. Ama bendeniz huysuz virjin olduğumdan, eskiden tanıdığım bir Finli akademisyen arkadaşı aradım. Şu cevap geldi: “Sevgili Baskın, Rauni-Leena Luukkanen-Kilde (tam adı budur) Finlandiya’nın en kuzeyinde önemli bir görevdeydi. 1985’te geçirdiği bir kazadan sonra ayrıldı ve 87’den sonra mesleği bıraktı. Hayır, sağlık bakanı hiç olmadı. Hayır, ‘Baş Tıbbi Yetkili’ de değildi; ülkemizde böyle bir makam yoktur. Kendisini komplo teorilerinden, UFO meselelerinden ve mikroçip konularından tanıyorum ve biraz uçuk buluyorum.”
Aşıya karşıdır diye biz T. Erdoğan’a anlaşılan fazla yüklenmişiz; meğer neler varmış.
Burada esas önemli olan, Dr. Kilde’nin, bizde kendini “solcu” diye tanıtan ulusalcıların antiemperyalizmini çok andırması. Hatırlarsanız, bir ara internette şu e-posta dolaşıyordu, herkes birbirine “lütfen gönderebildiğiniz kadar çok kişiye gönderin” diyerek dehşet içinde “17 Aralık 2004 Brüksel Zirve bildirisi md. 23” diyerek forward edip duruyordu: “Başkanlık sonuçları. Md 23: ‘Müzakere sırasında Türkiye birkaç devlete bölünürse veya Güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti kurulursa, yeni bir karara gerek olmaksızın, onlarla da müzakere yapılacağını’...”
Geçen hafta, at-kelebek kompozisyonuna bu denli yaklaşan bu cehalet-saflık kompozisyonu, Ankara Üniversitesi e-posta grubuna da (iyi ki, konuyla tamamen ilgisiz bir hoca tarafından ve bu sefer üçüncü defa) yollandı. Allah demekten başka çare yok. Çünkü ne uluslararası ilişkiler tarihinde böylesi bir madde yazılmıştır, ne de o tarihte böyle bir zirve toplantısı var. Zaten, bu sefer gelende tarih belirtilmemiş. Yani, maddeyi imal eden ulusalcılarımız bu sefer daha “ihtiyatli” davranmışlar.
Şimdi diyorsunuzdur ki, bu adam bu kadar işin arasında domuz gribiyle uğraşıyor. Uğraşıyorum, çünkü “antiemperyalizm” kavramı kimi “solcu”larımız tarafından buralara kadar düşürüldü. Rezil rüsva edildi. Onun için uğraşıyorum.