Geleceğin izleri

Geleceğin izleri
Geleceğin izleri
Kürt müziğine iki isim daha eklendi: 'P!a'yla Mehmet Akbaş ve 'İz'le Taylan Yıldız
Haber: NAİM DİLMENER / Arşivi

Kürt müziğinde hareketlilik sürüyor. Başını Koma Denge Azadi, Agire Jiyan, Çar Newa, Nilüfer Akbal gibi isimlerin çektiği değişme, farklılaşma ve çeşitlenme hareketi, daha sonra da Koma Denge Azadi’nin kadrosundan Mehmet Atlı, Rojin, Dodan ve Jan Arslan gibi isimler tarafından layıkıyla sürdürülmüştü.
Bu halkaya iki yeni isim daha eklendi: Mehmet Akbaş ve Taylan Yıldız. Yıldız’ın anadili Zazaca. Hem bu dilde hem de başta Kürtçe olmak üzere, başka dillerde şarkı söylüyor. Her ikisi de denemekten korkmayarak, yukarıda sayılan isimlerin izinden gidiyor ve “Marş- muhalefet şarkısı-kahramanlık türküsü” gibi bir üçgene hapsedilmiş Kürtçe müziğe yeni bir ruh vermeye, yeni bir yapı kazandırmaya çalışıyor.
Her iki ismin de bu niyetlerini gerçekleştirdiklerini, yapmaya çalıştıkları konusunda zoru başardıklarını söylemek mümkün. Akbaş’ın P!a ve Taylan Yıldız’ın Reçhe/İz albümlerinin, daha çok yeni olmalarına rağmen, şimdiden yol açacak ve yön belirleyecek bir özelliğe sahip olduklarını söyleyebiliriz. Tıpkı Dodan’ın, bir iki yıl evvel çıkan ‘Şabun’ albümünün, başkalarına yol açtığı, yön belirlediği gibi. Dodan, daha bu ikinci albümü çıkmadan, Okan Bayülgen’in programına konuk olmuş ‘Neçe’ adlı şarkısını seslendirmiş ve herkesi çok şaşırtmıştı. Bir yandan şarkı çok sevilmiş ve alkışlanmış ama bir yandan da “Şimdi bu dilde caza ihtiyacımız mı var?” şeklinde özetlenecek gerici itirazlarla yolundan alıkonmaya çalışılmıştı.
Ama albüm çıktı, sevildi ve “mihenk taşı” oldu. Bu albüm sonrası, “farklı bir Kürtçe müzik ” peşinde olanlar daha cesaretlendi, daha dik durarak çalışmalarını sürdürdü. 

Farklılığa güven 


Mehmet Akbaş’ın ilk albümü ‘P!a’, riskli sayılabilecek bir biçimde, iki disk olarak yayımlandı. Belli ki firması Kalan, Akbaş’ın farkını açık bir biçimde görmüş ve riski üstlenmekten çekinmemiş. Yılların Kalan’ını, giderek zorlaşan ekonomik şartlar, giderek çöken müzik endüstrisi ve benzeri yapısal gelişmeler belli ki hiç ilgilendirmiyor. Onlar yollarına doğru bildikleri biçimde devam ediyor, desteklenmesi gereken sanatçıyı buluyor, şartsız destekliyor.
Firmanın bülteninde “avangart” olarak tanımlanmış Akbaş’ın müzikal kategorisi ya da sound’unu isimlendirmek pek mümkün değil aslında. O kadar farklı ki, dinlenmeye başlandığında içine kolay kolay nüfuz edilemiyor bile. Ama Kalan’ın tanımlamak için seçtiği başlık gayet toparlayıcı. En azından, Akbaş’ın yaptığı müziğin bizzat kendisini değil de, niyet ve hareketini. İki disklik albümün iki ayrı ismi, iki ayrı kadrosu var. ‘The Istanbul Session’ olarak adlandırılmış ilk albümün mimarı Erdem Helvacıoğlu. Yurtdışında yere göğe konamayan ve bir tür “öncü” kabul edilen Helvacıoğlu’nun, bu tür teklifleri kolay kolay kabul etmediği biliniyor. İşin içinde “ihtilal” yapılabilecek bir şeyler yoksa, uzak duranlardandır. Akbaş’a ve müziğine belli ki güvenmiş. 

Beş farklı dil ve lehçe 


İlk diskin en büyük sürprizi İranlı Sussan Deyhim ile yapılan düet. ‘Hediyeh’ adlı bu şarkı, diskin tamamı olağanüstü olmasına rağmen, sıyrılıp öne geçebiliyor. ‘The Cologne Session’ adlı ikinci diskin altındaki imza ise Phillpp Bardenberg. Yurtdışında ve ağırlıklı olarak yabancı müzisyenlerle kaydedilmiş bu disk de, Akbaş’ın yapmaya çalıştıklarını desteklemiş; ancak ilk diske nazaran daha hafif ya da daha popülist kaldığı da söylenebilir. Birbirinden ayrı iki aranjörün, hem de farklı yer ve zamanlarda, farklı müzisyenlerle yaptıklarınının, bir biçimde ayrı düşebileceklerini düşünüyor insan ama değil. Ne istediğini çok iyi bilen Akbaş, belli ki çerçeveyi sağlam çizmiş, işi sıkı tutmuş. İkinci diskten de Ajda Pekkan’ın ‘Baksana Talihe’nin Kürtçesi ‘Şadi’ öne çıkıyor. Bu kadar oryantal bir şarkıyı, albümün temel özelliklerinden olan rock’a çekmek (en azından civarından geçirmek) için büyücü olmak gerekir ki, albümün kadrosu galiba da büyücü. 

Yol verin dağlar 


Dersimli Taylan Yıldız’ın ‘Reçhe/İz’i de nevi şahsına münhasır bir albüm. İlk müzik tecrübelerini İstanbul ’daki Dersimliler Derneği’nde elde etmiş sanatçı, daha sonra da Verva Roz adlı grupta solistlik yapmış. Yıldız da Akbaş gibi, çokdilli. Kendi dili dışında Türkçe, Ermenice, Lazca şarkılar seslendirmiş bugüne kadar.
Sekiz şarkılık albümün altı şarkısı bizzat Yıldız’ın kendisine ait. Karacaoğlan’dan Musa Eroğlu’nun bestelediği ‘Yol Ver Dağlar’ ve Hüseyin Doğanay’ın ‘Lilo’ şarkıları da, repertuvarı tamamlayan diğer şarkılar. Bu albüm de tepeden tırnağa farklı ve iyi. Tepe noktasına ise en sonda ‘Yol Ver Dağlar’la ulaşıyor. İnsan ruhu konusunda iki bilirkişi Karacaoğlan ve Eroğlu’nun şarkısı, Yıldız’ın sesiyle kayaları, dağları delebilecek bir şarkıya dönüşmüş.
Gelecek kolay sezilebilen bir şey değildir. Haydi sezdiniz, kolay kuramazsınız. Yıldız ve Akbaş’ın albümleri bu uğurda yoldaşlık edebilir hepimize, en azından isteyenlerimize.
Mehmet Akbaş/ P!a/ Kalan
Taylan Yıldız/ Reçhe-İz/ Z Müzik-Kalan