Genç, yetenekli ve siyah

1950'lerden 2000'lere uzanan müzik kariyerinde bir kategoriye sokulması neredeyse olanaksız bir müzikal geçmişe sahip Nina Simone'u, 2003'te kaybettiğimizde onun arkasından söylenen sözler hep biraz eksik kalmıştı.
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

1950'lerden 2000'lere uzanan müzik kariyerinde bir kategoriye sokulması neredeyse olanaksız bir müzikal geçmişe sahip Nina Simone'u, 2003'te kaybettiğimizde onun arkasından söylenen sözler hep biraz eksik kalmıştı. Nina Simone, soul, caz ve pop'un yanı sıra blues, gospel ve Broadway tarzlarında da çok önemli ürünler vermiş ve koskoca bir caz-soul divaları kuşağının esini olmuş; 1960'larda Young, Gifted And Black (Genç, Yetenekli ve Siyah) gibi marşlaşan şarkılarıyla, ABD'deki Afrikan-Amerikan uyanış hareketinin sonucunda ortaya çıkan sivil haklar mücadelesinin müzikal önderine dönüşmüştü. Milyonlara ulaşabilen bir sanatçı olarak sahip olduğu gücün sorumluluğunu hep duymuş bir sanatçı olan Simone'un mirası bugün yeni kuşaklara esin oluyor, onun yolundan ilerleyen müzisyenler çıkıp bir anlamda bayrağı onun bıraktığı yerden teslim alarak, yola devam ediyorlar. İşte, bunlardan biri de 21-22 Kasım'da Babylon'da "Nina Simone'a bir saygı duruşu" konseptli iki konser verecek ve yeni albümünü kısa süre önce çıkarmış olan Jhelisa.
Sessizlik kültürünü yaran ses
"İnsanlığımıza kesinlikle ilkel gözüyle bakıyorum. Kendi gelişme yollarıma 'ilkel' olarak bakıyorum, ama ümit ediyorum ki, orada olmak için; inanç, umut ve sarsılmaz sabırla ruhun nihai gücüne ulaşmak için mücadelemde mesafe katediyorum. Evrime çok benziyor." Sanki tasavvufdaki İnsan-ı Kâmil'e yolculuğu tarif eden bu sözler, A Primitive Guide to Being There (Oraya Varmak İçin İlkel Bir Rehber) adlı albümünü Katrina Kasırgası'nın içinde yaşarken ortaya çıkaran Jhelisa'ya ait.
1990'larda hiphop ve acid house'la psychedelic-rock etkilerini biraraya getirdikleri dance-rock müzikleriyle, Boss Drum gibi albümlere imza atan The Shamen'in şarkıcısı olan Jhelisa, o yıllarda bir diva olarak görülürken, solo olarak devam ettiği kariyerinde müziği Galactica Moods (1995) ve Language Electric (1997) albümleriyle soul ve jazz'ın elektronik dokunuşlarla örüldüğü yumuşak bir tona evrildi.
Yürekten hissederek
Jhelisa'nın ifadesiyle "armonik tasarımların" öncüllerine göre daha doğal bir ton barındırdığı albüm New Orleans'ın çokuluslu müzik kültürünü yansıtırken, sözleriyle de muhalif bir sanatçının "bugüne dek en yürekten hissederek yaptığı" albüm olarak özel bir öneme sahip. Zaten, Jhelisa özellikle şarkı sözleriyle ana akım R&B müziyenlerinin arasından sıyrılan bir sanatçı. Freedom's Land, Klasik New Orleans piyano geleneğine referansları ve sivil haklar hareketinin marşlaşmış şarkılarından Ain't Gonna Let Nobody Turn Me Around'dan (Kimse Beni Yolumdan Döndüremeyecek) sözleriyle albümün biçimsel ve içeriksel temalarının altını çizerek açılışı yapıyor. Jhelisa'nın Afrika seyahatinde lokal bir kulüpte çalan dört müzisyeni dinlediği gecedeki esinlenmesinden doğmuş ve kategorize etmekte zorlandığını söylediği Flute Band in Gauteng, albümün en iyilerinden. "Vahşi ve ikiyüzlü bir sosyopolitik geçmişe sahip" ABD'deki kitlesel yanılsama, "kendi kendilerini mahvederken paralize oluşları" üzerine yazılmış iki parçalı Culture of Silence (Sessizlik Kültürü) dokunaklı ağıtları andırıyor. Love is a State of Mind'daki uçucu soul dokunuşunun ardından gelen Walkin on Air, Afrikan Latin New Orleans ritimleriyle tempoyu hızlandırıyor. Far I Have Come... "uzaktan geldim, uzağa gitmek zorundayım" diyen sözleri, folklorik göndermeleri ve zarif doğal sound'uyla hüzünlü bir güzelliğe sahip. Adından da anlaşılacağı gibi Katrina'yla ilgili bir parça olan Survivin' in the Key of Eflat.5, albümü biraz gerilimli kapatıyor, tam da anlattığı onca şeyin gerektirdiği şekilde...
Albüm, bir de One week with Jhelisa-Rediscovering America adlı belgesel filmin DVD'sini içeriyor. Katrina öncesinde New Orleans'daki yaşamına bir pencere açtığı bu filmde Jhelisa, New Orleans'taki kültürü köle plantasyonlarından gece kulüplerine, yerel müzisyenlerle yaşadığı deneyimlere çok farklı yüzleriyle gösteriyor.
Nina Simone'a bir saygı duruşu
Jhelisa, New Orleans'dan ayrılana kadar haftada bir gece bir kulüpte sadece Nina Simone şarkıları seslendirdiği bir program yapıyormuş. Nina Simone gibi bir ikonun Jhelisa için idol olması şaşırtıcı değil. Perspektifçiliğin epistemolojik, oradan da ontolojik göreceliğe şen ve pervasızca yol aldığı günümüz felsefi koşullarında, birilerinin çıkıp binlerce insanın öldüğü bir savaşın gerçekliğin dışında "bir kurgu" olduğunu iddia ettiğine şahit olmak bile mümkün olabiliyor. Tek bir sonenin tek bir mısrası üzerine sayfalarca yazabilen bir akademisyen, haftalarca haberleri seyretmemiş ya da gazete okumamış olmaktan neredeyse gurur duyabiliyor. Böyle bir iklimde bazı sanatçıların, düşünce insanlarının o "modası çoktan geçmiş" aydın duyarlılığını taşıdıklarını görmek, verdiği umut bir yana, insan olmakla ilgili bir gururu hatırlatıyor. Jhelisa'nın şahsında Nina Simone'un ruhuna gidecek selamlarımız tam da o gururun üstüne değecek...
Jhelisa/A Primitive Guide to Being There/A.K. Müzik
Konser: 21-22 Kasım, 21.30, Babylon. Biletler: Ayakta 30, öğrenci 20, masa 45 YTL. Bilgi için: (212) 292 73 68; www.babylon.com.tr
Film: 11 Kasım saat 14.00'te İstanbul Modern Sinema'da Nina Simone belgeseli gösterilecek. Bilgi için: www.istanbilmodern.org