Gezi ulusalcı bir kalkışma mı?

Diyelim İstanbul'da "Diren Lice" diye bağıranların hepsi ulusalcı, hepsi darbeci. 'Beyaz Türkler'in Kürtler adına slogan atmasının sembolik anlamda ne kadar önemli olduğunun farkında mısınız?
Haber: UMUT ÖZKIRIMLI* / Arşivi

Toplu bir akıl tutulması yaşıyoruz. Düz mantıkla bile kolaylıkla bertaraf edilebilecek komplo teorilerinin prim yaptığı, en basit soruların bile “romantik devrimci”, “Bodrum-Çeşme-Cihangir solcusu”, “gizli darbeci-Erdoğan düşmani” olarak yaftalanmadan sorulamadığı, korkuların, güvensizliğin, öfkenin “ama”ları bastırdığı bir ortam.
Böylesi bir ortamda “Gezi ulusalcı bir kalkışma mı?” sorusuna yanıt aramak çok da anlamlı bir çaba olarak görülmeyebilir. Başbakan Erdoğan ve iktidar yanlısı kalemler bu sorunun yanıtını çoktan verdi, hesabı kesti. Geziciler, “AKM’nin tepesinden Atatürk ’ün baktığını iddia eden şizofreni sınırında romantik devrimciler (Can Dündar kastediliyor), Koç’un oteli önünden finans kapital destekli devrimi sunmak nasip olan karafatmaların korkulu rüyası Uğur Dündar, Londra’ya çıkıp’ Samsun’a çıktığını zanneden Levent Kırca … direnişçilere sevinçlerle dolu mektuplar yazan Ergenekon, Balyoz sanıkları”ndan ibaret (Yıldıray Oğur, Star, 30 Haziran). Sinsi ulusalcıların asıl hedefiyse barış süreci: “Çözüm süreci tehlikede, çökerse tek sorumlusu Erdoğan’dır diyerek Kürtleri etkilemek istiyorlar” (Markar Esayan, 2 Temmuz, twitter mesajı). Özetle, Gezicilerin yüzlerine geçirdiği “maskelerin ardında ne demokrasi, ne barış, ne özgürlük var”. “(Oradan) bakınca Gezi’yi kullanan beyaz Türklerin seçilmiş hükümete karşı başlattığı ahlaksız bir iktidar savaşından başka bir şey” görülmüyor (Kurtuluş Tayiz, Akşam, 3 Temmuz).

Peki gerçekten öyle mi?

1. Geziciler arasında ulusalcılar yok muydu? Elbette vardı. BDP ’lilerle kavgaya tutuşan TGB’liler, ellerinde Türk bayrakları, yakalarında Atatürk rozetleriyle dolaşan “Kemalist amcalar-teyzeler” (bu sonuncular daha çok turistlerle fotoğraf çektiriyorlardı), kendilerini 1970’lerin Fatsası’nda sanan radikal sol gruplar. Bu arada başta CHP bu krizi fırsat bilip iktidarı devirme hayalleri kurmadı mı? Elbette kurdu. Hatta 28 Şubat’ı anımsatan tencere-tava eylemlerine, yürüyüşlere destek de verdi. İyi de bunda şaşılacak ne var? Siyaset hep bu değil miydi zaten? Rakibinin ayağının kaymasını beklemek, zayıflıklarından yararlanmaya kalkmak? AKP de CHP’nin zaaflarından yararlanmıyor mu? Olayların sorumluluğunu tamamen CHP’nin üzerine yıkmaya çalışmıyor mu?
2. Gezi eylemleri ulusalcılar tarafından domine edildi mi? Merak etmeyin, ulusalcılar sonradan geldi, eylemi “çaldı” filan demeyeceğim. Ulusalcılar başından beri oradaydı; eylemin her aşamasında da kendi gündemlerini Gezi’ye dayatmaya çalıştılar. Ama bunu başaramadılar! Yoksa başörtülülere yapılan saldırıları protesto etmek için yürüyüş düzenleyen feminist gruplar, ırkçı-cinsiyetçi sloganları duvardan silen eylemciler darbeciydi de ben mi göremedim?

Beyaz Türkler değişmez mi?

3. Lice’deki olayların ardından İstanbul’da yürüyüş yapanların hepsi ulusalcı mıydı? Kürtleri kışkırtarak çözüm sürecini baltalamak mı istiyorlardı? Nereden biliyoruz bu insanların “gerçek” niyetlerini; niyet okuması yapmıyorsak? Hem siz değil miydiniz Erdoğan’ın gizli ajandası olduğunu düşünenlere “endişeli modern” adını takan? Türkiye İran oldu mu? Olmadı. Olacak mı? Olmayacak. Erdoğan değiştiyse “Beyaz Türkler” neden değişemesin? “Bir laik demokrat yazarla, bir nasyonel sosyalist parti liderini muhafazakar iktidara karşı özgürlük mücadelesinde birleştirebilen bir ortak fabrika ayarı”ndan bahsetmek kadar özcü bir bakış acısı olabilir mi (alıntı Y. Oğur’dan)? Endişeli modernler de “Erdoğan Milli Görüş fabrika ayarlarına döndü” derlerse ne diyeceksiniz?
4. Diyelim İstanbul’da “Diren Lice” diye bağıranların hepsi ulusalcı, hepsi darbeci. “Beyaz Türklerin” (ki yürüyenlerin hepsini toptan Beyaz Türk kategorisine sokmak ne kadar doğru, o da tartışılır) Kürtler adına slogan atmasının sembolik anlamda ne kadar önemli olduğunun farkında mısınız? AKP iktidarı özgürlük alanını genişletirken bugün “emekli liberaller” diye aşağıladığınız insanlar Erdoğan’a güvenmeyi seçmişlerdi, niyetini, amaçlarını sorgulamadan. Hem niyetin, amacın ne önemi var ki? AKP son on yıldaki tüm reformları sadece kendi iktidarını güçlendirmek için yapmış olsa bile ne fark eder? Toplumsal, siyasal süreçler kontrol edilemeyen olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurur; bu anlamda Gezi’den sivil darbe çıkma olasılığı ne kadarsa, daha fazla demokrasi çıkma olasılığı da en az o kadardır.

Kırca, Karakaya, Türüt vd...

5. Herhangi bir toplumsal olayı sadece en uç örnekler üzerinden okumak, haydi anladık “sosyoloji kılığında apolojilerden” haz etmiyorsunuz da, nasıl bir analizdir? Levent Kırca, Gezi’yi temsil ediyorsa Gezi karşıtlığını da “Ankara’da festival, Taksim’de Gezi var; bu soysuzların var ya, her tarafta bezi var; bunların çorbasında Siyonist’in tuzu var” diye türkü yazan İsmail Türüt mü temsil ediyor? Yoksa “Ulan köpek oğlu köpek! Ulan pezevenk!.. Ulan kaltak!..”lı yazılar yazan Hasan Karakaya mı?
6. Ve son nokta. Başbakan Erdoğan, Fatih Altaylı’nın programında alkoliklerden, kızını başkasının kucağında görmek istemeyen annelerden bahsetmek yerine özür filan dilemeden “tamam, mesajı aldık, gereken yapılacaktır” dese bu koskoca ulusalcı komplo boşa çıkmış olmayacak mıydı? Lice’de kalabalığa ateş emrini Levent Kırca mı verdi? Bu da büyük planın bir parçasıysa (Roboski gibi), neden üzerinden günler geçmesine rağmen emri veren kişi bulunmuyor? Neden Gezi’deki çadırların yakılma emrini veren sorumlu yargı önüne çıkarılmıyor? Neden AKP iktidarı sürekli, ısrarla ulusalcılara malzeme üstüne malzeme veriyor? Diyeceksiniz ki Başbakan alttan alsa da başka fırsatlar yaratırlardı. BDP Gezi sırasında sağduyulu bir tavır izlemedi mi? Hâlâ barış süreci sekteye uğramasın diye çaba sarf etmiyor mu? Sırrı Sakık, hatta Abdullah Öcalan neredeyse AKP milletvekili gibi konuşmuyor mu? Şu anda, hazır olaylar da yatışmaya yüz tutmuşken, neden çözüm sürecinde adım atılmıyor? Başbakan’in elini tutan ne? Diyelim anadilde eğitim konusunda hazırlıkların başladığı ilan edilse ulusalcılar peşlerine kimi takacak da darbe yapacak (sizin teoriniz bu ya)?

Bir doz uyanıklık

Kötü niyetli olmadığım için (gerçi sizi inandırmam zor ama) solcu “paçavraların” yerine Türk bayraklarıyla Atatürk resmini AKM’ye kimin astığını, Yahudi diyasporasından Soros’a ulusalcılığın kadim düşman figürlerini kimin ısıtıp ısıtıp önümüze getirdiğini sormuyorum bile. Sayın Akın Özçer de merak etmesin, “çözüme her akşam bir doz gösteri” bağımlılığım yok. Bırakın darbeyi, devrimi, Gezi’den kısa vadede alternatif örgütlü bir siyasi hareket çıkacağını bile sanmıyorum. Altı üstü “kalp gözüne kanmış” saf, romantik bir siyaset bilimciyim. Şu yukarıdaki sorulara yanıt verir, beni “uyandırırsanız” da çok sevinirim. Ha yok, Yıldıray Oğur gibi, bu ontolojik bir çatışma, bugünden yarına çözülmez diyorsanız.. E o zaman Huntington’in medeniyetler çatışması tezini niye eleştirdik yıllardır biz?
* Lund Üni.