Gezi'de ne oldu? Kim, ne anladı?

Gezi'de ne oldu? Kim, ne anladı?
Gezi'de ne oldu? Kim, ne anladı?
Emniyet raporlarına göre 80 ilde yürüyüş yapıldı. Meydanlar işgal edildi, dehşetli bir devlet şiddeti yaşandı vs. Kesin olan bir şey var ki, herkes çok şaşırdı ve hiç kimse sahiplenemedi. Gezi'nin olağanüstülüğü de buradaydı...
Haber: MURAT SEVİNÇ* / Arşivi

Cumhuriyet’in en etkileyici kitlesel gösterilerinin üzerinden bir yıl geçti. Benim için Gezi’nin boyutunun, etki ve geleceğinin ipuçlarını veren iki basit ‘olay’ vardı. İlki bir ‘ haber ’: Bir TV kanalı, akşam haberlerinde Ankara’da öğrencilerin ve işyerlerinden çıkan ‘memurların’ Tunalı’ya yürüdüğünü ve parkta toplandığını duyurdu. Ankara’da, Orhan Veli’nin şiirine konu olmuş ve hukuksal konumları ‘müesses nizam’ ile neredeyse eşanlamlı kullanılan memur milleti, mesai bitimlerinde Tunalı’ya yürüyorsa, bu çok önemli bir olaydır. İkincisi, Başbakan’ın Esenboğa’dan evine gidene dek ‘dört’ yerde konuşma yapmasıydı. Havaalanında, Pursaklar’da, Akköprü’de ve evinin önünde. Bu akıl almaz manzara (Obama’nın bir gün aynı şeyi yaptığını hayal edin!) ancak büyük bir telaşın yansıması olabilirdi. Nitekim korku ve telaşın gerekçesi, 17 Aralık sonrasında tam olarak anlaşıldı.
Sonrasında olup bitenler, sosyal medyanın ve mizahın rolü, gösterilerin ülkedeki herhangi bir deneyime uymadığını sergiledi bizlere. Birkaç milyon insan sokağa döküldü. Emniyet raporlarına göre 80 ilde yürüyüş yapıldı. Meydanlar kısa süreli de olsa tümüyle yurttaş kitleleri tarafından işgal edildi, dehşetli bir devlet şiddeti yaşandı vs. Kesin olan bir şey var ki, herkes çok şaşırdı ve hiç kimse sahiplenemedi. Gezi’nin olağanüstülüğü de buradaydı; sahiplenilememesinde.

Ya ne olacaktı?

İnsan her neye tanık oluyorsa, doğal olarak yaşama baktığı yerden değerlendirilir. Ülkenin önemlice bir kesimi için (ziyadesiyle AKP ve MHP seçmeni) Gezi, ana babalarının hakim olamadığı, sokağa dökülmüş zibidi gençlerin, sağı solu kırarak ortalığı karıştırmasıydı ve olan, ülkenin huzuru ile ekonomisine oluyordu. Yine azımsanmayacak bir yurttaş kesimi, ‘doğa’ için gösterilen duyarlılığı onaylayıp sonrasındaki hareketliliğe karşı çıktı. Aynı motivasyonla: Huzur. Burada, 1982 Anayasası’nın bazı hükümlerine ‘huzur’ sözcüğünün neden olur olmaz serpiştirildiği daha iyi anlaşılıyor. Ve tabii, 12 Eylül’cülerin toplumu ne denli başarılı biçimde terbiye ettikleri! Bu tarz bir ‘huzur’ beklentisinin doğal çıktısı, ‘Allah devlete zeval vermesin’ dileğidir. Türkiye’deki ortalama yurttaş tepkisi de genellikle bu minvaldedir. Hâl böyleyken, ‘dış mihrak’ masallarının ülkenin ‘sağı’ ve ‘solunda’ her daim popüler olmasına şaşmamak gerek tabii. Bu kesim söze hâlâ “gösteriler doğa içindi, ancak amacını aştı” diyerek başlıyor. Sanki aksi mümkünmüş gibi. Ya ne olacaktı, yüz binlerce yurttaş aylarca süren gösterilerde “kaldırımlara süs bitkisi istiyoruz” sloganını mı atacaktı?
Gelelim, yürüyen yüz binlerce insana. Temel duyguları; bıkkınlık, Başbakan antipatisi ve hatta giderek bir kişiye yönelmiş nefret olduğu kanısındayım. Neoliberal siyasetle derinleşen yoksulluk, etnik/kültürel/dinsel sorunlar vs. elbette önemli. Ancak sanırım Gezi, bir insanın siyaset yapma tarzının toplumu ne hale getirebileceğinin de kanıtı oldu. Cumhuriyet tarihi her zaman çatışmalıydı ve liderler her daim sorunların bir parçasıydı. Buna mukabil herhalde ilk kez bir kişi, tek başına, ‘toplumsal/siyasal sorun’ olmayı başardı. Türkiye’nin bir kabuk kırıklaması yaşadığı, İslamcılık ve Kürt meselesi gibi yakıcı sorunların aynı anda tartışma konusu haline geldiği, ‘zahmetli zamanlar’ yaşadığımız doğru. Yine de sabahtan akşama hukuk/siyaset bilimi/sosyoloji jargonu paralansa da nafile kalabiliyor, çünkü bir de Erdoğan gerçeği var. ‘Bıkkın’ kitleler içinde her görüşten yurttaş vardı. ‘İki ayyaş’ ifadesine bozulanlar, ‘kabadayı’ tavırlara tahammül edemeyenler, ulusalcı kaygılarla sövenler, yoksul mahallelerin kızgın delikanlıları, betonlaşmaya direnenler, polis şiddetine tahammül etmeyenler vb. Eylemciler arasında darbe heveslileri yok muydu? Olmaz mı? Ancak tüm renkler içinde belki de en solgun renk onlardı. Gezi sürecini ‘darbe denemesi’ şeklinde okumak, olsa olsa AKP’den beslenen akıl danelerinin fantezisi olabilir. Bir kez daha: Gezi’nin en etkileyici yanı, sahiplenilememesiydi.

Yönetime katılma çığlığı

Peki kim, ne anladı? Memlekette en sık muhatap olunan iddialardan biri, ‘anlamıyorsun’dur. İddianın sahibi, her daim ve her şeyi ‘anladığını’ varsayar. Aynı matrak eğilime, Gezi esnasında da tanık olundu: ‘Erdoğan/AKP, Gezi’yi anlamadı!’ Buradan, geri kalanının anladığı sonucu çıkar mı? Mesela CHP , solcu gençlerin Park’ta namaz kıldıran Eliaçık’a megafonla yardımcı olduğu sahneyi anladı mı? Bir kesim ülkücülerin de Gezi’ye katılmaları karşısında telaşlanan MHP’ye ne demeli? Peki ya, kitlesi caddelerdeyken ve Süreyya Önder o dozerin önünde durmuşken, ilk günden itibaren şu ya da bu gerekçeyle ‘taze gelin’ tavrını korumaya gayret eden BDP’nin durumu? Sendikalar, sivil toplum örgütleri, yazar çizer, hangi sonuçları çıkardılar? Basın, nasıl rezil rüsva olduğunu gördü mü gerçekten? Akademi, Gezicilerin ‘hocaları’, pay çıkardı mı? AKP’nin bugünkü hâli için hâlâ ‘konjonktürel otoriterlik’ diyebilen akademisyenlerin durumu nasıl açıklanır? Yetişkin olduğunu varsayan her kim varsa, 20’li yaşların dünyasını fark etti mi? Ve tabii o yirmili yaştakiler, nasıl bir politik faaliyet içinde olduklarını düşündüler mi? Yoksa hâlâ, ‘kahrolsun bağzı şeyler’ ya da ‘inş cnm ya’ mı demekteler?
Özetle: Gezi, tek bir siyasal akımın sahiplenemeyeceği türden toplumsal patlamaydı. Başlangıcı orta sınıf kaygılarıyla açıklanabilir, ancak bütününde belli bir sınıfın damgasını görmek pek kolay değil. Bu nedenle; “her mahallenin Gezi’si kendine” desek, yanlış olmaz.
Genel manzara için şunlar söylenebilir sanırım: Gezi olayları ve Gezi Parkı’nda kısa süre yaşanan birlikte yaşama deneyimi, herkesin insan gibi yaşama talebinin bir yansımasıydı. Evet; herkes insan gibi yaşamak ister ve herkesin insanca yaşamaktan anladığı farklıdır. Bütün mesele bu. Dolayısıyla, her bir yurttaşın talebi değerlidir. Talepler, farklı düzeylerde yönetime katılmakla yaşama geçer. Haliyle Gezi, ‘yönetime katılma’ çığlığıdır. Bu gerekçeyle, sürecin benim için en değerli yanı park forumlarıydı. Forumlar, yönetime katılmanın çağdaş aracıdır ve tam da Kürt siyasal hareketinin talepleriyle uyumlu bir toplumsal/siyasal oluşumdur. Forum, “benim de sözüm var” demektir. Forum, “her kararı tek başına alma” demektir. Forum, “benim dereme HES yaparken bana da danış” demektir. Forum, “ben yurttaşım ve sen, benim için, benim vergimle varsın” demektir. İşte bu gerekçelerle, Türkiye’nin geleceğinde her açıdan etkili olacak Gezi’nin en anlamlı getirisinin katılma talebi olduğu kanısındayım. Yıllar sonra Türkiye’nin merkeziyetçi idari yapısı kaçınılmaz biçimde dönüştüğünde, Gezi ve park forumlarının çok sık anılacağını tahmin ediyorum.
Tüm ülke forum olsun. Olsun ki, yurttaş olduğumuzu bilelim, hissedelim.
*Ankara Üni. SBF