gnctrkcll'li 12 Eylül filmi izler mi?

Evimiz, Akşehir'den gelen dedemin ziyaretine hazırlanırken duymuştum ilk defa adını. Yatağının başucundaki çıkartmaları söken anneme sinirlenen ağabeyim homurdanmıştı:
Haber: ALİ ILICAK / Arşivi

Evimiz, Akşehir'den gelen dedemin ziyaretine hazırlanırken duymuştum ilk defa adını. Yatağının başucundaki çıkartmaları söken anneme sinirlenen ağabeyim homurdanmıştı: "Şuna bak, sanki Kenan Paşa geliyor!" Lise çağına gelen kadar Kenan Paşa ve silah arkadaşlarının gündemimi çok işgal ettiğini söyleyememem. '80 kuşağı olarak sınıflandırıldığımı ise üniversite yıllarımda fark ettim.
Üniversite yıllarım, '80'lerin sonunda yeniden canlanan muhalif kuşağın okullardan topluca atıldığı, kalanların da iyice marjinalleştiği bir döneme denk geldi. Bireycilik okuldaki tek hakim ideolojiydi. Şimdi gelinen noktanın sinyalleri ta o günlerde veriliyordu yani.
Benimle aynı yıllarda üniversitede okuyanlar, şimdi ya kamu kuruluşlarında "makama hazırlanıyor" ya da özel sektörde liderlik dersleri alıp şirketlerin nasıl daha etkin çalışabileceğine kafa yoruyor. Ha, tabii bir de ötekiler var...
Ötekilerin ne alemde olduğunu, ne yiyip ne içtiklerini düşünmek benim okuduğum lisede garip karşılanırdı. Daha kozmopolit bir yer olan Ankara Siyasal'da bile öğrencilerin yüzde 90'ı kendi "kariyerlerinden" başka bir şeyle ilgilenmeye burun kıvırırlardı. O yüzden işletme en çok tercih edilen bölümdü ve Avrupa Birliği ile bir de borsayla ilgilenmek çok havalıydı.
Yaşadığımız ortamın 12 Eylül ile yaratıldığından kimse haberdar değildi. Solun bir alternatif olmaktan zor kullanılarak çıkartıldığını bilmeyenler, siyasal İslam'ın neden yükselişe geçtiğini de anlayamıyordu. Bireyciliğin ötekiler tarafından benimsenmesinin mümkün olmadığını, onlar için basamaklarını tırmanacak bir kariyer yolu bulunmadığını düşünemiyorlardı. Hâlâ da öyle... 12 Eylül'ü hatırlamak, onu sorgulamak sadece o dönemde çekilen acıları lanetlemek için değil, bugüne çare bulabilmek için de önemli.
12 Eylül filmleri
Benim hatırlayabildiğim kadarıyla 'Vizontele Tuuba' (Yılmaz Erdoğan) ile başladı 2000'li yıllardaki 12 Eylül filmleri. Darbenin tek tek kişiler, aileler ve toplum üzerindeki etkileri, çok daha acıklı ve çarpıcı bir film olan 'Babam ve Oğlum'da (Çağan Irmak) irdelenmeye devam edildi. Daha sonra 'Eve Dönüş' (Ömer Uğur) geldi. Şimdi de 'Beynelmilel' (Sırrı Süreyya Önder-Muharrem Gülmez) sinema salonlarında gösteriliyor.
Gişe rakamları izleyicinin, 12 Eylül'e dair filmlerin çekilmesini desteklediğini gösteriyor. 'Babam ve Oğlum'u 3,800 bin kişi izlemiş. 'Vizontele Tuba', Türk sinemasının bugünkü kadar revaçta olmadığı bir dönemde 2,800 bin izleyici buldu. Konusunu çok daha çarpıcı bir şekilde işleme fırsatını kaçırsa da 'Eve Dönüş' ü 200 bini aşkın seyirci izlemiş.
Seyircinin gerçekten 12 Eylül'ü sorgulamak mı yoksa iyi vakit geçirmek mi istediği aslında biraz belirsiz: 'Eve Dönüş' dışındakiler, sevimli, hatta komedi filmleriydi. 'Vizontele Tuuba' ve 'Beylelmilel' güldürüyle başlayıp trajik sonla bitiyor, 'Babam ve Oğlum'da ağır bir dramla karşılaşan seyirci, hemen arkasından gülümsetici esprilerle rahatlatılıyordu.
Her ne olursa olsun, benim neslimin ve benden sonrakilerin yakın geçmişi bilmeleri, ötekini yüceltme uğruna ölmeyi göze alan ağabeylerinin, ablalarının bu ülkeden geçtiğini öğrenmeleri gerekiyor, CV'ye yazılacak bir şey olmasa da...