Grevfobi

Ülkemizde devletin grev korkusu oldukça köklü bir geçmişe sahip. Grev hakkının tanınması konusunda yoğun tartışmaların yaşandığı 1950'lerin başlarında CHP hükümetinin Çalışma Müsteşarı tarafından ifade edilen...
Haber: AZİZ ÇELİK / Arşivi

'Grev isteyen işçinin Türklüğünden şüphe ederim' (1)

Ülkemizde devletin grev korkusu oldukça köklü bir geçmişe sahip. Grev hakkının tanınması konusunda yoğun tartışmaların yaşandığı 1950'lerin başlarında CHP hükümetinin Çalışma Müsteşarı tarafından ifade edilen yukarıdaki zihniyet, grev hakkının anayasal olarak tanındığı 1961 sonrası dönemde de devam etti ve "grevfobi" günümüzde de direncini koruyan müzmin bir hastalık halini aldı. Grev hakkı 1963-1980 döneminde nispeten özgür bir biçimde kullanılsa da "milli güvenlik" gerekçesiyle sık sık kesintiye uğradı. Hatta milli güvenlik gerekçesi o kadar keyfi bir biçinde kullanıldı ki, un değirmenleri ve otellerdeki grevler dahi milli güvenliği bozduğu gerekçesiyle Demirel hükümetleri tarafından ertelendi. 12 Eylül darbesi sonrasında ise Anayasa'nın 54. maddesi ile grev hakkı adeta ortadan kaldırıldı ve aradan 25 yıl geçmesine rağmen 1982 Anayasası'nın bu maddesinde hiçbir değişiklik yapılmadı.
Grev kırıcılar
Anayasanın ve sendikal yasaların grevi cendereye alan hükümlerine rağmen yapılan grevler ise hukuksuz yöntemlerle kırılmaya ve etkisizleştirilmeye çalışıldı. Bunun son örneği Türk Telekom işçilerinin grevidir. AKP hükümeti ve Telekom işvereni elele vererek grevi kırmaya çalışıyor. Greve ilişkin 2822 sayılı yasa grevci işçinin yerine bir başkasının çalıştırılmasını kesinlikle yasaklamışken, Türk Telekom grevci işçilerin yerine kapsam dışı personeli ve taşeron şirket işçilerini çalıştırıyor. Hükümet buna engel olacağına pek çok yerde mülki amirlerin ve güvenlik güçlerinin emir ve gözetiminde grev kırıcılığı yapıyor. Grev kırıcılığı o dereceye varmış durumda ki, üzerinden haftalar geçmesine rağmen yaşamsal bir sektör olan iletişimdeki grev günlük hayata yansımıyor.
Grev hakkı, yasaklar, grev ertelemeleri ve adeta bir labirent olan grev prosedürü ile etkisiz hale getirilmişken ve yasal grev hakkı yasadışı uygulamalarla kırılmaya çalışılırken AKP hükümeti greve ilişkin yeni bir skandala imza atıyor. Sendikaların, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) ve AB'nin grev kısıtlamalarının kaldırılması yönündeki taleplerini ısrarla görmezden gelen hükümet tam tersine grev yasaklarına ilişkin hapis cezalarını artırıyor. Halen TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşülmekte olan "Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" ile pek çok yasanın yanı sıra 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası'nda da değişiklik yapılıyor. Bu torba kanun ile güncelliğini yitirmiş para cezaları yeniden düzenleniyor. Ancak bu arada anlaşılmaz bir tutumla grev yasaklarının ihlali durumunda uygulanan hapis cezalarının üst sınırları da ciddi bir biçimde artırılıyor. İşte yeni grev cezaları...
Sendikaların 301'i
Kanunun öngördüğü şartlar gerçekleşmeden grev kararı verenlere uygulanacak cezanın üst sınırı üç aydan altı aya, böyle bir grevi uygulayan ve katılanlara verilecek ceza ise altı aydan bir yıla yükseltiliyor. Kanuna uygun alınmış ancak uygulanması kanuna uygun olmayan bir grev için öngörülen ceza ise üç aydan altı aya yükseltiliyor. Grevin yasak olduğu işler ve işyerlerinde grev kararı verenler ile bunun propagandasını yapanlar için öngörülen ceza altı aydan bir yıla, böyle bir greve katılanlar için öngörülen ceza ise altı aydan iki yıla çıkartılıyor. Ülkemizde bankacılık, şehiriçi kara, deniz ve demiryolu ulaşımı, linyit ve petrol üretimi, petro-kimya ve eğitim kurumları da dahil yaygın bir grev yasağı olduğu düşünülürse yapılması gereken cezaları artırmak değil, grev yasaklarını kaldırmak olmalıydı. Yasa tasarısı ile yasama, yürütme ve yargı organları ile merkezi veya mahalli idarelerce alınan kararları etkilemek veya değiştirmek amacıyla grev yapılması durumunda uygulanacak ceza ise bir yıldan üç yıla çıkarılıyor. Böylece dünyanın pek çok ülkesinde sıradan bir vaka olan genel grev hakkını kullananlar üç yıla kadar hapsi göze alacak. Hele bu grev "devletin şahsiyetine" karşı olursa uygulanacak ceza 4.5 yıla kadar çıkabilecek. Böylece sendikaların da bir 301'i oluyor! Tasarı ile grev erteleme kararlarına uymayanlar hakkında uygulanacak ceza da altı aydan iki yıla çıkarılıyor.
Tasarı ile halen var olan ancak kadük hale gelmiş saçmasapan bir ceza da korunuyor. Buna göre grev uygulanan işyerinde "Bu işyerinde grev vardır" ibaresi dışında afiş, pankart ve ilan asanlar ile işyeri çevresinde grevciler için kulübe, baraka ve çadır gibi barınma yerleri yapanlar ve yaptıranlar hakkında altı aya kadar hapis cezası uygulanacak. Örneğin "Türk Telekom grevcilerine başarılar" yazılı bir karton dövizi grev yerine astınız veya soğuktan korunmak için grev çadırı kurdunuz, karşılığı altı ay hapis. Dahası var fakat bu kadarla yetinelim. Greve ilişkin hapis cezaları neredeyse ikiye katlanıyor. Peki grev yasaklarına ilişkin cezaların artırılma gerekçesi ne? Memlekette yaygın bir grev ve direniş dalgası mı var, grev yasakları art arda ihlal mi ediliyor? Hiçbiri değil. Bırakın sendikaların ve işçilerin grev yasaklarını ihlal etmesini, tersine hükümetin kendisi yasaları ihlal ederek Telekom grevini kırmaya çalışıyor. O halde nereden çıktı grev cezalarındaki bu artış?
AKP'nin çarpıklığı
Sanırız köklü bir geçmişi olan "grevfobi" hastalığı depreşti. "Sivil" Anayasa hazırlamak iddiasındaki AKP, temel bir insan hakkı olan greve karşı daha fazla cezayı aynı günlerde Meclis'e taşıyor, grevsiz gül bahçesi istiyor. Pek çoğu uluslararası standartlara aykırı olan grev sınırlamalarını kaldırmak yerine, bunlara ilişkin cezaları artırması AKP'nin demokrasi anlayışının çarpıklığın yeni bir göstergesi. Dahası grev yasaklarını yıllardır kaldırmayan, bu yöndeki ILO eleştirilerine kulak tıkayan hükümetin yeni bir çifte standardı niteliğinde. Greve daha fazla ceza öngören yasa tasarısı AKP'nin grev konusundaki köklü devlet geleneğini sahiplendiğini gösteriyor. Bu geleneğin köklerini daha iyi anlamak için Ahmet Makal'ın Ameleden İşçiye kitabında (İletişim, 2007) yer alan 1946-60 dönemi grev tartışmalarına ilişkin makaleyi kuvvetle tavsiye ederiz.
1. Çalışma Bakanlığı Müsteşarı Fuat Erciyes, 1950. Aktaran Makal (2007)