'Güler Zere tahliye edilmiyor...'

'Güler Zere tahliye edilmiyor...'
'Güler Zere tahliye edilmiyor...'

Güler Zere.

Peki neden? Doktor raporları var, kime ne?.. Güler hücrede, Güler kanser, Güler... Dahasını yazmaya benim kalemim varmaz ama...
Haber: GÜLAY EFENDİOĞLU / Arşivi

‘Zindan alacaklarını topluyor/tepeden tırnağa
borcum yok!/Bozdurdum ömrümü
gençliğim düştü payıma.
Bir nefesin boyunda hücrem
Yar dilime tespih etmişim seni
Bir denizi/bir damla suya boğamazlar
Tedariğimi hazırla
olur ya/düşerim senden ayrı
Garibe düşmesin sol yanın/dolmasın gözlerin
Kaldır başını iki gözümün arkadaşı
Ucu ortası yok bunun/Boyun kırmadan yaşamak uğrunadır
Toz duman paramparça oluşumuz’.
Merhaba,
Bu şiiri Güler’in defterinden aldım. Şairini yazmamış ve maalesef ben de hatırlamıyorum. Ama bu şiiri Güler nasıl güzel okurdu hatırlıyorum. Yazarken sanki ondan dinliyorum. Bu şiiri Grup Yorum’un bestelediği şekliyle de çok güzel söylerdi. ‘Söylerdi’ demek gerek, çünkü artık o yanık, o yüreği işleyen sesiyle ne şiir okuyabilir ne şarkı söyleyebilir. Artık onun damağının büyük bir bölümü yok. ‘Kanserden kaynaklı’ dense de tam olarak öyle değil. Bir hastalık, bir başına bu denli yıkıcı değildir. Bu kanser bile olsa... Öyleyse?
Kimdir Güler Zere bilmezsiniz elbet. Tecrit hücrelerinden size sesimizi duyurmamız o kadar zor ki! Belki bugünlerde siz de karşılaştınız Güler’in hasretle bakan gözleriyle. Bazı gazetelerde haberi çıktı, bizim haber olmamız için çoğu kez ölmemiz bile yetmezken, şimdi şans mı, bu eşikte Güler’e dair haberlerin gazetelerde çıkması? Kimbilir belki...
Haberler şöyle başlıyor, “Kanser hastası tahliye edilmiyor...” Devamını okuyamıyorum bu haberin, kalıyorum öylece. Tam 10 yıl boyunca aynı hücreyi paylaştık, paylaşılan salt bir hücre değildir bizler için yaşamın ta kendisidir. Üç kişilik bir yaşama ve küçücük hücrelere sığdırdıklarımız. Nasıl getirilir bu haberin sonu?

Mahkûm hücreleri
Güler’in koşullarını yaşadıklarını biliyorum. Bunları bilmek acımı, öfkemi büyütüyor. Peki siz biliyor musunuz hastanelerin ‘mahkûm’ hücrelerini? Genelde morg bitişiğidir, güneş girmez, leş gibi kokarlar, duvarları pis yatağın üzerine ha kapaklandı ha kapaklanacak gibidir, hücrenin en aşağılık olanıdır onlar. Böyle olunmasına rağmen boş bulmak, sıra olmak dahi lüks (!) olmuştur Güler için. Kanserdi evet, tedavi için (!) boş hücre yoktu...
Ve saatler süren ameliyatın ardından, daha ayılmadan, atıldı onun için boş bırakılan hücreye. Henüz kendine gelirken bir ses duymuş dışarıdan, “ayıldıysan ses ver!” diye. Ses vermeliydi Güler, damağı alınmıştı birkaç saat önce, çok kan kaybetmişti, kanserdi ama olsun ses vermeliydi! Ses vermesini istiyorlardı ses... Oysa o kocaman bir çığlıktı, o hücrede yatan yaralı bedeniyle. Yanında bir refakatçi olabilir mi? Yoo hayır! O ancak dizilerde, filmlerde olur ya da paşa ağırlayan mekânlarda.
Güler tecrit hücresinde tek başına dövüşmek zorunda kanserle. Esasta duvarlarla, esasta o buz gibi bağıran sesin sahibiyle, esasta kapısına vurulan kilit üstüne kilitle, esasta pislikle, esasta yalnızlıkla dövüşmek zorunda. O koşullarda kapısına dayanacak olursa ölüm, bir başına karşılamak zorunda onu da. Kara gözleriyle bakmalı yüzsüzlüklerine, onu o hasta bedeniyle oraya hapsedenlerin. Güler çok güzel türkü söylerdi evet, reyhan kokusuna âşıktı, çocuk resimleri ve şiirler biriktirmişti zulasında... Çok suçludur Güler. Ne kadar? Sevgisi kadar suçlu! Şimdi hücremde üçüncü kişi Güler’in fotoğrafı. Nasıl hasretle bakıyor. Belki de bana öyle geliyor. Ama hasretli olduğunu da biliyorum elbet. Ve ben bu hasreti dindirecek bir şey yapamamanın hıncını büyütüyorum içimde.
“Güler Zere tahliye edilmiyor...” evet öyle yazıyor. Peki neden? Doktor raporları var kime ne?.. Güler hücrede, Güler kanser, Güler... dahasını yazmaya benim kalemim varmaz ama Güler’in dışarıda tedavi olabilmesi, birilerinin kaleminin ucundan çıkacak birkaç cümleye bağlı. ‘Hayata döndürmek için(!)’ kanımıza ekmek doğrayanlar, hapishanelerde hastalanıp hayatını kaybedenleri bir kazanç(!) olarak görüyor olmalılar ki bekliyorlar. Bu beklemenin bir adı var ama akbabalara hakaret olur, çünkü onların öldürmek gibi bir fiilleri yoktur, sadece bakarlar. Oysa ki bu bekleme salt bir bekleme değildir, öldürmektir...
Çok özledim, özledik Güler’i, ama aslolan bu değil elbet. “Az da olsa tedavi şansı var” deniyor. Bu şans(!) onu o kör hücrede nasıl bulsun, özgürlük ilacı olsun. Siz de bir sorsanız kendinize ve duyması gerekenlere, “Neden Güler o lanet hücrede, ölüme terk ediliyor?” Neden? Bu sorunun gerçek yanıtı birçok şey anlatacaktır kuşkusuz.
Güler’in iyileşebilmesi için ona elinizi uzatın, tutup çıkarın onu tecrit hücresinden, çıkarın ki o güzel türküsü size de ulaşsın, çıkarın ki siz de bir parça çıkmış olun kuşatılmışlığınızdan.
Güler’le paylaştığımız düşlerin büyüklüğünde sevgimizi getirdim size.

GÜLAY EFENDİOĞLU: E Tipi Hapishane, Elbistan/K.Maraş