Gün Batımı'nın kadınları

Bu hafta gösterime giren Evening/Gün Batımı'nın nispeten yakın tarihli bir başka filmle daha kan bağı var. The Hours/Saatler'le... Sadece bol yıldızlı kadrosunda Meryl Streep'le Claire Danes'i barındırmasından ya da...
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Bu hafta gösterime giren Evening/Gün Batımı'nın nispeten yakın tarihli bir başka filmle daha kan bağı var. The Hours/Saatler'le... Sadece bol yıldızlı kadrosunda Meryl Streep'le Claire Danes'i barındırmasından ya da farklı dönemlerden kadın hikâyelerini birbirine bağlamasından dolayı değil, senaryo aşamasındaki Michael Cunningham imzasından da Gün Batımı'nı seyredip Saatler'i akla getirmemek zor.
Malum Saatler, Michael Cunningham'ın Pulitzer ödüllü romanından uyarlanmıştı. Gün Batımı'nın kaynağı ise Susan Minot'nun aynı adlı romanı, ama senaryoda Michael Cunningham'ın parmağı var. Pulitzer ödüllü saygın bir yazarın, bir başkasının romanını senaryolaştırmasında büyük ihtimalle konuyu kendine yakın bulmasının da ağırlığı var.
Gün Batımı'yla Saatler'in hikâyesi arasında bir çizgi çekmek çok kolay. Saatler, başyapıtlarından Bayan Dalloway'i yazıya dökme sancısındaki Virginia Woolf'un intihara meyledişini, farklı dönemlerden kadınların, 1940'larda yaşayan evhanımı Laura Brown'un ve New York'lu bohem Clarissa Vaughan'ın yaşadıklarıyla paralel aktarıyordu. Dönemler arasında gidiş dönüşü bol bu hikâye, yönetmen Stephen Daldry'nin maharetiyle zarar görmeden perdeye gelmişti.
Gün Batımı'nda da dönemler arası bir trafik var. Bu zorlayıcı çabayı gösteren yönetmen ise, Fateless/Kadersizlik'iyle akıllarda olan, görüntü yönetmenliğinden gelme Macar Lajos Koltai. Dönemlerin üst üste binmesine vesile olan karakter ise yaşlı hali Vanessa Redgrave, gençliği Claire Danes tarafından canlandırılan Ann.
Ölüm döşeğindeki Ann'in bilinçsiz sayıklamaları, iki kızının da (kızlardan birini Toni Collette, diğerini ise Vanessa Redgrave'in gerçek hayattaki kızı Natasha Richardson canlandırıyor) annelerinin geçmişiyle ilgili bilmediklerini öğrenmelerine aracı oluyor. Bu sayıklamalardan, caz şarkıcısı Ann'in gençliğinde zengin aileden gelme bir abla-erkek kardeşle (ablanın gençliği Mamie Gummer'a, yaşlı hali ise Meryl Streep'e emanet, sorunlu ve alkolik kardeş ise Hugh Dancy'ye) arkadaşlık kurduğu, o ikisinin de hayranı olduğu Harris (Patrick Wilson) denkleme katılınca da işlerin epey karıştığı ortaya çıkıyor.
Tabii ki hikâyenin bugünkü ayağında da zorlu ilişkiler mevcut. Ann'in iki kızının birbirleriyle ve partnerleriyle arasındakiler, Gün Batımı'nın bugünlerde geçen bölümlerinin temel meselesi.
Hikâyeler yan yana
Yani farklı dönemlerden kesişmeli hikâyeler söz konusu olduğunda uzmanlardan biri, Michael Cunningham. En azından Gün Batımı ile Saatler'in verdiği intiba bu yönde. 1970'lerden 1980'lere kadar bir aşk üçgenini takip eden Dünyanın Sonundaki Ev'in Colin Farrell'lı, Robin Wright Penn'li uyarlaması, Cunningham'ın filmografisindeki ilk eserlerden. Bir de filme uyarlanacağı haberleri gelen romanı Specimen Days var tabii. O da ortak noktası New York ve Walt Whitman şiirleri olan üç hikâyeyi birbirine bağlıyor. Ne var ki internetteki sinema sitelerinden Dark Horizons'un haberine göre filmde sadece gelecekte geçen üçüncü hikâye yer alacakmış. Ortaya nasıl bir şey çıkacağı haliyle şimdiden bilinmez. Ama bu tavır, kulağa Michael Cunningham'ın değerini bilememek gibi geliyor. Çünkü örneğin Saatler, kesişmeli filmlerin belalısı olan zorlama tuzağına düşmemeyi mümkün kılan bir hikâye sunuyordu yönetmene. Farklı dönemlerden üç kadının hikâyesi, temel meselelerden birbirine bağlanıyordu. Ve bunlar, kahramanların bünyesinde yer etmiş meseleler olduğundan dolayı, sonuçta ortaya da bir amaca hizmet etmesi için biraraya getirilmiş klişelerden ziyade gayet samimi bir resim çıkıyordu. Yani pekala 1920'ler, 40'lar ve 2000'ler birbirine bağlanabiliyordu.
Gün Batımı'nın kaynağı Michael Cunningham değil ama senaryodaki imzasından güç alarak aynı nitelendirmeyi onun için de kullanabiliriz. Aslında Ann'in 1950'lerde ve 1960'larda yaşadıklarıyla kızlarının bugünlerde yaşadıkları arasında temel bir bağ var. Ann de hata işlemekten korkuyor, kızları da... Ama bu tarz bir insani duygunun perdeye Saatler'deki kadar yoğun aktarılamadığını da söylemeden geçmemeli. Bunun en göze çarpan sebebi ise hikâyenin geçmişteki bölümüne sanki daha bir ağırlık verilmesi. Şimdiki zamanda Vanessa Redgrave'i, aklı başından gitmiş gibi görünüp ama punduna getirip lafı gediğine oturtan yarı bilinçli yaşlı bir kadını canlandırırken seyretmek de eğlenceli. Ama hikâyenin diğer yarısı, yer yer insanın aklına Douglas Sirk melodramlarını bile getirebiliyor. Tabii ki Gün Batımı, bir Sirk filmi gibi kusursuz bir melodram değil. Yine de günümüz oyuncularını, sanki konu aldığı 1950'lerde, 1960'larda çekilmiş gibi duran bir melodramda izlemek hayli keyifli. Geçmişle paralel gitmekse mesele, pekala sinemada oturduğumuz yerden de bu bağlantıyı kurabiliyoruz. Claire Danes'in, kısıtlanmış kadın kahramanı melodramın bu yöndeki temellerine uyumlu, başarılı bir performansla canlandırmasının hâlâ etkileyici olabilmesi, bu bağlantının kanıtı. Ya da belki de hiçbir tarzın sanıldığı kadar eskimediğinin...