Güzel ve Dahi'deki cinsiyetçilik

4 Ağustos 2007 tarihli Radikal Cumartesi ekinde Orhan Tekelioğlu'nun "Güzel ve Dahi gösterdi Bizde Felsefe Oluşamaz!" başlıklı bir yazısı yayınlandı.
Haber: AYŞE SARGIN / Arşivi

4 Ağustos 2007 tarihli Radikal Cumartesi ekinde Orhan Tekelioğlu'nun "Güzel ve Dahi gösterdi Bizde Felsefe Oluşamaz!" başlıklı bir yazısı yayınlandı. Tekelioğlu yazısına, hem "eğlendirici" hem de "öğretici" bulduğu Güzel ve Dahi'nin yarışmacı kadınların "bilgiyle ilişkilerindeki sorunlar ortaya dökülünce paniğe kapılan" bazı "akıldane"ler yüzünden yayından kaldırılmasından duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirerek başlıyor ve kadın yarışmacıların performanslarından yola çıkarak Türkiye'de felsefenin oluşmasının imkansız olduğu kanaatine vardığını anlatıyor.
Tekelioğlu, özetle, Türkiye'de bilginin "ders geçmek, üniversiteye girmek...ya da bilgi yarışmasında kazanmak için ezberlenen...malumatların toplamı" olarak görüldüğünü, bilgiyle ilişki bu zeminde kurulduğunda bunun felsefenin oluşumuna yer bırakmadığını savunuyor. Güzel ve Dahi, Tekelioğlu'na göre, "Türk insanının nesnel bilgiyle olan ilişkisindeki sorunlar"ı ortaya koyması bakımından öğretici. Yazar, bir yarışmacı kadının "Allah, Allah, Hırvatistan diye bir ülke varmış, nasıl bir isim bu" deyişini ise pek eğlenceli buluyor.
"Türk insanının nesnel bilgiyle ilişkisi", "İngilizlerin X'e bakışı" vb. türünden, toplumları homojenleştirici, sosyolojik analizleri de nihai anlamda kültüre indirgeyici açıklama biçimlerinden hazzetmesem de, bilginin birçoklarınca ezberlenecek malumattan ibaret görüldüğü yönündeki eleştiriye katılıyorum. Öte yandan, Güzel ve Dahi'nin yayından kaldırılması için çaba gösteren onlarca "akıldane" feministten biri olarak Tekelioğlu'na şunu hatırlatmak isterim: Biz Güzel ve Dahi'ye, yarışmacı kadınların "bilgiyle ilişkilerindeki sorunlar"ı ifşa ettiği için değil, "bilgiyle ilişkisinde sorunu olanları" 'sadece' kadınlar gibi gösterdiği, daha açık bir deyişle, kadınları cinsiyetçi bir biçimde temsil ettiği ve cinsiyetçi klişeleri yeniden ürettiği için karşıydık.
Cinsiyetçi 'eğlence'
Tekelioğlu'nun izlerken pek eğlendiği Güzel ve Dahi'yi bilmeyenler için özetleyelim. Program, ABD'de Beauty and the Geek (Güzel ve İnek) adıyla yayınlanan bir eğlence-yarışma programının yerli versiyonu. Yarışmacılar, "çok güzel" ve "etkileyici" sekiz kadın ile "konusunda uzman" ve "üstün zekâya sahip" sekiz erkekten oluşuyor. Yarışmanın teması, erkeklerin kadınlara "beyinlerini kullanmayı", kadınların da erkeklere "sosyalleşmeyi" öğretmesi.
Bizimkiler, "zeki" ve "konusunda uzman" Türk erkeklerine "inek"liği yakıştıramadıkları için olsa gerek, programın adı Güzel ve Dahi oluvermiş. (Dahi diye karşımıza çıkarılan erkeklerin sıradan mühendislik/işletme öğrencileri/mezunları olduklarını hatırlatalım.) Ayrıca, programın orijinal versiyonu değiştirilerek, yarışmacı kadınların kendilerine sorulan genel kültür sorularını bilemediklerinde ceza niyetine masa üstünde oynatıldıkları bir bölüm konmuş.
Bizim versiyonda, yarışmacı kadınlar her bölümde karşımıza forma gibi kısa etek ve elbiselerle çıkarılırken, kameramanlar da her fırsatta "frikik" yakalamaya çalıştı. Nitekim internetteki arama motorlarında "Güzel ve Dahi" yazınca bol bol "frikik" videosuyla karşılaşıyorsunuz. Program Ekşisözlük'te de "yarışma programı kisvesi altındaki bacak şovu", "et dükkanı", "genelde frikikleri için seyredilen yarışma programı" şeklinde tanımlanıyor.
Güzel ve Dahi'yi cinsiyetçi kılan, kadın olmayı güzel ve etkileyici olmaya indirgeyip zekâ, bilgi ve uzmanlığı ise sadece erkeklerin sahip olabileceği nitelikler gibi sunması. Böylece, erkekegemen toplumun temelini oluşturan cinsiyetler arası hiyerarşi vulgar bir biçimde yeniden üretiliyor. Yarışmacı kadınlar Tekelioğlu'nun tabiriyle malumat ezberleri eksik olduğu için aşağılanırken, bedenlerinin pasif cinsel nesneler olarak eğlence niyetine teşhiri de cabası.
Tekelioğlu yazısında programın cinsiyetçi özünü, "'güzeller biraz akılsız olur' şeklindeki evrensel inanışı şiar edinmiş" diyerek görmezden geliyor. Bu pek şaşırtıcı değil. Zira çoğumuz ırk, etnisite ya da din üzerinden yapılan ayrımcılıklar ve ayrımcı temsiller konusunda pek hassasken, kadınlarla ilgili cinsiyetçi klişeler ve cinsiyet ayrımcılığını kadın-erkek ilişkilerinin evrensel, doğal bir parçası gibi kabul ediyoruz. Basketbolcu ve hiphopçu siyahlarla, avukat ve mühendis beyazları biraraya getirip siyahların beyazlara "eğlenmeyi", beyazların da siyahlara "beyinlerini kullanmayı" öğretecekleri bir yarışma programını muhtemelen aynı hoşgörüyle karşılamazdık.
'Medya toplumun aynası' geyiği
Tekelioğlu, Güzel ve Dahi'nin "görmek istemediklerini halının altına süpürünce, bir daha görünmeyeceğine inanan" biz "akıldane"ler yüzünden yayından kaldırıldığını savunuyor. Sonra da ekliyor: "İyi de, o programın katılımcıları ...ortadan kaybolmadı ki! Hepsi...aramızda yaşıyorlar".
Bu bakış açısı aslında pek tanıdık. Güzel ve Dahi'nin yapımcısı Fatih Aksoy da programı eleştirenlere "aynayı kırmak seni değiştirmez, çirkinsen seni güzelleştirmez" demişti. Oysa medya programları toplumun aynası değil, kurgulardır. Toplumun ve yaşamın bütününü tüm çeşitliliği ile değil, sadece bir kesitiyle ve bir kurgu dahilinde gösterirler. Bir programda yaşamın hangi kesitinin ne kadar ve hangi kurgu dahilinde yer alacağı yapımcıların tercihleriyle ilgilidir.
Güzel ve Dahi de tıpkı diğer programlar gibi bir kurguydu. Programa katılan yarışmacıların gerçek kişiler olması, -onların seçilme kriterlerinin ve hangi özellikleriyle ekrana getirildiklerinin- kurgunun bir parçası olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Siyahların bazılarının uyuşturucu satıcısı olması, siyahların ana-akım medyada çoğunlukla uyuşturucu satıcısı olarak temsilini meşrulaştırmaz, ama bir sürü beyazın da uyuşturucu satıcısı olduğu, üstelik uyuşturucu satıcısı olmayan siyahların ayrımcı medya temsilleri nedeniyle önyargılara maruz kaldığı gerçeğine gözlerimizi kapamamıza pekâlâ yol açar.
Cinsiyetçilik feministleri eğlendirmiyor
Tekelioğlu'nun Güzel ve Dahi incelemesinden, onun kadınların bilgiyle, erkeklere oranla daha sorunlu bir ilişkileri olduğunu düşündüğü sonucu çıkmıyor. Ancak, bu, programın Türkiye'deki 'insanların değil, sadece kadınların' neyi, ne kadar, nasıl bildiğinin sorgulanması üzerine kurulu olduğunu değiştirmiyor.
Kız çocuklarının okutulmadığı, okuyan kızların da büyüyünce karar mekanizmalarına sokulmadığı bir ülkede, "akıldane" feministlerin, kısa elbiseler giydirilmiş bazı kadınların bazı konulardaki malumat eksikliğini eğlence niyetine teşhire dayalı, soruları bilemeyen kadınların da "cahilsin madem masaya çık da oyna, eğlendir bizi" muamelesine tutulduğu bir programı eğlenceli bulmaması şaşırtıcı olmasa gerek.

AYŞE SARGIN: Cinsiyetçi medya istemiyoruz! Eylem Grubu