Güzellik algısı, dahilik kompleksi

Gerçek güzellik kavramını yeniden tanımlamayı amaçlayarak, dünya çapında yürüttüğü reklam kampanyasıyla, dayatılan güzellik anlayışına farklı bir bakış açısı getirdiğini iddia eden bir firmanın kısa videosunu görmüşsünüzdür.
Haber: TUĞBA BENLİ ÖZENÇ / Arşivi

Gerçek güzellik kavramını yeniden tanımlamayı amaçlayarak, dünya çapında yürüttüğü reklam kampanyasıyla, dayatılan güzellik anlayışına farklı bir bakış açısı getirdiğini iddia eden bir firmanın kısa videosunu görmüşsünüzdür. Videoda 'sıradan' diye tanımlanan bir kadının, birtakım makyaj ve photoshop hilelerinden geçtikten sonra, nasıl da aynadaki aksini inkâr edecek kıvama geldiği ya da büyük reklam panolarında yer alabilecek kadar etkileyici bir güzelliğe sahip hale getirildiği gösteriliyor. Aslında cinsiyetçi güzelliğin her zaman kalıpları oldu. Değişimin sahteliğini sevenler çoğaldıkça kalıpların sureti de değişti. Öyle ki kadınların kendileriyle ve bedenleriyle olan savaşını ilelebet sürdürecek kadar çok ağ atıldı bu suretlerden. Hayatın her aşamasında kadınlar kendilerini bu tuhaf 'ağ'larda debelenirken buldular; sanatsal ya da estetik anlamda değil (oralarda da erkekler saf tutuyordu) salt, kaba, ham ve ilkel güzelliğin kendisiyle. Fiziksel güzelliğin açmazı, aklın ispatını gerektiriyor olmasında yatıyordu. Bu cümlelere itiraz sesleri duyuyorum şimdiden. Evet, hiç istemediğimiz bu değersizliğin adını biz koymadık. Ama içini doldurduk. Doğuştan bizim olan bedenimizle oynadık, etimizi çekiştirdik, deştik, ufalttık, bozduk. Kendilerine rağmen bunları yapmayan kadınlar da oldu elbette, her zaman. Ama yeteri kadar güçlü olsaydık, bugün Hande Öğüt'ün deyişiyle, "reklam ve medya sektörünün elinde parçalanarak tüketilen kadın bedenine", kendimize sahip çıkma basiretini göstermiş olurduk.
8 güzel kadın-8 zeki erkek
Bu anlamda yalnızca bize bahşedilen güzelliği gözler önüne serecek bir tüketme aracı, formatı ithal edilmiş yarışmalardan biri daha başladı geçtiğimiz hafta: "Güzel ve dahi". Mahremi teşhirden mütevellit "Biri Bizi Gözetliyor"un değişik bir versiyonu. Sekiz kadın ve sekiz erkek yarışmacının aynı evde yaşayacağı bir yarışma bu. Sekiz "güzel ve genç" kadın, sekiz zeki (dahi demek bu yarışma için bile abartılı) ve (a)sosyal erkek. Birbirlerine öğretecekleri pek çok şey var(mış). Kadınların moda, ilişkiler, güzellik vs. erkeklerin ise fizik, matematik, tarih gibi alanlarda deniyor tanıtımında. Uzatmayalım, orijinalinin epeyce müptelası olduğunu okumuştum. Bu yüzden yarışmayı merak edip seyrederken önce utandım, sonra üzüldüm ve hakikaten öfkelendim. Hayır, devamını getirmeyeceğim. İlk ve son kez. Seyredilir gibi değil. Öncelikle oraya çıkan kadın yarışmacıların (yaş ortalaması 25'in üzerine çıkmıyor) ülkenin hemen hemen yarısı kadın olduğuna göre kimi temsil ettiğini anlayamadım. Ama temsil edilen kesimin yok denecek kadar az olmasını şiddetle temenni ediyorum. Çünkü gündelik hayat pratiğinde yeri olmayacak tuhaflıktaki soruları cevaplamak durumunda bırakılırken, format gereği giy(diri)ilen minicik kıyafetlerinin içinde dans eden -masa üzerinde- gencecik kadınlarla dalga geçmek aşağılayıcıydı. Magazin programlarının en sevdiği despot davranış biçimi, çocukluk hastalığı. "Aaaa şuna bak, Hitler'i nasıl olur da bilemez?", "Semra Özal'ı sanatçı yaptı", "Allahım bu kız ne kadar aptal! Elvis gibi bir ilahı bile tanımıyor...", "Clinton Bush mu, o da kim?" Kulağa çok incitici geliyor değil mi? Aslında burada önemli olan onların sorulara cevap verememesi değil. Soruların neden sorulduğu ve ne şekilde sorulduğu önemli. Tamamıyla gerçekdışı bir kurgu olduğunu düşünmek de yersiz. Farklı versiyonları yayınlanan bir gece yarısı vakti programında da senelerdir aynı durum tekrarlanır. Genelde bir kadın kurban seçilir ve diğer konuklar da sunucu marifetiyle, o kurbanı türlü yollarla aşağılarlar. Programın can alıcı noktası, sunucunun var olma biçimi ya da reyting meselesi ne derseniz deyin. Gerçek hayatta karşılığı da boşluk değil, kesinlikle ağzına kadar dolu. İşte bu dolulukta yüzleri, bedenleri kendilerine ait olmayan, akılları kayıp, ruhları yorgun gençler. Nasıl görünmeleri, kokmaları, nasıl giyinmeleri, ne yemeleri, nasıl sevilmeleri isteniyorsa onlardan, öyle olan; kimliksiz birer varlık, küçük, güzel hediye paketleri gibi. Çok mu ağır oldu? Umarım öyledir.
Ya erkekler?
Daha fazlası erkekler için de geçerli. Bir 'vücutçu' eşliğinde, ayaklarında çoraplar, üzerlerindeki fanilayı çıkararak altlarında şekilsiz birer şortla yaptıkları bedensel aktivite de aynı dili taşıyordu çünkü. Acıklıydı ve sosyalleşmenin ilk adımı buydu sanırım. Her neyse bu tip teşhir yarışmalarının daha evvel ne kadar dramatik sonuçlar doğurduğunu gördük. Bulaşıcı bir virüs gibi.
Hâlâ seyretmek isteyenler varsa ve seyredecek olanlara söylenecek pek bir şey kalmadı. Ama derdimiz daha büyük bir yerde duruyor olmalı. Kadınları güzellikle terbiye eden, erkeklere aklı bölüştüren bir egemen kültür var. Geçmiş hayaletlerinden söz etmiyorum. Hâlâ var olan canlı, değişken bir kültürden söz ediyorum. Sorunun bütünü simbiyotik beden politikalarında, kadının varoluş biçimindeki sakatlıklarda gizli. Bu yüzden o reklam videosunun sonundaki "No wonder our perception of beauty is distorted" (güzellik algımızla oynandığı açık) cümlesi çok hafif ve tek yönlü bir tespit olarak kalıyor. Şimdi bu yarışma için de buyurun her şeyi cehaletle açıklayın. Çünkü bu meselede kolay olan yalnızca bu.