Hafıza politikaları ve Türkiye

Hafıza politikaları ve Türkiye
Hafıza politikaları ve Türkiye
II. Dünya Savaşı bitiminde Avrupa medeniyeti Yahudi Soykırımı gibi müthiş bir utançla karşı karşıya kaldı
Haber: NORA ŞENİ* / Arşivi

2015’in arifesinde Türkiye , International Holocaust Remembrance Alliance (İHRA) yani ‘Uluslararası Holokost’u Anımsama İttifakı’ kurumunun tam üyeliğine aday. Tüm Avrupa memleketlerine ilaveten Brezilya, İsrail ve ABD’nin de içinde olduğu (yani II. Dünya Savaşı’na katılmamış ülkelerle birlikte toplam 31 üye) bu kuruluşa üyeliğin gerçekleşmesi için birtakım şartları yerine getirmesi gerek. Bunlardan biri İHRA’nin kuruluş beyanı olan Stockholm Deklarasyonu’nun maddelerini kabul etmek. İlk madde şu: “Holokost (Shoah) medeniyetin temellerini sarsmıştır ve … Holokost her zaman evrensel bir anlam ifade edecektir.”
En önemli şartlardan bir diğeri ise üye ülkenin üniversite ve okul eğitim programlarına II. Dünya Savaşı ve soykırım üzerine derslerin dahil edilmesi ve Yahudi soykırımı konusunda etkinliklerin yapılması.
Bu üye olma gayreti Türkiye’de bazı yeni davranış değişikliklerine yol açtı, örneğin Yahudi cemaati “Uluslararası Holokostu Anma Günü”nü (27 Ocak) kamuoyuna açık bir şekilde icra etmeye, devlet ve hükümet temsilcileri de bu anmaya katılmaya başladı. UNESCO gibi uluslararası kurumların desteği, ABD büyükelçisi ve Türk diplomatlarının katılımıyla 2012’nin Nisan ayında, Bahçeşehir Üniversitesi’nde, savaş sırasında Türkiye’ye gelen, çoğunluğu Yahudi Alman profesörlerin genç Türkiye Cumhuriyeti’nin üniversitesilerine katkıları üzerine bir sempozyum düzenlendi.

Neden şimdi?

Yahudi soykırımı retçiliğine karşı duyarlılığı geliştirmeyi hedefleyen ve UNESCO’nun katkısıyla kurulmuş olan Aladdin Project kurumunun teklifiyle TRT, 9 saatlik ‘Shoah’ belgeselini satın aldı, diyaloglarını çevirtip altyazılarını yazdırdı ve gösterime soktu. (Almanya, Polonya, Fransa gibi ülkelerde savaşta hem mağdur olmuş hem mağdur etmişlerden sağ kalanların tanıklığına dayanan bu belgeselin 1985’te gösterimi Avrupa’da olay olmuştu, yarattığı radikal etki sayesinde soykırım retçiliği son derece zorlaşmıştı.) Geçtiğimiz hafta Galatasaray Üniversitesi’nde yine Aladdin Project’in organize ettiği soykırım eğitimi konulu bir sempozyum yapıldı.
Şimdi, II. Dünya Savaşı’na katılmamış bir Türkiye’de bu etkinlik çizgisinin gerekçesi sorgulanabilir, özellikle “Neden şimdi?” denebilir. Evet Türkiye, II. Dünya Savaşı’na katılmadı, savaş Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarında durdu. Savaşı yaşamış Avrupa ülkeleri ise 1945 sonrasında bir başka dehşetle karşılaştılar. Temerküz ve imha kamplarının kapıları açıldığında Ziklon B gazını, ölüm fırınlarını, ceset yığınlarını keşfettiler. İnsanlık tarihinde bir ilk olan bu sanayileşmiş, seri katliamlarla yüzleşmek zorunda kaldılar. Avrupa kültürleri, medeniyeti nasıl böyle bir imha politikası doğurabilmiş, bunu harekete geçirebilmişti? Bunları yapanların canavarlıkları nereden kaynaklanmıştı, nerede saklıydı? Hümanizmin mimarı Avrupa bundan böyle nasıl yeniden insani değerlere, insanlık fikrine, insana güvenilebilecekti, edebiyat yapılabilecekti, şiir, roman yazabilecek, felsefe yapacaktı?

Türkiye ne yaptı?

Bu soruları sordu kendine Avrupa, bu sendelemeyi, şüpheyi ve suçu, ayıbı, utancı yaşadı. Ve en önemlisi, bunun tekrarı nasıl önlenir, işaretleri nedir, hangi sesler tehlike çanları olarak erkenden teşhis edilmelidir, nelere dikkat edilmesi ve daha henüz bir semptom iken önlenmeleri gerekir gibi sorunsallarla uğraştı. Tarih eğitimi programları değişti, yeni hassasiyetler oluştu, bilinçler yeniden şekillendi, yeni kurallar, kanunlar çıkarıldı. Toplumsal mutabakatlar yeni temeller üzerine kuruldu. Türkiye toplumu Avrupa’da yaşanan bu sorgu suali, kendinden şüphe etmeyi, eleştirel biçimde kendini inceleme sürecini paylaşmadı. II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa düşünce dünyasını, edebiyatı, yayın hayatını, üniversitesini, bilinç ve vicdanını, siyasi hassasiyetini belirleyen bu zihniyet dönüşümünün dışında kaldı. Yalnızca kitleler değil, Türkiye entelektüelleri, kültür insanları da bu evrenselleşen sürecin dışında kaldı.
Peki, yukarıda sayılan etkinlikler Türkiye’yi bu tarihsel dönüşümün yarattığı bilgiye, bilinç ve vicdana yaklaştırmanın önünü açıyor mu?
Bu sorulara cevap vermeden önce, söz konusu etkinlikler hakkında biraz daha bilgi vermekte yarar var:
‘Shoah’ belgeseli TRT’de gece yarısına yakın saatlerde, önceden hiçbir duyuru, reklam, bilgi paylaşımı olmaksızın yayına kondu. Neredeyse hiçbir basın organında sözü edilmedi, Avrupa’daki etkisinden bahsedilmedi. En az insanın seyretmesi hedeflense başka türlü yapılamazdı. Bu nedenle ‘Shoah’nın gösterimi olay olamadı, bir “gayri olay” oldu.
Yukarıda sözü geçen sempozyumlar, çoğunluğu resmi temsilcilerden, diplomatlardan oluşan katılımcıları biraraya getiren toplantılardı. Bilimsel sözü olabilecek akademisyenlerin, bu dalda ihtisaslaşmış tarihçilerin, hele “II. Dünya Savaşı sırasında Yahudileri kurtaran Türkiye” imajını sorgulayan araştırmacıların katılmadığı etkinlikler oldu.

Bir yüzleşme serüveni

İktidarın Sünni Müslümanlık dışında makbul pek başka bir kimlik tanımadığı bir zamanda, nüfusu bugün 17 bine düşmüş ve azalmaya devam eden, “faiz lobisi” gibi ırkçılığın temalarıyla huzursuz edilmekten kaçınılmayan bir Yahudi cemaati barındıran bu ülkede, bu etkinliklerin şimdilik sadece dış politika mantığına cevap verdiği aşikâr.
İHRA’ya üyelik gerçekleştiği takdirde bunun eğitim programlarında devlete getireceği yükümlülüklerden ise herkesin kazançlı çıkacağı da bir o kadar aşikâr.
Ancak asıl önemli olan, dış politika gereksinimlerinin dışında, toplum düzeyinde atılacak adımlarla yeni bir bilgi/bilinç düzeyi oluşturmak. Geçen hafta Depo’da açılan ‘Bir Daha Asla, Geçmişle Yüzleşme ve Özür’ sergisi bu adımlardan biri. Bir başka adım Paris 8 Üniversitesi, Shoah Memorial ve Anadolu Kültür’ün İstanbul’da düzenlediği ‘Bir Yüzleşme Serüveni: Holokost Sonrası Fransa’da Hafıza Politikaları’ hakkında söyleşi ve film gösterimi serisi (11-14 Aralık’ta Fransız Kültür’de). İlkbahara kadar her ay bir etkinlik içeren bu serinin ilk (simültane tercümeli) konferansını ‘Vichy ya da Geçemeyen Geçmiş’ kitabıyla tarih araştırmalarında yeni bir sayfa açmış olan profesör Henry Rousso verecek (6 Kasım, 19.00, Fransız Kültür). Katılıma açık bu etkinliklerin sivil toplum ve akademisyenler arasında ilgiyi arttıracağını düşünüyorum. Ve onlara bu ülkede yeni bir yolun başlangıcında olduğumuzun göstergeleri olarak bakmak istiyorum.
* Paris 8 Üniversitesi