Hakkınızda bir şey bilmek istemiyoruz!

Birkaç ay önce uluslararası haber ajansı Associated Press (AP), 'Paris Hilton haberine ihtiyacımız var mı?' sorusundan hareketle bir hafta haber yayınlamadı.
Haber: TUĞBA BENLİ ÖZENÇ / Arşivi

Birkaç ay önce uluslararası haber ajansı Associated Press (AP), 'Paris Hilton haberine ihtiyacımız var mı?' sorusundan hareketle bir hafta haber yayınlamadı. Editörler "bu medya fenomenini bir hafta izlemezsek neler olacağını görmek istediklerini" yazdı. Bu 'sansür deneyi', daha çok yasaklama fikrinin tartışılması dışında hiçbir işe yaramadı. Çünkü haberler devam etti.
Temmuz ayı içinde ABD'nin MSNBC kanalında sabah saatlerinde yayınlanan Morning Joe adlı programda haberleri okuyan Mika Brzezinski adlı spiker, hapisten çıkan Paris Hilton'u sabah haberlerinin ilk sırasında görünce çıldırdı. Spiker, Paris haberini önce yırttı, yeni metin uzatılınca da çakmağıyla yaktı. En son metni kağıt imha makinesine atan sunucu, "Gündemimizde daha önemli şeyler var. Paris'ten kurtuldum" dedi. Hakikaten kurtuldu mu? Peki ya biz? Çok kanallı yaşamın en bilindik klişesidir, bilirsiniz; "seyretmek istemiyorsan kapat, kanal değiştir, okuma, reddet vs." Ama durum bu basit söylemden çok daha karışık. Seçme hakkı veren ve görece özgürlük alanı yaratan internet de dahil her yerde var(lar). Kaçabileceğimiz bir yer yok. Çünkü haberi yırtmak bile aslında haberi yeniden üretmeye ve sunucunun kariyerine yarıyor. Seyretmek farklı olarak edilgin bir eylem. Ölü bir balık gibi. Şöhreti kendinden menkul, başarıya, varoluşa değil, zenginliğe, sarışın sıska-seksi (!) imaja, skandallara, 'ünlü porno'suna ve son olarak, acıklı bir hapishane hücresine, kısa süreli turuncu mahkum kıyafetinin çoklu getirilerine borçlu olan 'küresel' bir kadın hakkında daha fazla ne öğrenmek isteyebiliriz? Ya da P. Hilton'ın simgeselliğinde olaysız kişiselleştirmeden ibaret haberlerin hayatımızda yeri ne? Bana kalırsa ve tahmin ediyorum pek çoklarına göre koca bir HİÇ. Her sabah kalktığımızda hayata yeni baştan başlayabilmek için harcadığımız çabanın, sabah akşam mesailerinin tekdüze bıktırıcılığının, içimizdeki boşluğun, dünya kederinin, ağır sorunların yanında sere serpe uzanan bir hiçlik.
Tek sığınak RTÜK
Türkiye'de özel alanların mahremiyetine giren, bu alanlara alabildiğine tecavüz edip kullanan magazinel haberlerin önemli gündem maddelerinin önüne geçmesine alışkınız. Kontrolsüz bir röntgencilik mantığına da. Ama bugüne kadar tartışmalı da olsa ne AP'nin 'sansür deneyi'ne benzer bir şeyle ne de ekranlarda, Amerika'da yapılan türden bir protestoyla da karşılaşmış değiliz. Sığındığımız bir tek kurumsal yer var: RTÜK. Zor olsa da, az çok bildiğimiz 'şöhret'leri bir düşünün. Haklarında yapılan/yaratılan haberler ile gerçeklikten uzaklaşan bu şahsiyetler arasındaki rızaya dayalı ilişkileri, dünyadan bihaber bir dünyanın var olduğunu empoze eden bu haberler vasıtasıyla seyirci üzerinde dolaşan beğeni/özenti ve nefret bulutlarını düşünün. Düşünmeyin! Aslında can alıcı nokta burada. Doğumu, ölümü, az ötedeki yanan ağacı, kanserle boğuşan alt komşunuzu, AIDS'i, çocuğunuzu, geleceğinizi, küresel ısınmayı, nükleer silahları, savaşı, akşama ne yiyeceğinizi, kitapları, şarkıları, birbirinizi düşünmeyin! Anlıyorsunuz değil mi? Bir ölü balık gibi...
Medyayı televizyonla sınırlı tuttuğumuzda, eğer tüm bunlardan rahatsızsak, şikayetçi öğrenciler gibi parmak sallayıp homurdanmanın işimize yaramayacağı açık. Çareyi yasakçı zihniyetin uyarıları ve kapatmalarında aramak da işimize yaramayacaktır. RTÜK'e Kurtlar Vadisi hakkında şikayet yağdıran izleyiciler de, geçen hafta üzerine yazmaya çalıştığım programın ve tüm o şöhretleri gözümüze sokan magazinel programların yayından kaldırılmasını isteyen izleyiciler de biliyorlar ki, yollar çok çeşitlidir, biri kapanırsa öbürü açılır. Ama "her şeyden vazife çıkaran" bakanlığın izlediği tutuma düşmeden, ki biz despot değiliz, geniş bir demokratik izleyici platformu oluşturabiliriz (bildiğim kadarıyla MEDİZ kadın örgütleri ve gruplarının biraraya gelerek oluşturduğu medya izleme grubu ve BİA'nın hazırladığı medya gözlem raporları var.) Kanallara, altına imza attıkları yayın ilkelerini yerine getirmede baskı uygulayabiliriz. Dikkat çekici eylemlerde bulunabiliriz. Sivil ama neşeli bir denetim kurabiliriz. Görünür olabiliriz. Düşünüyoruz değil mi? Canlanabiliriz. Hayali imza: Hakkınızda bir şey bilmek istemiyoruz platformu.
Yararlanılan kaynaklar: www.ntvmsnbc.com/news/413121.asp
Radikal, 03/03/2007