Halkı askerlikten soğutmak mı?

1889 tarihli İtalyan Zanardi Kanunu'ndan Türkçe'ye çevrilen 765 sayılı TCK (1926-2005) kabul edildiğinde dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey, TBMM'de yaptığı konuşmada yeni yasa hakkında şöyle diyordu: "Arkadaşlar...
Haber: ERSAN UĞUR GÖR / Arşivi

1889 tarihli İtalyan Zanardi Kanunu'ndan Türkçe'ye çevrilen 765 sayılı TCK (1926-2005) kabul edildiğinde dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey, TBMM'de yaptığı konuşmada yeni yasa hakkında şöyle diyordu: "Arkadaşlar, ceza kanunumuz çok serttir. Çünkü inkılap çok kıskançtır" (1 Mart 1926). Zanardi Kanunu, kendi döneminde çok gerici sayılmasa da o zamanın en uzun ceza yasasıydı. Birçok yeni suç tarifi bu yasayla birlikte Türkiye'ye de gelmiş oldu. "Milli Savunmaya Karşı Suçlar" bölümü altında "halkı askerlikten soğutma" da (m. 155) suç sayıldı. Mussolini döneminde Zanardi Kanunu değiştirilip daha baskıcı bir hale getirildi ve aynı değişiklikler gecikmeden TCK'ya da aktarıldı. 2005'e kadar idare ettiğimiz bu ceza yasası yerini 5237 sayılı yeni TCK'ya bıraktığında 'halkı askerlikten soğutma', 318. madde olarak aynen karşımıza çıktı. Üstelik 2006'da kabul edilen"Terörle Mücadele Yasası" kapsamına alınan 318. madde ağırlaştırılarak örgütlü suç ilan edildi.
90'lı yıllarda Türkiye'de vicdani ret hareketinin başlamasıyla birlikte 'halkı askerlikten soğutma' davaları da arka arkaya geldi. Ali Tevfik Berber, Aytek Özel, Birgül Özbarış, Doğan Özkan, Erhan Akyıldız, Gökhan Gencay, İbrahim Çeşmecioğlu, Osman Murat Ülke, Perihan Mağden, Suavi, Şanar Yurdatapan, Tuğrul Eryılmaz yargılanan vicdani retçi, vicdani ret destekçisi ve konu hakkında yazılar yazan/yayınlayan gazetecilerden bazıları. Geçtiğimiz ilkbaharda, TSK ile ilgili haberlerinden dolayı Nokta dergisi, Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın isteğiyle basılmış ve arkasından 'halkı askerlikten soğutma' davası açılmıştı. 19 Eylül 2007'de Halil Savda, 20 Eylül'de de Serpil Köksal'ın 318. maddeden yargılanmalarına başlandı. Gazeteci Birgül Özbarış, vicdani retçiler hakkında yazdığı yazılardan dolayı tam yedi davadan 21 yılla yargılanıyor.
Halkı askerlikten soğutma suçu kulağa biraz tuhaf geliyor doğrusu. Peki bu insanlar ne yapıyor, ne yazıyor, ne söylüyor da böyle bir suçtan yargılanıyor? Halkın askerlikten soğuması neden bu kadar önemsenen bir durum? Kaç kişinin ve ne derece soğuduğu nasıl tespit ediliyor? Halkı başka şeylerden mesela barıştan soğutmak neden suç değil? Gelin hep beraber bir beyin jimnastiği yapalım.
Firariler
Halkı askerlikten soğutmak suçtur, çünkü; yasanın orjinalinin yazıldığı 19. yüzyıl sonu İtalya'sında erkekler askerlik yapmak için pek hevesli değildi. l. Dünya Savaşı'nda tüm cephelerde yüzde 10'a varan firar vakası yaşanıyordu. Aynı dönemde Avrupa'daki diğer ülkeler ve Osmanlı ordusunda da firar revaçtaydı. Vicdani reddin ilk örneklerinden olarak değerlendirebileceğimiz bu firarilerden, yakalananların akıbeti hemen her ülkede ya zindana atılmak ya da kurşuna dizilmek oldu.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte başlayan yukarıdan devrimin başarılı olabilmesi için halkı eğitmek, değişime hazırlamak gerekiyordu. Gönülsüzlük yapanlar yasalarla baskı altına alınmalıydı. Halk, asker tesviyesinden geçirilerek ulus inşa edilmeye çalışıldı. Böyle bir dönemde halkı askerlikten soğutmak suç sayıldı. Geçtiğimiz yüzyılda küreselleşme son sürat yaşandı, kitle iletişim araçları hemen her noktaya kolaylıkla ulaşır hale geldi. Hayatın her alanında köklü değişiklikler görüldü. Özellikle 1960'ların özgürlükçü rüzgarıyla, askerlik/ordular tüm dünyada sorgulanmaya başlandı. Türkiye'de ise değil sosyal yaşamın derinliklerine sinen militarist anlayışı eleştirmek, gerçekleşen onca askeri darbeye bile söz söylemek tabu olma özelliğini koruyor. Demokratik, hukuk devleti olarak tarif edilen Türkiye Cumhuriyeti'nin bu vasfa ulaşabilmesi için öncelikle asker vesayetinin kırılması gerekiyor.
Cumhuriyet'le birlikte geliştirilen "asker millet/her Türk asker doğar" klişesi artık rafa kaldırılmalıdır. Yıllardır eğitim mevzuatının da desteğiyle belleklere kazınmış olan "Türk'ün Türk'ten başka dostu yok" rivayeti halklar arasında düşmanlıkları kabartmaktan başka bir işe yaramıyor. Önümüze çıkan her anlaşmazlığı diyalog yerine askeri yöntemlerle çözme telaşımız, gündelik yaşama da linç şeklinde yansıyor.
Milli Savunma Bakanlığı 9 bin olarak açıklasa da Türkiye'de çeşitli sebeplerle askerlik yapmaktan kaçınan veya erteleyen erkeklerin sayısının yarım milyonu bulduğu tahmin ediliyor. Bu insanların neden kaçak yaşamayı seçtiğini veya uzadıkça uzayan üniversite öğrenciliği yoluyla askerliği ertelediğini sorgulamıyoruz. Yoksa askerlikten soğumuş olabilirler mi?
Anne-babam ikna olmadı
Peki 318. maddeden yargılanan kişiler halkı askerlikten nasıl soğutuyor? Dikkat ediniz bu madde askerliğe hakaret filan değil. Bir yazı yazıyorsunuz veya bir açıklama okuyorsunuz ve bir anda insanları askerlikten soğutabiliyorsunuz. Soyut bir kavram üzerinden oldu mu size 4,5 yıla varan hapis. Üstelik ortada askerlikten soğuduğu tespit edilmiş veya mağdur olmuş kimse yokken. Canlı bir örnek vereyim. Dört yıl önce vicdani retçi olduğumu açıklamamdan bu yana ailemle birçok sorun yaşadım. Bütün dil dökmelerime ve gerekçelerime rağmen henüz anne ve babamı askerlikten soğutabilmiş, yaptığımın doğru olduğuna ikna edebilmiş değilim. Hal böyleyken bir basın açıklaması okuyarak kitlelerin askerlikten soğuyabileceğini kim iddia edebilir? Halkı askerlikten soğutmak suç değildir, çünkü halkı sivillikten, fırıncılıktan, mühendislikten veya doktorluktan soğutmak da suç değildir. Dünyanın birçok bölgesinden her gün vicdanlarımıza akan savaş görüntüleri, bombalamalar, katliamlar olağanmış gibi karşılayamayız. Yarın yine aynı görüntüler yaşanmasın istiyorsak hem bireysel şiddeti, hem örgütlü şiddeti hem de devletlerin tekelindeki şiddeti enine boyuna eleştirebilmeliyiz. Antimilitarist düşüncede vücut bulan bu eleştirilerin ordulara, onun insan kaynaklarına, finans kaynaklarına, silahların üretim ve transferine dokunması kaçınılmazdır. Ancak, açılan davalar gösteriyor ki, bu maddeyle antimilitarizm yasaklanıyor. 301 gibi 318. madde de düşünceyi cezalandırıyor ve derhal kaldırılmalıdır.
Ordular, koşulsuz itaat, hiyerarşi ve disiplin üzerine kurulu kurumlardır. Toplumun yarısından müteşekkil erkekler bu kurumda savaş eğitiminin yanı sıra kendilerine sosyal statü de edinirler. Askerdeyken sıradan bir er olan kişi evine döndüğünde eşinin, çocuklarının komutanı olacaktır. Ölmenin yüceltildiği, öldürmenin makinalaştırıldığı bu mantığa karşı çıkmak, vicdan, hoşgörü ve sağduyu sahibi olanların sorumluluğudur.
Her bir insanı, öldürmeye programlanmış bir hale getirmek ve karşı çıkanları cezalandırmak, susturmaya çalışmak yerine barışa, dayanışmaya, hoşgörüye ihtiyacımız var. Sahi, neden halkı barıştan soğutmak suç değil?

ERSAN UĞUR GÖR: Vicdani retçi