Halkın çocuklarının 'Kader'i

Halkın çocuklarının 'Kader'i
Halkın çocuklarının 'Kader'i
Hükümet ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, küçük yaşta evlendirilen çocuklar için ne yaptı? 14'ünde öldürülen Kader Erten'e bakınca meselenin özeti şu: Adalet de kalkınma da onların çocuklarına göre dizayn ediliyor
Haber: SEZGİN TANRIKULU* / Arşivi

Yüksek siyaset, yüksek çıkarlar, yüksek yolsuzluklar, çatışmalar memleket gündemini saat başı değiştirirken, son dönem çatışmasının “çocuklar” üzerinden yürüyor olması moda tabirle “son derece manidar”. Sosyal medyada iki fotoğrafın birleştirildiği bir kare dolaşıyor: Karenin bir tarafında Başbakan Erdoğan ve oğlu Bilal, makam arabasının içinde. Öbür tarafında da oğlu Ali İsmail’in fotoğrafını okşayarak gözyaşı döken Şahap Korkmaz. Erdoğan ve oğlunun fotoğrafının yanına, yüzlerce başka kurban çocuğun, gencin fotoğrafının yerleştirilebileceğini bilmek, insanda derin bir hüzün ve öfke uyandırıyor.
Ali İsmail’in Eskişehir’deki o gaddarlığın ortasında, gencecik bedeninin tekmelerle savrulurken kameralara düşen görüntüsü, kimin aklından çıkabilir ki! Ya yoksul bir ailenin çocuğu olan işçi Ethem Sarısülük’ün kararlı bakışları? Koca gözlerini unutabilir mi insan Ceylan Önkol’un? Ya okul önlüğü ve masum ifadesiyle Uğur Kaymaz’ı? Cizre’de polis panzeri tarafından küçücük bedeni ezilen Yahya Menekşe, Hakkâri’de polisin 14 yaşındaki Cüneyt Ertuş’un kolunu kameralar önünde kırdığı o sahne unutulabilir mi?

Abdullah ve Enes Ata

26 Mart-3 Nisan 2006’da Diyarbakır’da yaşanan olaylar sırasında Başbakan Erdoğan çıkıp “Kadın da olsa, çocuk da olsa teröre bulaşanlara müsamaha gösterilmeyecektir” demişti. Herhalde dünyada kadın ve çocukları bu kadar doğrudan hedef gösteren başka bir başbakan yoktur.
2006 Mart olaylarında Diyarbakır’da 10 kişi öldürüldü. Erdoğan’ın işaret ettiği gibi, aralarında çocuklar da vardı ve şimdinin İçişleri Bakanı Efkan Ala, o zaman Diyarbakır Valisi olarak Başbakan’ın talimatlarını harfiyen uyguluyordu. Abdullah Duran mesela, 9 yaşında bir ilkokul öğrencisiydi. 29 Mart’ta, olayları ailesiyle birlikte evinin balkonundan izlerken polisin açtığı ateşle öldürülmüştü. Abdullah, “teröre” filan bulaşmamıştı. Evinin balkonundaydı. Enes Ata ise 8 yaşındaydı. Olaylar yüzünden okullar erken tatil edilmiş, Enes evine gelmiş, önlüğünü çıkarıp teyzesinin evine koşmuştu. Bir daha geri dönmedi.
Fakat yolsuzluk iddialarına bulaşmış çocuklarını kollamak için yüzlerce polisin, amirin, emniyet müdürünün, bürokratın yerini değiştiren, adeta bunun için devleti yeniden düzenlemeye girişen Başbakan ve bakanlar, halkın çocuklarına ölüm ve işkence reva görülürken kıllarını kıpırdatmadılar. Sorumluları kolladılar ve hatta teşvik ettiler. Bugün, halkın çocuklarını yargısız infaz edenlerin yargılandığı davaların hiçbirinden adalet beklenmiyorsa, adalet kimin kontrolünde?
Onların çocuklarının para sayma makineleriyle yakalanması “komplo” ise halkın çocuklarının fabrikalarda, çöplerde, inşaatlarda, köprü altlarında, açlık ve ölümle pençeleşmesi nedir peki?

20 lira için

Altı yaşındaki Yücel, daha geçen hafta, Bursa’da çöpten kağıt toplarken arabanın altında kalarak öldü. Yücel ile beraber, çöplerden ekmek çıkarmaya çalışan 12 ve 16 yaşındaki iki ağabeyiyle birlikte çalışan bir çocuktan bahsediyoruz. Yücel’in, yedi kişilik ailesinin geliri 20 liraydı ve yaşamak için başkalarının çöplerine ihtiyaçları vardı.
Bilgi Üniversitesi’nin ‘Çocuğa Yönelik Harcamaları İzleme Kılavuzu’nda verilen rakamlara göre çalışan çocuğa yönelik toplam harcama 2011’de 628.819 TL. Bu rakam, GSYH’ya oranında diğer yıllara göre kayda değer bir artış olmadığını gösteriyor. TÜİK’in 2006 ‘Çocuk İşgücü Araştırması’na göre Türkiye genelinde 7-17 yaş grubundaki 16 milyon 264 bin çocuktan yüzde 5.9’u, yani 958 bin çocuk çalışıyor! 2006’dan bu yana sayının bir milyonu geçtiği rahatlıkla söylenebilir. Çocuk işçiliğinin bu kadar yaygın olduğu bir ülkede, 628.819 TL, devede kulak kalıyor. Üstelik çocuğa yönelik harcamaların, doğrudan çocukların hayatında ne kadar etki ettiği de meçhul!

Yurt çocukları

Yetiştirme yurtlarındaki çocukların nasıl istismar edildiği, sık sık haberlere konu oluyor. Daha bu hafta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Afyonkarahisar İl Müdürlüğü Çocukevleri Koordinasyon Müdürlüğü evlerinde geçici süreyle kalan kızların taciz edildiği, para karşılığı pazarlandığı iddiası üzerine düzenlenen operasyonda dört kişi tutuklandı. Afyon Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nun yaptığı ilk iş, basına çıkışmak oldu! Başbakanından öğrenmiş besbelli. Şöyle buyuruyor Vali: “Hadiseyi yeni olmuş gibi basına vermek doğru değil. Emniyet kayıtlarına göre 2013’te ihmal ve istismara uğrayan 3 kızımız var. Son operasyon 16 Ekim’de yapıldı. Bu olayla ilgili 4 kişi tutuklandı. Yıl boyunca benzer suçlardan ise 12 kişi tutuklandı.” Bu ve benzer olayların yeni olmadığını Vali bey buyurmasa da biliyoruz. Olayda kurum çalışanlarının olduğu bilgisi ise kimseyi şaşırtmıyor artık.
Yetiştirme yurtlarında bunlar yaşanırken, çocuk mahpuslara insani koşuların reva görülmesi mümkün mü? Daha geçen günlerde Sincan Cezaevi’nde 9 çocuk, izahı mümkün olmayan bir kin ve nefretle işkenceden geçirildi. Çocukların sürgün edildiği Maltepe Cezaevi’nde de işkencenin sürdüğünü biliyoruz. Pozantı’da, Şakran’da, Tekirdağ’da, Antalya L Tipi’nde çocukların nasıl bir taciz, tecavüz ve işkence kıskacına alındığını burada sıralasam sayfalar yetmez. ( CHP ’nin Cezaevleri Komisyonu’nun raporlarına bakabilirsiniz). Peki, bütün bu olaylar üzerine kaç kamu görevlisinin, kaç infaz koruma memurunun kılına dokunuldu? Kaçı için Başbakan veya Adalet Bakanı sesini çıkardı? Hiçbiri için!

Onlar daha çocuk!

Türkiye’de, bir yıl içinde, 660 bin çocuğun taciz veya tecavüze maruz kaldığı öne sürülüyor. Gazete haberlerine göre, “Şefkat-Der’in raporunda, Adalet Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de çocuğa karşı işlenen cinsel taciz, saldırı ve istismar suçlarının 2008’de 7 bin 500, 2009’da 13 bin 812 iken; 2011’de 18 bin 334, 2012’de ise 33 bin 992 olduğuna dikkat çekildi. Raporda, bu rakamın tamamen gerçeği yansıtmadığı da belirtilerek ‘Buradan yola çıkarak bir oranlama yaptığımızda, adli mercilere yansımayan durumları da göz önüne alarak 2012 için Türkiye’de en az 660 bin çocuğun cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldiğini söyleyebiliriz’ denildi.” Çocuklardan bahsediyoruz!
Onlar çocuklarıyla sırça köşklerde oturup para sayarken, TMK kapsamında veya itildikleri adli suçlardan tutuklanmış olan yüzlerce çocuk hapishanelerde gün sayıyor. Örnekleri çoğaltabiliriz ama bir süre sonra tüm örnekler birbirini tekrarlıyor. İşin özeti şu: Bu ülkede çocuklar öldürülüyor ve sorumlularına dokunulmuyor. Çocuklar taciz ve tecavüze uğruyor ve failler gizleniyor, kollanıyor. Çocuklar fabrikalar, atölyelerde, sokaklarda açlık ve yoksullukla baş etmek için küçücük bedenlerinin çok üstünde bir kapasiteyle çalışıyor, sömürülüyor; hastalanıyor, tedavi göremiyor ve AKP hükümeti kılını kıpırdatmıyor. Şu kadar havalimanı yaptık, bu kadar duble yol döşedik, şu kadar otel, bu kadar adalet sarayı inşa ettik deyip duruyor Başbakan. 12 yaşında evlendirilen, 13’ünde anne olan, 14’ünde öldürülen Kader Erten’e mi anlatıyorsunuz bunları? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, evlendirilen çocukları korumak, bu tür evlilikleri önlemek için lüks otellerdeki toplantılar dışında ne yaptı? Aslında meselenin özeti şu: Adalet de kalkınma da onların çocuklarına göre dizayn ediliyor. Halkın çocuklarına da “Kader” hikâyeleri kalıyor.

* CHP Genel Başkan Yardımcısı