Halkın sevgilisi Atatürk

Halkın sevgilisi Atatürk
Halkın sevgilisi Atatürk
Kemalizmin ve Kemalistlerin 'risk' altında olduklarını, 'ötekileştirildikleri' söylemek gerçeklere tekabül etmiyor
Haber: VAHAP COŞKUN* / Arşivi

Atatürkçülük veya Kemalizme ilişkin iki iddia var gündemde: İlki, muhafazakar ve mütedeyyin kimliği baskın bir iktidar döneminde Kemalizmin giderek mevzi kaybettiğine ilişkin. Buna göre AKP ’nin hükümet etme süresi uzadıkça ve AKP devlet iktidarının araçlarını ele geçirdikçe Kemalizm güç kaybediyor. Kemalizme gönül verenlerin sesleri duyulmaz, talepleri dikkate alınmaz oluyor ve hatta Kemalizm ötekileştiriliyor. (Armağan Öztürk, Radikal 2, 10.11.2013) Kemalist olmak bir “risk” unsuruna dönüşüyor.
İkincisi ise, devlet tahtından düşen Kemalizmi halkın sahiplendiği ve onu bağrına bastığı iddiası. 10 Kasım’da Anıtkabir’i ziyaret edenlerin sayısındaki artış, bu iddianın dayanağını oluşturuyor. Geçen yıl 413 bin kişi olan ziyaretçi sayısı bu yıl bir milyonu aşmış. Eyüp Can rekor sayıdaki ziyaretçiyi “ Atatürk ’ün artık devletin değil halkın sevgilisi olduğunun” bir işareti olarak yorumluyor. Can’a göre bu, “Madenden hastaneye, sakallıdan küpeliye, başörtülüden başı açığa, Türk’ten Kürt’e uzanan her türlü etnik ve dini kimliği, ideolojileri aşan çok katmanlı bir Atatürk sevgisini” gösteriyor. (Radikal, 12.11.2013)

Kültürel Atatürkçülük

Can’ın başlattığı tartışmaya katılan Koray Çalışkan ise, Anıtkabir’e taşınan bir milyonun “yeni bir Atatürkçülüğün doğum gününü kutladığını” ilan etti. Yeni Atatürkçülük, bir korkunun dışavurumu değildi, aksine “geleceğin Türkiye ’sinde demokratik, çoğulcu ve renkli bir hayat yaşamak isteyenlerin ortak düşünü temsil” ediyordu. Bu “çağdaş Avrupa’nın değerlerine sarılan, insan hakları ve özgürlükleri konusunda tavizsiz, modernliğin özgürlükçü yorumunu düşünen, Avrupa Birliği’ne girmeyi amaçlayan bir düşün tezahürü” idi.
Çalışkan’a göre, bugün kadınların ve erkeklerin vücutlarına yaptırdıkları “K. Atatürk” dövmelerindeki “K”, bu sefer Kemalizmi değil “Kültürel”i kodluyordu. Ve bu “K”, “Uyanan ruh arkaik bir korporatizmi değil, otoriter İslamcılığa karşı Türkiye’nin, Kürt’ü, Türk’ü, Ermenisi, Rumu, erkeği ve özellikle kadınıyla sahip olduğu en önemli nazar boncuğunu” ifade ediyordu. (Radikal, 15.11.2013)
Kemalizme dair dillendirilen bu iki iddianın da önemli sorunlar içerdiği kanısındayım. İlk olarak, Kemalizmin ve Kemalistlerin “risk” altında olduklarını, “ötekileştirildiklerini” söylemek gerçeklere tekabül etmiyor. Düşünün, anayasanın tamamına Kemalist bir ruh egemen. Bütün bir eğitim müfredatı Kemalist ilkeleri empoze ediyor. Milletvekilleri, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacaklarına dair yemin etme mecburiyeti taşıyor. Atatürk’ü koruyan bir kanun mevzuattaki yerini koruyor, vs. Yani Kemalizm halen bu ülkenin resmi ideolojisi, onu muhafaza eden çok sayıda yasal ve anayasal kuruluş ve hüküm var. Kemalizmin etrafında bu derece koruma kalkanı varken, onun varlığının tehlikeye düştüğünü veya ona mensubiyetin bir ötekileştirmeye sebebiyet verdiği söylenemez.

Riya perdesi

Bununla birlikte Kemalizmin bir güç kaybına uğradığı da inkar edilemez. Ama bunu bir normalleşme olarak görmek gerekir. Türkiye’nin üzerindeki riya perdesi yıkılıyor. Önceden de herkes Atatürk’ü sorgususz sualsiz kabullenmiyor, onun yaptıklarını takdir etmiyor, onun topluma ve dünyaya ilişkin tasavvurlarını benimsemiyordu. Ama dayatma nedeniyle ya öyleymiş gibi görünüyor ya da sessiz kalıyordu. Şimdi bu durum değişiyor; insanlar -daha görünür bir şekilde ve daha yüksek bir sesle- Atatürk’ü eleştirebilir ve karşıt fikirleri dillendirebilir hale geliyor. Geçmişte “Olmasaydı olmazdık”a karşı “Olmasaydı da olurduk” diye düşünenler vardı mutlaka ama bunu seslendiremiyorlardı. Bugün ise seslendirebiliyorlar. Kemalistleri huzursuz etse de, bu sağlıklı bir hal. Kemalistlere düşen, artık kamusal alanda rakipsiz olmadıklarını görmek ve onlara muhalefet edecek grupların varlığına alışmaları.
İkinci olarak, Atatürk’ün halkın sevgilisi olduğu iddiası da çok su götürür. Atatürk’ün “halkın bir kesiminin sevgilisi” olduğu söylense bir nebze anlaşılır. Ama Atatürk’ü “halkın sevgilisi” ilan etmek çok iddialı ve abartılı. Bir kere ortada “yekpare” bir halk yok. Sağcısından solcusuna, milliyetçisinden liberaline, muhafazakarından sosyalistine, zengininden fakirine, çok farklı sayıda halk tabakaları var. Atatürk’ün tüm bunları birleştiren, tüm bu kesimlerin itibar ettiği ortak bir değer veya simge olması düşünülemez.

Atatürk sevgisi

Bu ülkenin tarihinde birçok hak gaspı yaşandı ve bunların büyük bir bölümü Atatürk’e dayanılarak meşrulaştırıldı. Mağduriyetler insanların hafızalarında mühim izler bıraktı. Kemalizm geçmişin bir muhasebesini yapmadı, kimseden özür dilemedi. Hal böyle iken mağdur olan kesimlerin Atatürk sevgisi ortak paydasında bir araya gelmeleri kolay olmasa gerek. Varlığı inkar edilen ve dili yasaklanan Kürtler, dininin gereğini yerine getirmekten men edilen mütedeyyinler, ailesi sürülmüş ve malı mülkü elinden alınmış azınlık mensupları ve diğerleri, herhalde birden Atatürk’ü sahiplenmeye ve ruhlarını Atatürk sevgisiyle yıkamaya karar vermiş olamazlar.
Atatürkçülüğün artık kültürel bir boyuta taşındığı, demokratik bir içerik kazandığı ve Türkü, Kürdü, Rumu, Ermeniyi kapsayan çoğulcu bir düşünceye evirildiği iddiasının da bir dayanağı yok. Anıtkabir merdivenlerini aşındıranların bu yönde bir düşünsel dönüşüm yaşadığını gösteren herhangi bir emare bulunmuyor. Serdar Kaya’nın belirttiği gibi, belki bu 10 Kasım’da yaşanan, daha fazla sayıda Atatürkçünün mobilize olmasından ibarettir. Kendilerine ait saydıkları kalelerin AKP’ce zapt edildiğini, Cumhuriyet değerlerinin her geçen gün eridiğini ve yaşam tarzının tehlikede olduğunu düşünenlerin daha organize bir biçimde AKP’ye duydukları öfkeyi, korunaklı bir mekan olan Anıtkabir’de dışa vurmalarıdır.
Anıtkabir’deki kitleye büyük bir anlam atfedenlerin dönüp yakın geçmişteki Cumhuriyet Mitingleri’ne bakmalarında yarar var. Aksi takdirde, yeni bir siyasi düşüncenin şafağının atmasını beklerken, kendilerini yeniden karanlığın içinde görmeleri sürpriz olmaz.
* Dicle Üni.