Harç bitti yapı paydos

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun bazı maddelerinde yapılması öngörülen değişiklik tasarısı, kadrolaşmanın önünü açıyor
Haber: ÇAĞLAR EZİKOĞLU / Arşivi

Yaklaşık 40 senedir yürürlükte olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun bazı maddelerinde yapılması öngörülen değişiklik tasarısı, kamuoyuna sunuldu. Her ne kadar bu değişiklikleri sunan hükümet yetkilileri, yapılan değişikliğin köhnemiş yapıyı sonlandıracağını söylese de, değişiklik ile Türkiye’de memur kavramı ve memurun iş güvencesinin artık tamamen ortadan kalkacağını belirtmemiz gerekiyor. Tasarıyı incelediğimizde öncelikle gözümüze çarpan en önemli değişiklik, Türkiye’de kamu personel sisteminde uygulanan kariyer sisteminin terk edilip kadro sistemine doğru bir yönelişin olduğu. Türkiye’deki kamu kurumlarında var olan genel müdür, genel müdür yardımcılıkları, şube müdürleri şeklinde hiyerarşik bir yapı tamamen ortadan kaldırılıyor. Onun yerine genel müdür, daire başkanı ve uzmanlardan oluşan ve idari değil tamamen siyasi bir yapılanma getiriliyor. İlgili devlet bakanı tarafından “kariyer uzmanlık” sistemi olarak nitelendirilen bu yapıyla uzman kadrosu, geniş bir alana yayılacak. Ama tasarıdaki bu değişiklikle, özel sektörde varolan yapının aynen kamuya aktarıldığını görüyoruz. Örneğin, genel müdür, daire başkanı gibi üst düzey yöneticilerin özel sektörden istihdam edilebilmesinin önü açılıyor. Böyle bir durumun ileride ne gibi ciddi sorunlar yaratacağını tahmin etmek zor değil. Çünkü kamu yönetiminde üst düzey yöneticilerin, görevde bulundukları kurumla ilgili ihtisas gerektiren bilgiye sahip olma gerekliliği söz konusuyken, ayrıca bu yöneticilerin devlet algısı, kamu yararı, kamu hizmeti gibi en temel kavramlara haiz ve bunları gözetebilecek kişiler olması gerekir. Fakat tamamen sermayenin çıkarlarını gözetmek için çalışan özel sektör yöneticilerinin, nasıl kamu yararı için çalışıp vatandaşın çıkarını gözeteceği sorusuna yanıt bulunmuyor. Bu değişiklikteki bir diğer sorun da kadrolaşma meselesi. Uzmanlık sistemi, Türkiye için yeni yerleşmeye başlamış bir sistem. Fakat bu yeni sistemin düzgün bir şekilde işlediği çok tartışmalı. Çünkü ÖSYM ’nin yapmış olduğu merkezi sınav sonrası, bu tip kadrolar için kurumlar tarafından sözlü sınav yapılır. Yapılan sözlü sınavlarda ise şeffaflık ilkesi açık bir şekilde ihlal ediliyor. Danıştay’ın bu tip A grubu kadrolar için sadece sözlü sınav yapılmasının hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil ettiğine ilişkin bir kararı olmasına rağmen, tasarıda uzmanlık kadroları için sadece sözlü sınav yapılmasının önü açılıyor. Bu da kadrolaşma iddialarının ciddi bir şekilde tartışılmasına yol açacaktır.

İş güvenliği?
Tasarıda yapılan başka bir temel değişiklikse, kamu personeli için sicil sisteminin terk edilmesi. Sicil sistemi çok farklı yönlerden eleştirilebilir, özellikle sicil amirlerinin memurlar için hazırlamış oldukları raporlarda nesnel davranmayıp soyut bir değerlendirmeye tabi tuttuklarını söylememiz yanlış olmaz. Fakat tasarıda sicil sistemine getirilen alternatif yapı tatmin edici değil. Üstelik disiplin cezaları konusunda tasarıda yapılan değişikliklerden, bu cezaların alanının gereğinden fazla genişlediğini ve iş güvencesi kavramını ortadan kaldırdığını görebiliyoruz. Örneğin kınama ve uyarma cezasının kapsamına giren birçok konuda, artık “aylıktan kesme” ve “kademe ilerlemesinin durdurulması” cezaları uygulanacak. Tasarının 14. maddesi ise bu cezaların kapsamının artırılmasının nasıl bir etki yaratacağını gösteriyor. Maddeye göre, aylıktan kesme veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla tecziye edilenler, daire başkanı kadrolarına, daire başkanı kadrosunun dengi ve daha üstü kadrolara, bölge ve il teşkilatlarının en üst yönetici kadrolarına, düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlık ve üyeliklerine, vali ve büyükelçi kadrolarına atanamayacak. Kanunun şu anki halinde de varolan bu antidemokratik hükmün korunması ve üstelik artan disiplin cezalarıyla bu maddenin uygulanacak olması çok düşündürücü.
Tasarıdaki temel problemlerden biri de, sendikalaşma ve grev sorunu. Türkiye’de hâlâ fiilen devam eden grev yasağı, bu tasarıda da kendini açıkça hissettiriyor. Örneğin sözleşmeli personel için sendikaya üye olmanın önü açılırken, bir sonraki maddeye göre sözleşmeli personelin grev kararı vermesi, bu yolda propaganda yapması, herhangi bir greve veya grev teşebbüsüne katılması, grevi desteklemesi yahut teşvik etmesi yasaklanıyor. Yani grev yasağının yanında, grev için propaganda yapmak bile yasaklanır hale getiriliyor. Bu da Türkiye’de her dönem varolan yasakçı zihniyetin devam ettiğini gösteriyor. Ayrıca yine tasarıyla sendikaların gücünü korumak yerine onları etkisiz, yararsız hale getirme çabalarını da görüyoruz. Kaldı ki “sarı sendika” kavramının gerçek anlamda hayat bulduğu bir ülkede, sendikalaşma olgusunun gücünün ne denli zayıf kaldığını örnekleriyle söyleyebiliriz. Devlet Memurları Kanunu’ndaki antidemokratik hükümlerden biri olarak varlığını sürdüren memurlar için siyaset yapma yasağının tasarıda değerlendirilmemiş olması da yine eleştirilebilecek temel noktalardan biri. Bunlar dışında özellikle uyarma kınama cezalarına itiraz, izinler gibi konularda olumlu bazı değişiklikler de söz konusu gibi gözükse, tasarının geneline baktığımızda bunlar bir nevi makyaj düzenlemeler olarak karşımıza çıkıyor.
1980’lerden itibaren dünyada hegemonyasını sürdüren neoliberal politikaların kamuya yansımasını, Türkiye şu ana kadar çeşitli aşamalardan geçerek yaşadı. Ama bu son değişiklik artık varolan yapının da yıkılacağını gösteriyor. 1980’lerden itibaren varolan özelleştirme furyasıyla gittikçe küçülen devleti artık o devletin küçülmesini sağlayan özel sektör ve sermaye mantığı yönetecek. Kamu yararı, kamu hizmeti kavramlarının yerini özel sektöre hakim olan kâr mantığı, verimlilik gibi kavramlar alacak. 2005’te çıkarılmaya çalışılan ama başarılamayan Kamu Yönetimi Reformu’na ilişkin düzenlemelerin devamı niteliğinde olan bu değişiklikler de, varolan değişimin temel yapıtaşını oluşturacak.

ÇAĞLAR EZİKOĞLU: Ankara Üni., SBF


    ETİKETLER:

    ÖSYM