Hasankeyf'i kaybetmeyelim!

Memleket başbakanlarını büyük meydanlarda Barajlar Kralı, Barajlar Sultanı Başsaka ve benzeri unvanlarla çağırdığımız günleri arkada bırakamıyoruz. Aşiret dilinden kurtulmuş bir Cumhuriyet'in inşası tamamlanamadı çünkü.
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

Memleket başbakanlarını büyük meydanlarda Barajlar Kralı, Barajlar Sultanı Başsaka ve benzeri unvanlarla çağırdığımız günleri arkada bırakamıyoruz. Aşiret dilinden kurtulmuş bir Cumhuriyet'in inşası tamamlanamadı çünkü. Suyu bulan, suyu getiren iktidarını garanti etme peşinde. Zaten ucuz pragmatizm AKP'yi de alternatifsiz bırakmadı mı?
Recep Tayyip Erdoğan da geçen yıl gururdan kabararak Ilısu Barajı'nın temelini atmıştı.
Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belki de en önemli eşiklerinden birinde soluksuz bekliyoruz. Hasankeyf sular altında kalmak üzere.
Bilimsel Danışma Kurulu, Hasankeyf'e gidip oradaki tarihi eserlerin taşınabilir olup olmadığına karar verecek. Kazı heyeti başkanı Prof. Dr. Abdulselam Uluçam, "Kurul bana fikrimi soracak olursa hiçbir eserin taşınamayacağını söyleyeceğim. Çünkü hangi yapıya el atarsanız elinizde kalır" diyor. Uzmanlar, Hasankeyf'in taş değil tuğla yapı ağırlıklı olduğunu belirtip, "Bunlar peynir keser gibi kesilip taşınmaz, dokunsan dağılır" diyor.
Hasankeyf'in mağaralarında 12 bin yıllık buluntular var. Bizans, Sasani, Emevi, Abbasi, Hamdani, Artuklu-Eyyübi, Osmanlı, bu yerleşimde izlerini bırakmış. Kale bölgesi, antik çağda 50-60 bin kişilik, çok önemli ve büyük bir yerleşimmiş. Barajla birlikte Hasankeyf Kalesi, Köprüsü, El-Rızk Camii, Sultan Süleyman Camii, Koç Camii, Zeynel Bey Türbesi, Ulu Camii, Küçük ve Büyük Saray sular altında kalacak.
Ilısu Barajı ve santral projesinin de 12 Eylül cuntasının hayatımıza kattıklarından biri olduğunu asla unutmayalım. Kesin karar 1982'de alınmıştı.
Tarihin de çevre ile birlikte sorumsuzca değiştirilebilir, dönüştürülebilir, gerekirse imha edilebilir olmasına alıştırıldık. Mezopotamya'nın, Ege'nin ve dünya tarihinde hep eşik olmuş toprakların üstünde yaşayan insanlar olarak sürekli gücünü barbarlıkla pekiştiren iktidar makinesinin çarkları arasında hayatımızın, geçmişimizin öğütülüp sıfırlanmasına tanıklık ediyoruz. Buna karşı çıkmak, böylesine benzersiz bir kültür mirasını korumaya çalışmak, karşısında sözde bilimsel özde militarist bir dilin saldırısına uğruyor. Duygusallıkla suçlanıyor, çevre ve kültürel kalıt koruyucuları.
Çünkü tarih de, son zamanlarda Türk Tarih Kurumu Başkanı'nın unutulmaz örneklerle açık ettiği gibi fevkalade duygusal ve tali bir konudur. Dünyanın eşsiz bir kültür mirasının korunup korunamaması da bilim insanlarının tartısına bırakılacak bir konudur. Bizlerin hiçbir sözü geçerli olamaz.
Eski reklamlarından birinde Cem Yılmaz, 'tamamıyla duygusal' derken baş parmağıyla işaret parmağını birbirine sürtüyor ve muradını açık ediyordu. Böylesine coşkulu bir onayla milletinin mizah duygusunu galeyana getirmiş olmasının ardında hiç kuşkusuz 'duygusal' başlığıyla adlandırılan alanın olgunlaşmamış, muğlak bir içeriği olması yatıyordu. İnandırıcılıktan uzak, daha çok aslolanı maskelemek için ardına sığınılan bir gerekçelendirme alanı. Nerede duygusallıktan dem vuruluyorsa işin ardını bırakmayıp gerçekliğin arka bahçesini eşelemek gerek. Duygusallık, sabitlenemeyen, uçucu geçici, asla dönüştürücü olamayacak bir ruh halini anlatıyor nicedir dilimizde. Bunun nedenleri üstüne düşünürken son on yılın en revaçta kelimesi 'aklıselim', bir köşeden sırıtıyor.
Duygusallıkla suçlanan, aklıselim tüccarları tarafından kadınlığın tekamül etmemiş, akıl dışı dünyasına sürülmekle tehdit edildiğini bilir. Çocukların, kadınların, hayvanların o tuhaf, akıl almaz dünyasına. O dünyanın akla çelme takan, zayıflığı yücelten iklimini yurt edinen, sözünü rüzgâra emanet etmiştir bir kere. Asla ciddiye alınmayacak, 'bencil hesapların buzlu sularından' sonsuza dek sürgün edilmiş olacaktır. Evi çekip çevirecek olanlar, bezgin bir küçümsemeyle onları susturur. Saçmalığın, enayiliğin de bir sınırı vardır. Bu milletin duygusallığın paylaşılabilirliği konusunda gösteri sanatlarıyla kirlenmiş bir belleği vardır. Kimi popüler şahsiyetler, karşılarında kamera görünce, bir empati fazlasıyla gözyaşlarına hakim olamayıp parsayı toplar. Onların duygu patlamasına can kurban. Meğer ki delikanlılık raconundan nasibini almış, mangal yüreğinin tütmesiyle boşanıveren gözyaşlarına gem vuramamış olsun.
Duygusallık, saldırgan bir stratejiyle alanını genişletmeye çalışmadığı sürece komiktir. Aksi takdirde cezasını bulur. Her duygusallığın ardında kurnaz bir hesabın gölgesi okunabilir nasılsa. Muktedirler bilir: Ayak direyen, uslanmayan duygusallık, ardına gizlendiği fesadı açık ediverir. "Yeter artık. Açık konuş. Sen neyin peşindesin?"
Bu toprakları ve dünyanın bütün topraklarını, denizlerini, havasını, suyunu, bütün canlılarını sevenler. Bu dünyada bizden önce yaşamış bütün kültürlerin izlerini büyük bir saygı ve heyecanla kendi geleceğine taşımak için çırpınanlar. Duygusal olarak yaftalanıp sözü değersiz kılınmaktan korkmayın. Hasankeyf'i koruma mücadelesi çok hayati ve siyasi bir mücadeledir.
Tarihi buldozerlerle dümdüz edip "ne mozaiği, beton ulan beton" diye haykıran görüşe uygun şekilde hemzemin ve yekpare bir yalana döndürme çabasına karşı gelmek hayati bir siyaset pratiğidir.
Her gün kimin hangi ırksal kimlikten hangisine, hangi siyasi kimlikten hangisine dönme olduğu üstüne tartışılan bu topraklarda tarihi-kültürel kalıtların korunması çeşitli kültürlerin ve kimliklerin korunmasıyla eşdeğerdir ve dolayısıyla bu yönde atılacak her adım hayati bir siyaset pratiğidir.
Hiçbir yarar hesabına kurban edilmeyecek değerlerin saptanıp savunulması, insan olma adına, toplum olma adına hayati bir siyaset pratiğidir.
Geçmişi gasp edilenin geleceği de rehin altında demektir.
Atlas Dergisi ve Doğa Derneği, kamuoyunun dikkatini bir kez daha, Ilısu Barajı suları altında kalacak olan Hasankeyf'e çekmek için, 29 Ağustos'ta, İstanbul'dan Batman'a 35 saatlik tren yolculuğu düzenliyor.
Doğa Derneği Ank: 0312-448 05 37, İst: 0212-245 74 22
doga@dogadernegi.org