Hasat zamanı

Çıplak gözle görebildiğimiz en son gezegen olan Satürn, çağlar boyunca güneş sistemimizin sınırını çizdi ve bu nedenle sınırları temsil etti: Yaşamımızın sınırı, görüş açımızın sınırı, bedenimizi sınırı (deri) ve kişisel davranışlarımızın sınırı (yasa).
Haber: BARIŞ İLHAN / Arşivi

Çıplak gözle görebildiğimiz en son gezegen olan Satürn, çağlar boyunca güneş sistemimizin sınırını çizdi ve bu nedenle sınırları temsil etti: Yaşamımızın sınırı, görüş açımızın sınırı, bedenimizi sınırı (deri) ve kişisel davranışlarımızın sınırı (yasa). Satürn "ne ekersen onu biçersin" prensibi ile yaptığımız seçimlerin sonuçlarını kabullenerek öğrenmemizi ve olgunlaşmamızı gözetir. Bu özelliği ile en 'büyük öğretmen'dir. Sınırları, engelleri, korkuyu, utancı, somutlaştırmayı, sınırlandırmayı, sorumlulukları, disiplini, görevleri, gerçekliği, kasılmayı ve gecikmeleri temsil eder. Fiziksel bedende deriyi, kemikleri, dişleri ve dizleri temsil eder. Dizlerimizle, hayatın gerçekliği karşısında mütevazı bir biçimde eğiliriz ve bazen ilerleyebilmek için önce diz çökmek zorunda kalırız.
Satürn'ün sembolü (glifi) bir haç altında duran hilaldir. Haç maddesel dünyanın, hilal ise ruhun simgesidir. Hilalin maddenin altında bulunması fiziksel kısıtlamaların ruhun içsel ifadelerinden önce geldiğinin göstergesidir. Dolayısıyla Satürn'ün glifi fiziksel olanın kısıtlarını sembolize eder. İnsan ruhu büyümek ve bilinçlenmek için bu kısıtlardan geçmek zorundadır. Kısıtlar çeşitli biçimlerde görülebilirler; sağlığımız bozulabilir, depresyon nedeniyle işlev göremez hale gelebiliriz, parasal sorunlar elimizi kolumuzu bağlayabilir, sorumluluklarımız boğucu hale gelebilir, bazı kayıplar yaşayabiliriz, kendimizi başarısız hissedebiliriz. Bu sorunlarla boğuşurken kendimizi kimsesiz ve yetersiz hissederiz. Ancak sabır, dayanıklılık, engeller karşısında kararlılık, sistemli çalışma gibi özellikleri kullanarak bu zorlukları aşarız. Ölümsüz ruhumuz bu ölümlü dünyada ve bedende kendini tezahür ettirmek için mücadele ederken, bilinçli aklımız da kim ve ne olduğumuzu inşa etmeyi, bu uğurda gerekirse hayatın gerçekliği ve bu maddesel dünyanın kısıtları karşısında diz çökerek adım adım ilerlemeyi öğrenir.
Maddi olan
Başak burcunun mevsimsel karşılığı hasat zamanıdır, yani yetiştirilmiş olanın kullanıldığı zamandır. Başak toprak grubundandır. Maddesel dünya ile ilgilidir ve değişken bir burç olduğu için değişen koşullara uyum sağlama ilkesini gösterir. Temel prensibi çalışmak, hizmet etmek, verimli olmak, bozuk olanı tamir etmek ve kusursuzlaşmaktır. Bunu dünya platformunda düşünürsek, yaşamda bir düzen kurmak, insanlara yararlı bir şeyler yapmak diyebiliriz. Daha kişisel düzeyde ise kendi aksaklıklarını analiz edip, bunları düzeltip kendini kusursuzlaştırmak diye ifade edebiliriz. Başak'ı en iyi anlatan benzetme, bir ormandaki hastalıklı bir ağacı görüp, ormanın bütününü kurtarmak için o ağacı iyileştirmek veya kesmektir. Gölge yönü ile o ağacı görünce bütün ormanı hasta ilan eder. Diğer gölge yönleri hoşnutsuzluk, kaygı, küskünlük, olanaksız mükemmeliyetçilik, detaylara takılıp kalmak, kusur bulmak, bir kusur yüzünden bütünü harcamak, verimli olamamak, düzen kuramamak en büyük özelliği ayrıştırmaktır. Gerekli ile gereksizi, sağlıklı ile sağlıksızı hemen seçer ve kategorize eder. Gölge yönüyle bu ayrıştırmada yaptığı hatalar, her şeyi sağlıksız ilan etmesine ve en ufak ayrıntıya göre hemen kategorize etmesine neden olur.
Başak'ın tam karşısındaki burç Balık'tır. Balık 'bir'liği, kabulleniciliği, anlayışı, beş duyu ve akıl ile algılanamayan tanrısal bir yazgıyı içten bilmeyi, ruhsallığı, kişisel istekleri bir kenara bırakabilmeyi, özveride bulunmayı temsil eder. Başak-Balık karşıtlığı ruhsal alem ile maddesel alemin dengelenmesini gösterir. Kendi günlük düzeninin karşısında Tanrı'nın düzeni durur. Eğer bu iki düzen arasında çatışma varsa, yani senin planladıkların gerçekleşmiyorsa, endişelenirsin, kendi düzenini dayatmaya çalışırsın. Bu düzeni bir türlü oturtamadıkça, iyice kaygılanır başkalarında hata bulmaya, suçlamaya başlarsın. Oysa bu noktada önüne sunulanı kabullenmek, eğer varsa eksiklerini saptamak ve bu durumda yapılması gerekenler için kolları sıvamak ve çalışmak gerekir.
Satürn'ün Başak burcunda ilerlemesi bizi doğru bir ayrıştırmaya, sağlıklı eleştiri ve analize, kendi düzenimizi fazla dayatmamaya, önümüzdeki gerçekliğe odaklanarak şimdiye kadar eksik kalanları tamamlamaya, çalışmaya ve verimli olmaya davet ediyor. Satürn şimdilik Türkiye'nin doğum haritasında basını, temel eğitimi, öğretmenleri, kardeşleri, trafiği, otomatik düşünme ve iletişimi, posta ve haberleşme ağını, kamu fikrini ve komşu devletleri temsil eden alanda ilerliyor. Bu alan aynı zamanda dedikodunun, yüzeysel bilgilerle çok iyi bildiğini düşünmenin alanı. Her şeyden önce düşünme sistemimizi ve iletişimimizi düzenlememiz gerekiyor. Bunu öncelikle medyada, eğitimde, trafikte ve komşu devletlerde çıkan sorunlar kanalıyla yapacağız. Basının, temel eğitimin, trafiğin yeni baştan yapılandırılması gerekiyor. Ancak en önemlisi, bizim düşünce sistemimizi yapılandırmamız, yüzeysel bilgilerle gevezeliği bırakıp her konuda temel bilgileri öğrenmeye başlamamızdır. Monolog halinde Türkiye'nin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda konuşma devri kapandı. Artık birbirini dinleme ve birbirinden öğrenme devri başladı. Satürn tarihi simgelediği için özellikle tarihi öğrenmek çok önemli. Satürn bundan önce Ağustos 1919-Ekim 1921, Mayıs 1949- Ağustos 1951, Temmuz 1978-Eylül 1980 yılları arasında Başak burcundaydı. Bu üç dönem de Türkiye tarihinde kritik zamanlara işaret ediyor. 1919-1921 Kurtuluş Savaşı'nın örgütlenme dönemi, bu dönemin sonlarında Sakarya Meydan Muharebesi yer alıyor. 1949-1951 çok partili döneme geçişi gösteriyor. 1978-1980 de 12 Eylül ihtilali ile sonuçlanıyor. Şimdi Satürn Başak'a dini kesimin cumhurbaşkanlığı dahil devletin tüm kademelerine hakimiyeti ile giriyoruz.
Sinyaller
Bunun dışında Satürn, hasatı temsil eden Başak burcuna girdiği için, bugüne kadar maddesel dünyada kurduğumuz düzenlerin, üretim biçimlerimizin, dünyayı kullanma tarzımızın (Başak) hasatını almak zamanı geldi. Satürn "ne ekersen onu biçersin" prensibi ile şimdiki hasadımızın iyi olmadığının sinyallerini veriyor. Satürn'ün simgelediği kıtlık, milli felaketler, kuru ve sıcak hava, susuzluk, tarımda hasadın kötü olması, çiftçilerde, maden işçilerinde sorunlar görülmeye başladı. Şimdiye kadar insana özgü aklımızla yeryüzünü evrenin kurallarına göre düzenleyip kullanmadığımız, buradaki kaynakları taciz ettiğimiz için hasadımız uzun süre bereketli olamayacak. Dolayısıyla şimdi ilerleyebilmek için önce doğanın karşısında diz çökmek ve hatayı tamir etmek için çalışmak zorundayız. Satürn 2008 yılının ikinci yarısında vatanı, kökleri, kökenleri, muhalefet partisini, tarımı, toprağı, toprak sahiplerini, gayrimenkul değerleri, madenleri, doğal kaynakları, aileleri, inşaatçıları, jeolojik olgulardan/havadan kaynaklanan malların zarar görmesi durumunu temsil eden alana geçecek. Yani köklü çaba gerektiren bir süreç başlıyor, ancak Satürn Başak'taki hareketi esnasında, Türkiye'nin doğum haritasındaki önemli gezegenlere uyumlu açılar yaparak ilerleyecek ve bize bir şans daha sunacak. Bu fırsatı değerlendirebilmek umuduyla...

BARIŞ İLHAN: Astrolog