Hastane içinde fotoğrafçı

Foootooo, renkli footoo... Bu nidayı hastanenin koridorlarında, ziyaret saatleri içinde rahatlıkla, herhangi bir serviste duyabilirsiniz. Ben de annemin guatr ameliyatı dolayısıyla hastanede bulunduğum bir gün (ve sonrası günlerde) duymuştum.
Haber: YALÇIN APAYDIN / Arşivi

Foootooo, renkli footoo... Bu nidayı hastanenin koridorlarında, ziyaret saatleri içinde rahatlıkla, herhangi bir serviste duyabilirsiniz. Ben de annemin guatr ameliyatı dolayısıyla hastanede bulunduğum bir gün (ve sonrası günlerde) duymuştum. Daha sonra servisteki mini mutfaktan çay alırken tanışıp konuşma, sohbet etme imkanı buldum, Foto Hüsam'la. 60 yaşında bir amca. Ama öyle bir anlatışı var ki, ne anlatırsa anlatsın, çocuk gibi. Öyle safiyane, içten anlatıyor ki... Doğuluymuş. Neredeyse 40 yıl önce gelmişler Adana'ya. Öyle orda burda, küçük işler derken, abisi sayesinde hastaneye girmiş. Kapıcı, bulaşıkcı derken servise almışlar, hastabakıcı olmuş. Üç çocuk! '85'te bu işi yapmaya başlamış. "21 sene bee, adı var!" diyor bana, dalgın dalgın. Dalgınlığı nasıl geçtiğini anlayamadığı senelere... Mesai bitince başlıyormuş fotoğraf çekmeye. Tüm hastane onu tanıyor nasılsa. karışanı yok, görüşeni yok. İşçi maaşı çok iyiymiş, ama üç çocuk ve tutunma çabası... Dağda çobanlık yaptığı köyden, "kocca bir köye" ne de olsa... Eskiden Adana'ya "koca köy" diyorlarmış. Evet, ben de hatırlıyorum. Çok da canım sıkılırdı, şehrime (Türkiye'nin dördüncü büyük şehri ya!) böyle söyleniyor diye!
Evimi, yani her şeyiyle evimi, diyor, ben, bu fotoğraf makinasıyla yaptım. Temelinden tuğlasına, boyasından çeşmesine kadar. Karısı da çok emek vermiş. İnkâr edemem, dedi. Bir çocuk sırtında, diğeri uykuda... Öyle öyle, neredeyse tek başlarına yapmışlar evi. "Bu fotoğraf makinasını da bir arkadaşım Kıbrıs'tan getirdi," diyor. Beş yıl önce bozulmuş eskisi, aynısını bulup buluşturmuş. Bu elimdeki tıpkısının ikincisi, diyor gülerek. 12-13 yıl önce emekli olmuş. O zamanlar her şey iyiymiş, ama maaş azalmış; aldığı "toplu para" da eriyip gitmiş. Çarçur olmuş. "Bak," diyor. Dişlerini gösteriyor. Bu dişler takma. Asılları da paralarım gibi eriyip gitti. Hiç 60 yaşında hissetmiyorum, ama torunlar dede diyor ya, şu takma dişleri çıkartınca gerçekten de dedeye dönüyorum.
Son üç beş yıldır işler kesatmış. Yine de çok şükür, diyor. Bu da olmazsa, inan çok daha zor olur hayat bizim için. Bir oğlu üniversitede okuyormuş. Diğeri çalışıyor ama, diyor; onun da kendine bile hayrı yok! Ayrıca sigara param, at yarışı da var... Şu makinam olmasa, kimden isteyebilirsin sigara parasını? Hele emekli olduğumu bilmeseler, bakkaldan çakkaldan bırak sigarayı, ekmeği bile borca alamazsın. O yüzden "çok kutsal bu benim için," diyor makinasına dokunup. Bunları bana hata deri verirmiş gibi söylüyor.
Dijital çıktı...
Şu telefonlar çıktı ya; dijital fotoğraf makinaları... Kimse fotoğraf çektirmez olmuş. Eskiden 2-3 milyona çekiyormuş tanesini, ama bakmış olmuyor. Kimse fotoğraf çektirmiyor. Masraflar bile çıkmıyor: Dolmuş parası, çıkartma, banyo parası filan... Yorulduğu da yanına kâr kalıyormuş. TAK etmiş, bırakacağım demiş. Eşi baskı yapmış: "Herif," demiş. (Aynen böyle söyledi!) "Yapma etme. Bir milyondan (eski parayla), bir buçuktan çek. Ne çekersen o kâr! Ne yapalım?!" O da devam kararı almış. Bir de durduk yerde azarlayanlar varmış. Hiçbir şey yokken! Hep bu adam, isteyen yok işte ne geliyorsun, diyen de varmış. Bağırma koridorda, diyenler de... Başka başka "yersiz" tepki gösterenler de... Emekli olduğu ilk seneler, hastanedeki hemen herkes tanıdığı için hiç zorluk yaşamamış. Ama şimdi eski tanıdıklardan kimse kalmamış. Güvenlikçiler zorluk çıkartıyormuş. Onlar da emir kulu, n'apalım! Böyle söylüyor işte çocukça bir sesle...
Şu 21 senede en mutlu olduğu şey, yıllar önce başka bir fotoğrafçı, Hüsam hastane odalarının birinin kapısından bir hasta fotoğrafı çekerken, bu da habersizce koridor başından Foto Hüsam'ın fotoğrafını çekmiş. Ona hediye etmiş. hâlâ süren dostluklar da edinmiş.
"Gençleri atalet içinde gördükçe üzülüyorum" diyor en son, çayını yudumlarken. "Çalışmayı seviyorum. Oğlanları baş göz ettikten sonra bırakabilirim ancak". Çalışmayı sevse de biraz da mecburiyet tabii. ama şikayetçi değil.
Allah düşürmesin, yolunuz bir şekilde düşerse bu hastaneye Foto Hüsam'ın sesini bir yerde mutlaka duyarsınız: "Footoo, renkli foootooo..."