Hayal edemeyen başaramaz

Özcan Yazıcı'nın 'Solun bağımsız aday hayali' (2) başlığıyla yayımlanan makalesinde, solun TBMM'de temsilini sağlayacak ortak bağımsız aday önerisi, "iyi niyetli ama neredeyse imkansız" olarak nitelendiriliyor.
Haber: SERTUĞ ÇİÇEK / Arşivi

"Imagination is more important than knowledge!/Hayal kurmak bilgiden daha önemlidir!" (1) Albert Einstein

Özcan Yazıcı'nın 'Solun bağımsız aday hayali' (2) başlığıyla yayımlanan makalesinde, solun TBMM'de temsilini sağlayacak ortak bağımsız aday önerisi, "iyi niyetli ama neredeyse imkansız" olarak nitelendiriliyor. Ortak bağımsız aday projesinin başarılı olmasının önünde çok sayıda engel olduğunu ifade eden Yazıcı, "karamsarlığınızı artırdığımın farkındayım" diyerek -taammüden yani- engelleri, zorlukları, imkansızlıkları sıralıyor.
Bu projenin gerçekleşmesinin önünde Yazıcı'nın da dile getirdiği önemli engeller olduğunu kabul etmekle birlikte, bu engellerin projeyi imkansızlaştırdığı sonucuna katılmıyoruz.
Yazıcı, ulaştığı sonuç gereği, yeni Meclis'in de soldan özgürleştirilmiş bir siyaset arenası olacağını şimdiden kabulleniyor ve başkalarının da "hayal" kurmayı bırakıp gerçekleri kabullenmesini öğütlüyor. Yaklaşan genel seçimlerde, Yazıcı'nın öğüdüne uyarak, CHP'den midesi bulanan ama baraj engelini aşabilecek bir alternatif olmadığı için siyasal depresyona giren sol seçmene, "bekleyin, sizi heyecanlandıracak bir parti kuracağız, bu seçimlerde de ne yaparsanız yapın" mı diyeceğiz?! Soldaki partilere küsmüş, sandığa bile gitme heyecanı duymayan küskünler kalabalığını, "ortak bir adayda bile anlaşamayan sol" mu heyecanlandıracak?!
Her iki soruya da olumsuz yanıt verenler hemen hayal kurmaya başlıyor: Keşke DTP'den ÖDP'ye, CHP'den kopanlardan SHP'ye, EMEP'den TKP'ye, Antikapitalist'ten Halkevleri'ne parti ve gruplar, şöyle hepimizin üzerinde anlaşabileceği ortak bağımsız adaylar çıkarsalar, KESK, DİSK, TMMOB, TTB gibi sendika ve meslek örgütlerimiz de bu adaylara desteğini açıklasa, sonra hep birlikte, parti-kurum ayrımı yapmadan kampanya yapsak... Şu Meclis'e, bizim sesimiz olacak, 15-20 milletvekili soksak. Bunların 8-10 tanesi kadın olsa, genç olsa... TBMM kürsüsünden savaşa, ırkçılığa, patronlara, ayrımcılığa kafa tutsalar. Yer yerinden oynasa...
Solun yeniden umut olmasını, güçlenmesini arzu ettiğinden kuşkumuz olmayan Yazıcı ile aramızdaki temel fark, Yazıcı'nın aksine bizim hâlâ güzel hayaller kurup hayallerimizin peşinde koşma enerjisini hissetmemiz. Biliyoruz ki daha iyiyi hayal etmeyenler -hatta hayallerini 1968 Fransa'sındaki öğrenci ve işçi hareketine damgasını vuran "gerçekçi ol imkansızı iste" popüler sloganında ve John Lennon'ın 'Imagine' (hayal et) adlı şarkısında ifade edildiği kadar geniş tutamayanlar- günlük yaşam gerçekliğinin ezici rutinine teslim olurlar. 'Güzel olur tabii ama nerde o günler', demek yerine 'mümkün' demek; karşı tarafın dar kafalılığını öne sürerek sorumluluktan kaçıp kendi kulübemizde huzur içinde oturmak yerine solun yeniden umut haline gelmesi için zor da olsa çabalamak gerek. CHP'den kopan ama oy verecek gerçekçi bir alternatif göremeyen, Hrant'ın arkasından "böyle gitmez bir şeyler yapmalı" diye yürüyen, sosyalist solun, en temel konularda bile ortak davranma yeteneğinin zayıflığından şikayet eden yüz binlere anlamlı bir seçim alternatifi sunmak zor, ama asla imkansız değil. Türkiye'nin en duyarlı, en bilinçli, en demokrat, en mücadeleci, en örgütlü, en, en, en kesimleri bu seçimde neden birlikte tutum alamasınlar? En temel talepler üzerinden bizi temsil edebilecek, verdiği sözü tutacağına güvenebileceğimiz, üzerinde anlaşacağımız hiç mi kimse yok?
Farklarımız olsa da
Farklılıklarımız olsa da hepimiz emekten, emekçiden yana değil miyiz? Hepimiz savaşa karşı barışı savunmuyor muyuz? Kürt sorununun savaşla değil, barışçıl olarak diyalogla çözülmesini istemeyen var mı aramızda? Kadın hak ve özgürlükleri, ekolojik yıkım vb. konularda duyarlı değil miyiz? Irkçılığa, ayrımcılığa karşı ezilenleri savunmuyor muyuz? Hrant kardeşimizin katline karşı hep birlikte sokaklara dökülmedik mi?
Bu listeyi uzatmak mümkün. Neden bu en temel ve ortak noktalarımız üzerinden hareket edecek ortak bağımsız adaylarımızı Meclis'e yollamayalım? 'Bizim partiden olmasa da olur, yeter ki ortak taleplerimizi en sıkı şekilde dile getirip savunsun', demek o kadar da imkansız mı? Yok mu bunu söyleyecek bir parti, bir sendika, bir meslek örgütü? Biz var olduğuna inanıyoruz. Sol parti ve gruplar, sendikalar ve meslek örgütleri üyelerinin büyük kısmının sessizce de olsa bu hayali paylaştığını düşünüyoruz. Büyük küskünler partisi üyelerinin "keşke" diyerek destek verdikleri bu projenin hayata geçirilmesi için hepimiz bir şeyler yapabiliriz. İşte o zaman 'imkansız' gibi görünenlerin gerçeğe dönüşme olasılığı artar. Aday isimleri üzerinde anlaşmak, fedakârlık yapmak erdem olur, kolaylaşır.
Hayalimizin gerçek olması önündeki tek engel kendi iradelerimizdir. Örnek olarak aldığımız İstanbul ve Ankara illerindeki 5 ayrı seçim bölgesinde, 2002'de yapılan son genel milletvekili seçiminde, dönemin çatı partisi olan DEHAP ile ÖDP ve TKP'nin aldığı oylar ve tek bağımsız milletvekili seçilebilmek için gerekli olan oy sayıları şöyleydi:
İstanbul 1. Bölge DEHAP 96.915, ÖDP 8.206, TKP 5.423, Toplam 110.544 Gerekli oy 49.736. İstanbul 2. Bölge DEHAP 72.682, ÖDP 6.006, TKP 3.943, Toplam 82.631 Gerekli oy 43.401. İstanbul 3. Bölge DEHAP 118.356, ÖDP 6.523, TKP 3.885, Toplam 128.764 Gerekli oy 41.355. Ankara 1. Bölge DEHAP 30.132, ÖDP 5.579, TKP 3.519, Toplam 39.230 Gerekli oy 45.521. Ankara 2. Bölge DEHAP 22.577, ÖDP 4.046, TKP 2.678, Toplam 29.301 Gerekli oy 50.438.
Eğer 2002 seçimlerinde ortak bağımsız adaylar olsaydı, İstanbul'un 1. ve 3. bölgelerinden ikişer, 2. bölgeden de bir temsilcimizi rahatlıkla TBMM'ye gönderebilirdik. Barajı aşan parti sayısının 3, 4 hatta 5 olması durumunda durum çok değişmezdi. Sadece gerekli oy sayısı 8-10 bin daha yüksek olacaktı.
2002 seçimlerinde sandığa gitmeyen sol seçmenlerin ortak bağımsız aday için sandığa gidebileceğini ve aradan geçen zamanda CHP'den kopan seçmenlerin sayısındaki artışı da hesaba katarsak bu seçimlerde Ankara'da bile çok önemli bir fırsat olduğunu görebiliriz.
Her koşulda sadece bu iki ilden bile en az 3, iyi bir organizasyon ve faaliyetle de 6-7 ortak adayın seçilmesi çok mümkün. Bu nedenle en temel sol fikirleri dile getirecek ortak bağımsız adaylar etrafında birlikte çalışarak TBMM'ye temsilci yollayabileceğimiz 'hayalini' kurmaya ve bunun maddi temelleri olan gerçekçi bir hayal olduğunu iddia etmeye devam edeceğiz.(3)
Çünkü TBMM'de patronlara karşı emeğin ve emekçinin sesi olacak milletvekilleri görmek istiyoruz. Çünkü, savaş naralarına, ırkçılığa teslim olmak istemeyen barış ve kardeşlik taraftarlarının sesinin Meclis kürsüsünden de duyulmasını arzu ediyoruz. Çünkü, emekçi ve ezilen kitlelerle ilişkisini keserek Genelkurmay'ın sözcülüğünü yapan, özgürlükler yerine yasakları, demokrasi, insan hakları ve yurttaş yerine baskıları ve devleti savunan Baykal ve ekibinin kirletmeye devam ettiği sol kavramına yeniden hak ettiği prestiji sağlamak istiyoruz.
1965 seçimlerinde Meclis'e giren 15 TİP milletvekilinin yarattığı havayı, 42 yıl sonra yeniden solumak için kolları sıvadık bile. Ayrıntılarda boğulmayan, sen-ben kavgasını bırakarak en temel noktalarda birlikte hareket etmenin zorunlu ve mümkün olduğunu görenlerin başlattığı "Ortak Bağımsız Aday İstiyoruz Kampanyası" bu hayalin peşinde koşanların ortak sesi haline gelmeye başladı. Küçücük bir çevrenin 17 Mart'ta başlattığı kampanyanın çağrıcısı olanların sayısı kısa sürede 2000'e yaklaştı. Hemen her sol parti ve gruptan bireylerin altına imza attığı bu çağrının destekçileri arasında çok sayıda akademisyen, yazar, sanatçı, aydın da var. Çağrıya destek verenlerin sayısı yüz binleri bulduğunda sessiz çoğunluğun sesi daha gür çıkacak ve imkansız gibi görünen ama hepimizin arzu ettiği başarıları elde etmemiz kolaylaşacaktır. Şimdi 'hayal' kurma zamanı.
Hayallerimizin peşinden koşmak için www.ortakaday.net

SERTUĞ ÇİÇEK: Araştırmacı yazar, Ortak Aday İstiyoruz Kampanyası çağrıcılarından
1. Saturday Evening Post, 26 Ekim 1929
2. Radikal İki, 25 Mart 2007
3. Konu hakkında Seyfettin Gürsel ve Ahmet İnsel'in 18 Mart 2007 tarihli Radikal'de çıkan yazısındaki veriler de bu maddi temelleri ortaya koyuyor.