Hayalle gerçek arasında

Bugünlerde Irak Kürdistan'ında en sık kullanılan metaforlardan birisi "tren". Iraklı Kürtlere göre 2003'teki Amerikan işgaliyle birlikte istasyondan kalkan "tren", hedeflenen noktaya doğru ilerliyor.
Haber: METE ÇUBUKÇU / Arşivi

Bugünlerde Irak Kürdistan'ında en sık kullanılan metaforlardan birisi "tren". Iraklı Kürtlere göre 2003'teki Amerikan işgaliyle birlikte istasyondan kalkan "tren", hedeflenen noktaya doğru ilerliyor. Iraklı Kürtler, zaman zaman rötar yapsa da trenin makas değiştirmeden son istasyona varabilmesi için çaba gösteriyor. Komşularına da "tren"i raydan çıkarmamaları gerektiğini hatırlatıyor ve önemli vagonlara sahip çıkmalarını öneriyor. Çünkü Irak Kürdistan'ı, ülkede yönünü çizmiş, gelecekte ne istediğini aşağı yukarı bilen tek bölge. Tabii ki bu duruma gelmelerinde, işgale sırtlarını dayamalarının, ileride de müttefik olma planları yapmalarının rolü büyük.
İşgalin dördüncü yılında Irak'ın geleceği belirsizliğini koruyor. ABD'nin sekizinci planı da başarısızlığa doğru gidiyor, büyük ümitlerle getirilen General Petreus daha şimdiden Vietnam benzetmesi yapıyor. Ülkenin, kuzeydeki Kürt bölgesi dışında kalan kısmı büyük bir çöküş, çürüme ve yok oluşa doğru hızla yol alıyor. İşgalin müsebbibi olduğu kan gölü; mezhep savaşı, sadece insani değil maddi ve altyapı açısından, Irak'ı sonunu kimsenin göremediği bir karanlığa sürüklüyor.
Mecburen Bağdat
Irak Kürdistan'ı ise geleceğini şimdiden çizmeye çalışıyor. Bölge her yönüyle Sünni ve Şii Arapların yaşadığı kesimlerden açık ara öne geçmiş durumda. Sadece yıldan yıla fark edilen fiziksel değişim, imar faaliyetleri değil, bölgede yaşayanların neredeyse her söze "Kürdistan" diyerek başlaması ile ifadesini bulan bu özlem Irak'ın Arap Sünni ve Şii bölgelerinden, zihnen, kalben ve coğrafi olarak kopuşu simgeliyor. Bölge, resmi olarak ülkenin federal bir parçası olsa bile Irak'ta olduğunuzu hissetmeniz çok zor. Çünkü Irak Kürdistanı, parlamentosu, üniversiteleri gibi kurumsal yapıları, federal yasaları, ekonomik yatırımları, marşı, bayrağı ve Peşmergeleri düzenli orduya dönüştürme çalışmalarıyla, Araplarla köprüleri çoktan atmış durumda. Bu federal yapıyı Bağdat'la ilişkisi dışında Irak'ın bir parçası olarak algılamak çok zor. Ortadoğu'nun konjonktürü, Türkiye, İran, Suriye gibi ülkelerin tepkiselliğiyle, henüz ekonomik olarak kendi ayaklarının üzerinde duramaması nedeniyle federal bir Kürdistan, ehven-i şer olarak görülüyor. Her ne kadar doğrudan telaffuz edilmese de Irak'ın petrol zenginliğinden mahrum kalmamak, bu zenginliği paylaşmak için şu anda Bağdat'a mahkum olduklarını biliyorlar.
Erbil ve Süleymaniye yeniden yaratılırken, bölgede herhangi bir doğal zenginliğin bulunmaması, üretimin sıfır olması ve Bağdat'tan gelen bütçenin yönetici sınıfın eleğinden geçmesinin ardından yüzde 68'inin memur maaşlarına gitmesi işleri zorlaştırıyor. Çünkü ABD eliyle "özgürleşme" yerini gelirleri daha adil paylaşma talebine bırakmış durumda. Bölgedeki liderlerin küçük saraycıkları, Saddam Hüseyin'in altın varaklı sarayları kadar olmasa da Ortadoğu'daki yönetici sınıfı kumaşının aynı olduğunun göstergesi.
Hayal niyete dönüşüyor
Irak Kürtleri kendilerine yeni ve farklı bir gelecek kurma peşinde. Yani tarihin bu diliminde yakaladıkları "şansı" kaçırmak istemiyorlar. Erbil sokaklarında temas ettiğiniz insanlardan, Kürdistan Demokratik Partisi yetkilerinin ofislerindeki sohbetlere kadar bu "tarihi şans" dile getiriliyor. Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani'nin Salahaddin'deki ikametgâhında bize söyledikleri de tüm bu gözlemin özeti gibi: "Açık konuşmak gerekirse Kürtler bölgede 40 milyon nüfusa sahip. Ancak üzülerek söylüyorum ki, tarih onlara karşı adil değildi. Kürtler kendi istekleri dışında birçok ülkeye bölündü. Tarih ve koşullar bu bölünmeye neden oldu. Ancak Kürt gerçeğinin ve kimliğinin reddi bu sorunu çözmeye yetmedi... Araplar, Türkler ve İranlılar bunu konuşmanın ayıp ya da tehdit olmadığını anlamalı. Bu fikre alışmalı".
Iraklı Kürtler bu gayri adil tarihi tersine çevirmeye çalışıyorlar. Federal Kürt bölgesinden, bağımsız devlete uzanan bir yelpaze içinde gidip gelen Iraklı Kürtler bir yıl öncesine göre "bağımsız Kürt devleti" söylemini "hayalden niyete" dönüştürmüş durumda. Bir yıl önce KDP Dış İlişkiler Sorumlusu Safeen Dizaye, "bağımsızlık hepimizin hayali ama gerçekçi değil" derken, bu kez Mesud Barzani bağımsızlığın gerçeklik olduğunun üzerine basa basa söylüyordu. Ancak, bu niyetin sadece Iraklı Kürtlerin dinamiği ya da isteği ile olmayacağı biliniyor. Tarihin bu dönemecinde yakalanan şansın yine de bölgenin kaygan zemini, her an değişebilme kapasitesine sahip konjonktürü ve çevre ülkelere bağlı olduğu biliniyor. Bu yüzden "trenin" her an raydan çıkma ihtimali ile birlikte önlerinde uzun bir yol var.
Newcity'den Dreamland'e
Erbil'deki Newcity adlı alışveriş merkezi kentin Akmerkez'i havasında. Yürüyen merdivenli, üstü restoran, altı marketlerle dolu olan alışveriş merkezlerinden birisi sadece.
Kent sokaklarında dolaşan lüks otomobiller her geçen gün artarken, yeni, zengin bir sınıfın yeni Erbil'i kuruluyor, Avrupa'daki diasporanın yatırımları da kente kayıyor. Kentin mimari açıdan planlaması yeniden yapılıyor, Erbil'in eski tarihi mahalleleri birer birer istimlak ediliyor. Her nedense, isimleri bizdeki orta üst sınıfın trendy sitelerindeki gibi 3-4 yüz bin dolarlık Dreamland'ler, English Village'ler, rezidanslar, her ne kadar bölgedeki alışkanlıklara ters olsa da lüks apartman daireleri yükseliyor. Bağdat'ta pazar kuyruklarında, saldırılar sonucu onlarca kişi ölürken Erbil'deki "görüntülü cep telefonu" kuyruğu fantezi gibi kalıyor. Ve tabii ki Irak Kürdistan'ı bayrakları, yeni bir "yere" sahip olmanın önemli göstergesi. Avrupa'dan Erbil ve Süleymaniye'ye bağlanan havayolu ağı ise birçok kişinin dünyayla bağını kolaylaştırmış. Yani artan bir özgüven söz konusu.
Zenginlik Kerkük'ten geçiyor
Ancak bu özgüvenin içinin dolu olması gerekiyor. Çünkü Irak Kürdistan'ında varolan yarı bağımsızlığın bir sonraki aşaması için belli bir zenginliğe, gerekli kaynaklara ulaşmak gerekiyor. Onun yolu ise kim ne derse desin Kerkük'ten geçiyor. Bu yıl sonunda yapılacak referandum sonrası petrol kaynaklarına el koyamayacak olsalar da Kerkük'ün bu bölgenin sınırları içine girmesinin yaratacağı psikolojik rahatlık Iraklı Kürtlerin ellerini kolaylaştıracak gibi görünüyor. Çünkü tarihin bu dönemecinde yakalanan şansın bir daha ellerine geçemeyeceği de biliniyor. Kerkük de bu şansın ekstrası olacak.
Tarihi olarak bu toprakların asıl sahiplerini kanıtlamak istercesine bize odasının duvarında İngiliz ve Osmanlı arşivlerinden çıkma Kürdistan haritalarını gösteren Kerkük İl Meclisi'nin Kürt kökenli Başkanı Ali Hamacan, referandum sonucundan emin görünüyor. Kentin varoşlarında gayri insani şartlarda Kasım ayındaki referandumu bekleyen sayıları 200 ile 300 bin arasındaki Kürt göçmenlere güveniyor. Kürt göçmenlerse kendilerine verilen ev-arazi-para sözlerinin referandumdan sonra yerine getirilmesini bekliyor. Kerkük'te Kürt-Türkmen-Araplar birbirlerine güvenmezken, göçmen Kürtler de vaatler yerine getirilmezse Kürt yöneticilere karşı ayaklanma potansiyeline sahip. Bu yüzden referandum da dahil olmak üzere, ortak ve özerk yönetim dışında Kerkük için aranan formül kimsenin işine yaramayacak gibi görünüyor. Yani manzara hiç iç açıcı değil. Erbil'in güvenli sokaklarına geri dönmek için Kerkük'ten rüzgar hızıyla ayrılırken Irak Kürdistanı'nın sınırlarının uzatılmak istendiği kente bu şekilde barış gelmeyeceğini hissediyorsunuz.
Erbil check point'inden şehre girerken, Arap kökenlilerin arabalarından indirilip ayrı bir kayıt sistemine tabii tutulduklarını görüyorsunuz. Bu uygulama bile Irak Kürdistanı'nda nasıl bir kopuş yaşandığını göstermeye yetiyor.
METE ÇUBUKÇU: NTV