Hayata teşekkürler

Hayata teşekkürler
Hayata teşekkürler

Violeta Parra, Yeni Şarkı akımının önemli figürlerindendi.

Kadın sanatçıların eserleri, kadınlık deneyimleri üzerinden kurulacak iletişim için çok önemli bir kanal. Unutulmuş önemli bir kadın sanatçıyı keşfetmek, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için anlamlı bir kutlama olabilir
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

Kadınlık meseleleri üzerine yaptığımız konuşmaların çok büyük bir kısmı kentli, ekonomik özgürlüğüne sahip, orta sınıf kadının dertleriyle sınırlı kalıyor. Ve bunu o kadar da farkında olmadan, adeta naif bir biçimde yapıyoruz ki... Oysa, sosyo-ekonomik düzey aşağıya doğru indikçe kadınların maruz kaldığı fiziksel, psikolojik ve simgesel şiddetin boyutu çok fazla artıyor. Dahası, kadının bunun karşısında mücadele etme gücü ve olanakları da o ölçüde azalıyor. Kadın deneyimlerini sınıfsal farklılıklar ekseninde inceleyip pratik hedeflere yönelik projeler geliştirilmesi ve bu yönde sosyal politikaların uygulanması için kamuoyu yaratılması, patriyarkal düzene karşı mücadelede kilit önem taşıyor. Bununla beraber, her sınıftan ve sosyo-kültürel düzeyden kadına ait ortak deneyimlerin alanı da elbette çok geniş. Günlük hayatta çok farklı biçim ve mekanizmalara sahip pek çok şiddet türüyle ve ayrımcılıkla karşılaşıyoruz, üzerimizde sadece kadın olduğumuz için taşıdığımız çok fazla yük var. İşte bu deneyimlerin paylaşılmasında ve duyarlılık yaratılmasında kadınların ürettikleri kültür ürünlerinin ve sanat yapıtlarının işlevi çok büyük. 8 Mart’ı bahane edip o kadınlardan birkaçını olsun anmak ve sanatları üzerine düşünmek, cinsiyetçilik karşıtı mücadeleye baş koymuş tüm kadın ve erkeklere iyi gelebilir. 

Gülüşün ve matemin şarkıları
“Teşekkürler hayat, bana verdiğin bunca şey için; bana gülüşü de verdi, matemi de, böylece ayırabiliyorum mutluluğu acıdan” demişti Violeta Parra ‘Gracias a la Vida’ adlı şarkısında. Çoğumuz bu şarkıyı Mercedes Sosa ya da Joan Baez yorumundan tanırız. Bir süre önce Yasmin Levy’nin getirdiği yorum da şarkının en güzel icralarından biriydi. Ama parça, en çok Mercedes Sosa’nın sesinden tanındı. Bundan dolayı da hep onun parçası sanıldı, birçok kişi Violeta Parra’nın adını bile duymadı.
1917’de Şili’nin güneyinde küçük bir kasabada doğan ve sanatçı bir aileden gelen Parra, henüz dokuz yaşındayken şarkı söylemeye ve gitar çalmaya başladı. Uzun seyahatlere çıktığı ülkesinin coğrafyası, doğası ve insanları sanatını şekillendiren en önemli esin kaynağı oldu. İlerici güçlerle saf tuttu, Şili Komünist Partisi’ne katıldı. Halktan insanların sanatla uğraştıkları ve aktivizm amaçlı olarak yararlandıkları Peña’yı kullanıma açmak için çalıştı. Parra; Portekiz, İspanya ve Latin Amerika’da 1970 ve 80’lerdeki devrimci hareketlerde çok önemli bir işlev sahibi olmuş “Nueva Cancion/Yeni Şarkı” akımının en önemli figürlerinden biri oldu. 1960’larda Şili’de doğan ve oradan diğer Latin Amerika ülkelerine ve İber Yarımadası’na yayılan bu akım dahilinde, sosyal içerikli şarkı sözlerine sahip folk-tabanlı bir müzik ortaya çıktı. Bu akımın ülkemizde en çok tanınan temsilcileri arasında Mercedes Sosa, Victor Jara gibi müzisyenler, Inti-Illimani gibi gruplar sayılabilir.
Hüzün dolu bir yaşama sevincidir Violeta Parra’nın şarkılarını yaratan. Unutulmaz parçalarından ‘Volver a los Diecisiete/ Yeniden 17 Olmak’ da, ‘Gracias a la Vida’ gibi, hani öyle, bir yaz akşamüstünde günbatımına doğru yüzmek gibi bir tat bırakır insanın ağzında: O kadar narin ve güzel görünür ki o anda hayat, insan kendisinin onu hak edecek kadar zarif ve kusursuz olmadığının bilinciyle hüzünlenir sanki. Parra, böylesine sevdiği hayata 49 yaşındayken kendi kararıyla veda etti. İntiharının ardından, ‘Gracias a la Vida’nın sözlerinin aslında istihza olduğunu iddia edenler çıktı. Bunu söyleyenler şunu görememişlerdi belli ki, ancak hayatı o kadar çok seven biri, günün birinde ona bu kadar şiddetle küsebilirdi. Parra, siyahı beyazdan ayırmasını mümkün kılan gözleri ona bahşetmiş olan hayatı çok sevdi ve her biri güzel ruhundan damlayan unutulmaz şarkılarıyla teşekkür ederek ayrıldı ondan, kederli ve mağrur. Acaba bulmuş mudur gittiği yerde, bizim buralarda arayıp durduğumuzu?