Hazır ol, rahat ol...

Öğrenciler tek tip kıyafetle okullarına gidiyorlar. Aman ne güzel, ne şirin görünüyorlar, diyebiliyoruz biz büyükler. Aynı renk, aynı form... "Umutlu bir geleceğin" kurgusunu hazırlayıp uygulayan sistemin, gözle görülür somut bir adımı...
Haber: ATALAY ERGEZEN / Arşivi

Öğrenciler tek tip kıyafetle okullarına gidiyorlar. Aman ne güzel, ne şirin görünüyorlar, diyebiliyoruz biz büyükler. Aynı renk, aynı form... "Umutlu bir geleceğin" kurgusunu hazırlayıp uygulayan sistemin, gözle görülür somut bir adımı... Hiç tükenmeyen, hedefine de varamayan bir umut.
Karşıdan görünen bu şık duruşla ilgili öğrencilerin görüşünü alan var mı?
Gerçi, öğrencilere bunu sormaya gerek yok. Son yıllarda, kendilerine dayatılan kılık kıyafete, kendilerine göre bir "çeki düzen" vererek düşüncelerini dile getirdiler.
Hatta bu bakanlık genelgelerine bile yansıdı: "... özellikle son zamanlarda nadiren de olsa gömleğin pantolonun üzerine çıkarılması, kravatın bel hizasında bağlanması, gömlek yakasının altından bağlanmayıp atkı gibi boyuna atılması, eteklerin belden katlanarak etek boyunun diz üstünden çok yukarılara çekilmesi gibi olumsuz örneklere de rastlanmaktadır..."
Toplumsal hayatın sivilleşmesi yönünde Anayasa değişikliklerinden mucize bekleniyor da, bir örnek olsun diye konu ediyorum. Mutlaka daha iyi örnekler de vardır. Mevcut Anayasa'da öğrenci ve öğretmenlerin nasıl giyinmesi gerektiğini düzenleyen bir madde olmamasına rağmen kanun, yönetmelik ve genelgelerin, kendimizi bildik bileli, tek tip giyinmeyi dayattığını görüyoruz.
Kılık kıyafet denince akla hemen "türban meselesi" geliyor, doğal olarak... Hem öyle bir geliyor ki, türban sıkıntısının ötesindeki kılık kıyafet sistemini gölgede kalıyor.
Pink Floyd'un duvarı
Bizler, "Batılı", "medeni" olma yolunda, kamusal alanın aktörlerine medeniyet yularını (kravat- cravate, Fransızca) takarken, bakın Batılı ne yapıyor. Gözümle görmesem inanasım gelmezdi. Üniversite kampusunu, "nihayet sivil giysilere kavuşulan yer" olarak da düşündüğüm ortaokul çağlarında, bir yıl Almanya'da okula devam ettim. Ne öğrencilerin tek tip elbisesi vardı ne de öğretmenlerin. Her birey, sesiyle, sözüyle olduğu kadar, kendine özgü giyimiyle de varlığını ifade edebiliyordu. Heyhat, öğretmeni, öğrencisi kendine özgü duruşlarıyla kamusal alana katılıyor, buna rağmen, okula ne bir disiplinsizlik hakim oluyor ne de o okullardan, ülkesini sevmeyen insanlar yetişiyordu... O bir yıl içinde, giyiminde ölçüyü kaçırana da, herhangi bir uyarı alana da rastlamadım. Yazılı olmayan kurallar, giysi tercihindeki özgürlüğün sınırlarını kendiliğinden belirliyordu.
Bizim bir Batı ülkesinden eksiğimiz ne? İçki içmesini bilmeyip içki içilecek yerleri "ruhsat" ile sınırladığımız gibi, giyimde "sivilleşmenin" sınırlarını bilemez, ipin ucunu kaçırır mıyız? Mutlaka birtakım sancılar olacaktır. Senelerin gerilmiş yayı bırakıldığında, karar kılacağı noktayı bulana kadar ileri ve geriye savrulacaktır. Ama bu, kimi sancıları göze alacak kadar önemli bir konu. Bir turist, çekeceği fotoğrafa düşecek renkler açısından ilgilenebilir; ilk ve orta öğrenimdeki, öğrenci ve öğretmenlerin kıyafetleri, kanun koyucunun, "nasıl bir insan yetiştirmeyi" hedeflediğinin de önemli bir işareti. Kaynağını, anayasadan çok, kurumsal bir gelenekten alan bu tek tip kılık kıyafet, "varlığını sürdürememiş" Doğu Bloğu'nun önemli bir enstrümanıydı. (İlk ve son kez 1950'lerde fotoğrafını aldığımız Avrupa'nın da...)
Her devlet, geleceğinin en önemli yapıtaşı olan "insana", eğitim kurumları aracılığıyla yatırım yapar. Giyilecek elbisenin, hissedilecek duygunun, atılacak adımın "uygunluğunun" yasa ve yönetmeliklerle belirlendiği sistemlerin başarısızlığı dünya tarihi tarafından tescillendi. Türkiye'nin yeni nesilleri, "yaz dönemi genelgeleriyle" avunmayı hak etmiyor. Niyet, tüketen kalabalıklara uyumdan ziyade, üreten ve varlığını ürettikleriyle anlamlandıran bireyler yetiştirmekse, bunun yolu belli... Tartışmak bile yersiz... Yok, aynı düzen devam edecekse, pantolon üzerine çıkarılan gömleklerin ipucunu verdiği o melodinin -Türk versiyonunun- yakın olduğunu tahmin edebiliriz.
"We don't need no education" (Pink Floyd, Brick in the Wall/Duvardaki Tuğla 1968)
Yer uygun olursa!
www.urlaonline.com adresinde konuyla ilgili bir de imza kampanyası başlattım. İmzaya açılan metin şöyle:
- Eğitim kurumlarındaki tek tip kıyafet uygulaması, dar gelirli ailelerin her yıl tekrar eden bir sorunudur. Okul yönetimlerinin, neredeyse her yıl yeniden belirlediği kıyafetleri satın almak velilerin bütçelerini zorlayacak boyuttadır.
- Tek tip kıyafet (forma) eski Doğu Bloğu ülkelerinde uzun yıllar uygulanmış, gelişmiş Avrupa ülkeleri ise çok daha önce terk etmiştir. Çünkü ülkedeki insan kaynağının hedeflenen yönde gelişimine hiçbir katkı sağlamadığı anlaşılmıştır.
- Çocukların ve gençlerin kendi seçecekleri kıyafetlerle toplumsal hayata katılmaları, bir açıdan önemli bir kişisel ifade aracıdır. Onların elinden bu enstrümanı almak, sıkıntı yarattığı gibi, "birey" olma yollarının tıkalı olduğunu gösteren sembolik bir engeldir.
- "Fikri hür, vicdanı hür" nesiller yetiştirmenin birinci koşulu, kişinin kendi yaratıcılığının önünü tıkayan işleyişlerin yeniden düzenlenmesidir.
- Sıcaklar yüzünden, öğrenim dönemi sonlarına doğru "bakanlık genelgesiyle" kıyafetlerde serbestlik tanınması "pilot uygulama" olarak düşünülebilir. Bu kısa dönemlerde yaşanan serbestlik, eğitim ve öğretimi aksatacak ciddi sıkıntılara neden olmadı.
- Bu zamana kadar devam eden tek tip kıyafet uygulamasının bir gerekçesi de, fakir ile zenginlerin giyimde yaşanabilecek rekabet ve sıkıntılarının önüne geçmekti. Ancak değişen koşullar, ortalama aileleri çocuklarına düzgün bir sivil kıyafet alacak güce getirdi. Şimdi, dayatılan kıyafeti almak onlar için bir külfet haline geldi.
- Okulun öğrenciler için "sevilen" bir yer haline gelmesi, tüm gelişmiş ülkelerdeki gibi, onların varlıklarını ve görünüşlerini kendilerinin tayin edebildiği bir atmosfer yaratmasıyla mümkündür.
- Okullara, sıradışı ve kabul edilemez kıyafetlerle gelmeyi engellemenin tek yolu "tek tip kıyafet" zorunluluğu değildir.
- Öğrencilerin üzerindeki elbiseler, "çok da önemli olmayan" bir konu değil, ülkenin gelecek 50 yılının bugünden alınmış bir fotoğrafıdır. Ezberci olmayan, hayata ürettikleriyle tutunan bireyler yetiştirme niyetinin yaşayan bir göstergesi, yeni yetişen bireyin hayattaki duruşuna yapılan müdahalenin nitelik ve niceliğidir...