Hem insan hem sanatçı

Büyük Rus viyolonselci Mstislav Rostropoviç, 80. doğum gününden tam bir ay sonra, 27 Nisan'da Moskova'da yaşama veda etti, geçtiğimiz Pazar günü de törenle son yolculuğuna uğurlandı.
Haber: AHMET MAKAL / Arşivi

Büyük Rus viyolonselci Mstislav Rostropoviç, 80. doğum gününden tam bir ay sonra, 27 Nisan'da Moskova'da yaşama veda etti, geçtiğimiz Pazar günü de törenle son yolculuğuna uğurlandı. Bu tören, salt bir müzikçinin ardından yapılan bir uğurlama gibi görünmüyordu. Törenin kendisi, Putin'in açıklamaları ve dünya medyasının yaklaşımı onun sanatçı yönü kadar insani kimliğine ve politik yönüne de vurgu yapıyordu. Rostropoviç'in Rus tarihine bu ikili kimliğiyle geçeceği aşikâr. Kim bilir, ünlü Rus düşünür Berdyaev'in Dostoyevski için söylediği sözlerle "kıyamet gününde Rus halkının varlığına tanıklık" da eder belki!..
Viyolonselci Rostropoviç
Rostropoviç, 20. yüzyılın en önemli birkaç viyolonselcisinden biriydi, bazılarına göre viyolonselin ilk "süperstar"ıydı. 1940'lı yıllardan başlayarak Sovyetler Birliği'nin en önemli müzikal figürlerinden biri haline gelmiş, 1950'li yıllarda Doğu-Batı ilişkilerinin yumuşamaya başlamasıyla, Batı'ya gönderilen ilk Sovyet sanatçılarından biri olmuştu. Rostropoviç, bunu izleyen dönemlerde dünyanın her köşesinde konserler, resitaller vermiş, dünyanın en önemli orkestralarıyla, en önemli şefleriyle çalışmış, Richter'den Oistrakh'a en önemli sanatçılarla oda müziği çalışmaları yapmıştı. Onun müziğe büyük bir katkısı ise viyolonsel repertuarını genişletmesiydi. Sanatından ve kişiliğinden etkilenen birçok önemli 20. yüzyıl bestecisi, onun için eserler yazdı. Bunlar arasında Prokofiev'ten Şostakoviç'e, Britten'dan Lutoslawski'ye, tango ustası Piazzolla'ya kadar niceleri vardı. Bu bestecilerin bazıları, piyanist ya da orkestra şefi olarak ona eşlik de ettiler. Rostropoviç kendisi için yazılanlar dışında, birçok eserin ilk seslendirilişini de gerçekleştirdi ve bunların sayısı yüzlerle ifade ediliyor.
Orkestra şefi, piyanist, besteci Rostropoviç
Müzik dünyasının en çok boyutlu kişiliklerinden biri olan Rostropoviç'in sanatı viyolonselle sınırlı değildi ve o aslında üç ayrı hayatı birarada yaşadı. Viyolonselciliğinin yanı sıra orkestra şefi, piyanist ve besteciydi. Buna, hocalığını da eklemeliyiz. Rostropoviç piyanist olarak etkinliklerini, Rus opera dünyasının en büyük isimlerinden biri olan eşi soprano Galina Vişnevskaya'ya hasretti ve ona resitallerinde eşlik etti. Şeflik macerası ise daha ciddiydi ve ikinci bir kariyer gibiydi. Şostakoviç boş yere dememişti, "Rostropoviç her şeyde yeteneklidir" diye! Bununla birlikte onun şefliğini, viyolonselciliğiyle karşılaştırılabilecek önemde bulmuyoruz.
İnsan Rostropoviç
Rostropoviç, sadece bir müzikçi olarak değerlendirilemeyecek kadar renkli ve etkili bir kişiydi. Bu noktada, viyolonselcilerin piri Pablo Casals'ın ünlü sözünü hatırlamadan edemiyoruz. "Önce insan, sonra sanatçıyım" demişti üstad. Yaşamını, sanatı yanında, İspanya'daki Franco rejimiyle mücadele ederek geçiren Casals, bu sözü tümüyle de hak etmişti. Rostropoviç için ise üstadın sözünde bir değişiklik yaparak "hem insan, hem sanatçıydı" demek, sanıyoruz en doğrusu olacak. O, müzik dünyasının en sevilen simalarından biriydi ve sıcak kişiliğiyle etrafında bir sevgi halesi oluşturmuştu. Aralarında Şostakoviç, Britten, Prokofiev'in de bulunduğu birçok önemli besteciyle, birçok büyük şef ve sanatçıyla, devlet başkanlarıyla, krallarla, kraliçelerle dosttu. Birçok genç sanatçı müzikal gelişimlerinde onun yardımından yararlanmıştı. ABD'de 1991'de kurduğu Vişnevskaya-Rostropoviç Vakfı, eski Sovyet cumhuriyetlerindeki çocukların sağlık sorunlarının çözümü için ciddi çalışmalar yapmaya devam ediyor. Sonuçta, ölümünün ardından, müzikçiliğinin yanı sıra bir insan olarak da anılması hiç de sebepsiz değil!
Rejim muhalifi Rostropoviç
Rostropoviç, Stalin dönemi de dahil olmak üzere Sovyet toplumunun birçok dönemini ve değişimleri yaşadı. Rejimin başarısını temsil eden en önemli sanatçılardan biri olarak bir taraftan Stalin Ödülü'ne, "halkın sanatçısı" unvanına ve ülkesinin en büyük ödülü olan Lenin Ödülü'ne layık görülmüştü. Diğer taraftan, devletin sanatı ve sanatçıları kontrol eğilimi, aralarında Şostakoviç ve Prokofiev'in de bulunduğu birçok sanatçı gibi, onu da rahatsız ediyordu. Bir insan hakları savunucusu olarak tanınan ve zamanla politik bir kimlik de kazanan Rostropoviç, 1970'lerde tepkilerini açık biçimde ifade etme yolunu seçti. Bunun maliyetleri de olacaktı kuşkusuz. 1970 yılında Nobel ödüllü yazar Solzhenitsyn'i ve fikir özgürlüğünü savunan bir açık mektup yayınlayan sanatçı, bunu izleyen dönemde çeşitli engellemelerle karşı karşıya kaldı. Plak kayıtları durduruldu, konser ve opera etkinlikleri iptal edildi, önemli orkestralarla sahneye çıkması yasaklandı. Yurtdışına çıkmasına da izin verilmeyen Rostropoviç, bu izni ancak 1974'te alabildi ve eşi Vişnevskaya ile sürgünde yaşamaya başladı. 1978 yılında Sovyet vatandaşlığından da çıkarılan sanatçının bu hakkını tekrar kazanması için 1990 yılını beklemesi gerekecekti. Rostropoviç, ülkesinde bunu izleyen çalkantılı dönemlerde de etkili politik tavırlar ortaya koydu; 1991'deki olaylar sırasında Rusya Parlamentosu'nda ve sokaklarda, yönetimi devirme girişimine direnenler yanında yer aldı. Sevaplarıyla, günahlarıyla Boris Yeltsin'in en önemli destekçilerinden biri oldu. Ülkesinde daha sonra yaşanan gelişmeleri ne kadar benimsediğini bilemiyoruz ama Yeltsin'in ölümünden sadece dört gün sonra vefat etmesi ve ünlüler mezarlığı Novodaviçi'de ona yakın bir yere defnedilmesi, kaderin bir cilvesi olmalı!
Nasıl hatırlamalı?
Rostropoviç'i nasıl hatırlamalı? Politik görüş ve tavırlarına tümüyle katılmamız mümkün olmasa bile, müziğiyle ve insani kişiliğiyle elbette. Bunun en iyi yolu ise geride bıraktığı olağanüstü kayıtları dinlemek olmalı. Barok dönemden 20. yüzyıla, Bach'ın solo viyolonsel için süitlerinden Şostakoviç ve Prokofiev'in kendisi için yazılmış eserlerine kadar dinlenecek o kadar çok kaydı var ki!.. Bunların bir bölümü ülkemizde de bulunuyor. İyi dinlemeler, sevgili Radikal İki okurları...