Her gün eksilmek

F tipinden merhaba. Daimi bir okuyucunuz olarak, sizlerle burada geçen olumsuz yaşam koşullarından bahsetmek istiyorum ve bir gün içerisinde bir insanın neyle karşılaşabileceğini ve...
Haber: SAMİ DÜNDAR / Arşivi

F tipinden merhaba. Daimi bir okuyucunuz olarak, sizlerle burada geçen olumsuz yaşam koşullarından bahsetmek istiyorum ve bir gün içerisinde bir insanın neyle karşılaşabileceğini ve bir gün içerisinde bir insanın ne kadar eksilebileceğini ve bir günün ne kadar zor geçtiğini anlatacağım. Bu da bir gerçek, insanlar F tipinde, bir gün değil bir ömür kalacaklar ve her gün, ömrü boyunca, size anlatacaklarım gerçekleşecek, bu kaçınılmaz. F tipinde her gün aynı psikolojik işkenceyi yaşamanın dışında bir olanak yok. Ya yaşayacaksın, ya yaşayacaksın ve her gün eksilmekten kurtulamayacaksın...
Bu arada binlerce yıllık kardeşimiz, abimiz, sevgili Hrant Dink'in katledilmesi, mevcut tecriti daha da derinleştirdi ve toplum olarak biraz daha karanlığa gömüldüğümüzü ve karanlığın bizi biraz daha kuşattığını hissediyoruz. Katillerin çoğaldığı, aydınların azaldığı bir ülkede yaşıyoruz maalesef. Sizlerin aracılığıyla Hrant Dink'in ailesine başsağlığı diliyoruz ve bu şekilde katledilen tüm basın şehitlerinin önünde saygıyla eğiliyoruz.
Size bir günü anlatacağım F tipinin, isterseniz duymazlıktan gelebilirsiniz.
(Tam mektubu yazdığım sırada F tipiyle ilgili Adalet Bakanlığı'nca bir genelge yayımlandığını haberini aldık. Doğrusunu isterseniz hiçbir şeyin değişmeyeceği kanaatindeyim. Çünkü bu genelgeden önce varolan hiçbir hakkımızı alamıyorduk. Ortak kullanım alanları haftada beş saatti, fakat üç haftada ya da iki haftada bir, bir saat çıkarılıyoruz. Böylece, haftada beş saat olan ortak kullanım alanlarını 15 günde bir, bir saat kullanıyoruz. Geriye kalan dokuz saatimiz bize verilmiyor. Şimdi 10 saat olmuş deniliyor, beş saatken çıkarmayan, 10 saat nasıl çıkaracak? Bir de yine hakkımız olan, yabancı dil, resim, müzik dersi vb. faaliyetlerden hiç mi hiç yararlanamıyoruz, bugüne kadar gerçekleşmemiş. Su zaten akmıyor, çoğu zaman içme suyu bile bulamıyoruz.
Yayımlanan bu genelge ile beraber koşullar daha da ağırlaşsa hiç şaşırmayın. Yine de önyargılı olmayıp bekleyip görmemiz gerektiğini düşünüyorum.)
F tipi tutsağı
Güne kapının hızla vurulmasıyla başlıyoruz. "Taaak" diye beyin patlatan bir ses ve sonrasında "Hadi layn acele" sesleri yükseliyor. Böyle başlayan bir nahoş günün insan psikolojisinin ne kadar bozulacağı tartışma götürmez. Güne gözlerimizi açar açmaz büyük bir psikolojik baskıyla karşı karşıyayız. Kapının hızlı çarpması aynı gün defalarca tekrarlanıyor. Öyle bir hal alıyor ki, en ufak bir seste insan irkiliyor, yüreği ağzına geliyor, hassaslaşıyor, aşırı heyecanlanıyor ve yavaş yavaş bedenini ölüm gibi acı bir korku sarıyor. Kendi çıkardığı seslerden bile rahatsız olmaya başlıyor. Her türlü sese karşı müthiş bir tepki gelişiyor, sese tahammül edilemiyor. Hatta ışığa bile tahammül edememe söz konusu. Alanın dar olmasından ve hep aynı kişiyle beraber olunmasından kaynaklı bu tür hassaslaşma ve sese, ışığa karşı duyarlılaşma gelişiyor.
Yine rahatsızlığından dolayı revire çıkıyorsun, adeta her adımda tecrit kendini hissettiriyor. Her şey yasak, etrafa bakmak yasak, pencereden bakmak yasak, hızlı yürümek yasak, yavaş yürümek yasak, yolda bir arkadaşına rastlayıp selam verdiğinde hemen müdahale geliyor, selam vermek de yasak. İnsan tedavi için revire gidiyor, geriye psikolojik bir hasta olarak geri dönüyor. Çünkü aldığı yasak uyarılarıyla psikolojisi yıpranmıştır ve korkmaya başlamıştır kendinden ve insanlardan, F tipi tutsağı. Öyle anlar geliyor ki insanların arasına girdiğinde tutunamayacağı korkusu başlıyor. Doğası gereği sosyal bir varlık olan insan, F tipinde bu özelliğini yavaş yavaş yitiriyor, insanlardan uzaklaşıyor, sosyalitesi bozuluyor. Her şeyin yasak olduğu bir mekân olmasından dolayı, insanlar kendi içine kapanıyor ve içine kapandıkça yaşamdan uzaklaşıyor. Kendini zamanla farklı bir varlıkmış gibi görmeye başlıyor. Kendini dışlanmış hissediyor, ki kendini dışlanmışlığın kompleksine kaptıran insanlar çok tehlikeli olabiliyor, toplum içine çıktığında insanlardan nefret etme, insanlardan kaçma olasılığı yüksektir.
Çoğu zaman televizyonda insanları görünce midemin bulandığını hissediyorum, elimde olmadan. Bu uzun süre insanlardan uzak kalma psikolojisi olsa gerek. Her şeyin yasak olduğu bir yerde yaşadığımız için böyle bir hisse kapılabiliyor insan. İnsan yaşamı altüst oluyor, hiç kimseyi göremiyor, insan yıllarca aynı kişilerle kalmanın etkisinden olsa gerek, her gün aynı şeyler tekrarlanıyor, hal böyle olunca insan robotlaşıyor. Kendini sürekli baskı altında hissediyor. Zamanla bundan çok etkileniyor ve unutkanlık başlıyor. Yeni şeyler olmadığı için beyin küçülüyor, bilinç kayboluyor, elinde tuttuğu kalemi, gidip başka yerde arayabiliyor insan, o denli unutkanlık oluşuyor. Düşünce gelişiminin önüne geçiliyor, bundaki tecrit, sosyalleşmenin önüne set haline geliyor.
İçinde kaldığımız hücre çok dar, hemen hemen hareket etme imkânınız yok, yani sportif hareketler yapamıyoruz, spor alanlarından faydalandırılmadığımız için vücut çalışmıyor, gittikçe dökülme başlıyor ve halsizlik, yorgunluk, olumsuz rahatsızlıklara neden oluyor. Eliyle çay içemiyor insan, çünkü ten incelmiş ve yanıyor. Tedavi de yapılmıyor. Tabii buna bir de psikolojik baskılar eklenince, insan hepten tahribata uğruyor. Zaten fiziksel rahatsızlığın çoğu psikolojinin bozulmasından kaynaklanıyor.
Gün boyu bu dar hücrede psikolojik baskı altında ve tam üç buçuk yıldır her gün aynı şeyleri yaşıyorum. Çoğu zaman insanlardan korktuğum oluyor. Çünkü burada sadece korku üretiliyor. Köle-efendi ilişkisi söz konusu.
Korkularla dolu bir günü anlatmaya çalıştım, beceremesem de.
Siz her aynanın karşısına geçtiğinizde ne hissediyorsunuz? Bizler her aynanın karşısına geçtiğimizde eridiğimizi hissediyoruz.

SAMİ DÜNDAR: 2 Nolu F Tipi, Tekirdağ (Yazı biraz kısaltılarak yayınlandı.)