Her neyse, boşver

Her neyse, boşver
Her neyse, boşver
Mektubunda "Bir zamanlar bir çocukken sahip olduğum hevesi yeniden kazanmak için biraz uyuşmaya ihtiyacım var" dedi ve 5 Nisan 94'te o uyuştu, biz uyandık
Haber: KARİN KARAKAŞLI / Arşivi

Fulya kokulu mis gibi bir bahardı. Hani şu İstanbul ’un içmeden sarhoş eden havalarından. Üniversite yılları… Amfilere girmenin ayıp kaçacağı denli güzel bir gün. Sadece denizin üzerinde vapurda olmak bir de sırtını toprağa vermek, çimlere uzanmak yaraşır. Bulutların hareketini izlemek, kendini dinlemek… Müzik eşliğinde. Yanımda Nirvana vardı. Günü onlarla geçirmiş, kaçamağın suç ortağı kılmıştım. Kaçmak için Kurt Cobain çığlığı yeter ne de olsa.

Sığınaklar

O günün akşamında televizyon ekranlarında biraz önce sesi kulağımda olan adamın ölüm haberini izledim. Kendini av tüfeğiyle vurmuş, cesedi günler sonra Seattle’daki evine alarm sistemi yerleştirmek için gelen bir elektrikçi tarafından bulundu. Adli tıp raporu ölüm tarihini 5 Nisan 1994 olarak açıkladı.
Düşünsenize, sırf sizi görünce çıldırıp üstündekileri parçalayan binlerce insan var dünyada; sonra arkadaşlar, bir eş, bir bebek… Ve sizi bulan bir elektrikçi. Günlerce yalnızsınız ve elbette o yalnızlığın tarihi silahın çekildiği zamandan çok daha öncelere, senelerce geriye dayanıyor.
Cobain’in 1967’de Aberdeen’de başlayan hayatının ilk kırılma noktası, anne-babasının kendisi 8 yaşındayken boşanmaları oldu. Boşanmanın kendisi değil, sonrasında küçük bir çocuğa ve zamanla isyankâr ergene dayattığı o yersiz yurtsuzluk hissiydi asıl mesele. Annenin hayatına giren dayakçı sevgili, babanın evlendiği üç çocuklu yeni eş, anne-baba evlerinden kovuluşu, bütün bunlar sonunda köprü altında ya da arkadaş evlerinde gecelenen yıllar. Müzik ve resim ise sığınağıydı. Kimsenin koşullarına göre değişmeyecek ve hep kendisinde kalacak olan yuvaydı.
Küçük gruplarla başlayan ilk kayıt denemeleri, gitar ve vokalde Kurt Cobain, bas gitarda Krist Novoselic ve bateride Dave Grohl buluşmasıyla Nirvana’ya evrildi. 1989’daki ilk albümleri ‘Bleach’i çıkaran grup, asıl büyük çıkışını 1991’de DGC Records’tan çıkan ikinci albümleri ‘Nevermind’ ile yaptı.
Albümden çıkan ilk şarkı ‘Smells Like Teen Spirit’i ilk dinlediğim zamanı hiç unutmam. Sürekli tekrarlanan ve kalbinizle birlikte çarpan ağır ritim kalıpları, yalın melodisi, mıh gibi kafaya kazınan nakaratları, distorte gitar bölümleri ile çarpmıştı beni. İnsanı müptela eden bir yanı vardı bu şarkının, tekrar tekrar dinlemek ve o videodaki gibi bedeninizi özgür bırakıp ileri geri sallanmak istiyordunuz durmamamcasına. ‘Her neyse, boşver’ diyordunuz hayata.
Basık bir basketbol sahası, ponpon kızlar, çıdırmış dinleyiciler, süpürgesine dayanmış yılgın temizlikçi ve durmadan bize doğru yaklaşıp uzaklaşan Kurt Cobain… Koca bir can sıkıntısının sesiydi duyulan. Ama herhalde kimseler billboard’da Michael Jackson’ın milyon dolarlık albümünü tahtından indirecek rakamlar beklememişti bu gruptan. O beklenmediklik grubun hem nimeti hem laneti oldu.
Nirvana bu akıl almaz başarı sonrası grunge müziğin lideri ilan edilirken, merkez Seattle’dan Pearl Jam, Alice in Chains ve Soundgarden’ın da geniş kitlelerle buluşmasının önünü açtı. Ancak sonrasında hep bir ‘Nevermind’ gölgesi grubun üzerinde dolaştı. ‘Incesticide’ adlı derleme albüm sonrası ‘In Utero’ yeni deneylere kapı araladı. 1993’te MTV Unplugged’da unutulmaz bir konser verdiler. Kendi parçalarının yanı sıra David Bowie, The Vaselines, Leadbelly ve Meat Puppets gibi sanatçıların parçalarını da yorumlayan Kurt Cobain, havlanmış açık yeşil hırkası, yüzünü kapatan sapsarı saçlarıyla belleğimize kazındı. Bugün hâlâ onu en çok bu haliyle görürüm karşımda. Bu konser aslında akustik ve yaylı ağırlıklı bir dönemin müjdesini veriyordu. Cobain’in intiharı, o müjdeyi de gerçekleşmeyen bir ihtimal olarak bıraktı.

Mide ağrıları

Kendi kuyularının içine düşmeye çok küçük yaşlarda başlamış Kurt Cobain için şöhret ve kitlenin hissettirdiği dehşeti, tahmin etmek güç değil. Hiçbir şey olmak isterken bir imgeye ve hatta simgeye dönüşmek. Ve sürekli çabayla yaşamak. Muhtemelen psikosomatik olan ve bir türlü tam anlamıyla tedavi edilemeyen akut mide ağrılarını dindirmek için eroin kullanacak denli çaresiz bir genç adam. “Yıllarca uyuşturucu bağımlısı olmakla suçlandım. Oysa berbat mide ağrıları çekiyorum. İnsanlar beni bir köşede tek başıma hasta ve ümitsiz bir halde oturmuş görüyorlardı. Bu durum, mide ağrılarımla cebelleşiyor olmamdandı; yediklerimi kusmamaya çalışıyordum. İnsanlarsa bana baktığında keş olduğumu düşünüyorlardı” diye dert yanmıştı bir keresinde. Sayısız bağımlılık tedavisi, kendisi gibi ünlü Hole grubunun solisti Courtney Love’la yaptığı evlilik ve bir bebek. Velayeti devlet tarafından sürekli ellerinden alınmaya çalışılan bir bebek.
Yumuşak karın: Hayat
“Çoğu zaman nihilist herifin tekiyim, bazen de çok kırılgan ve içtenim. Şarkılarım da benim gibi bu iki durumun bir karışımı. Benim yaşımdaki pek çok insan da benzer durumda zaten.” Bu cümlesi, hayatı cehenneme çeviren o iki uzlaşmaz kutbun da bir özeti aslında. Bir yanıyla insanları umursamamak, onlardan adeta tiksinmek, diğer yandan yine de herkesin içinde saklı olan o iyiden umudu kesememek.
Kurt Cobain, müzik de onu heyecanlandırmaz olana dek hep bu umuda tutundu. “Şarkı söyleme tarzımın yoğunluğu genelde karnımın üst kısmında toplanır; burası benim haykırdığım, hissettiğim, içimdeki her şeyin dışarı döküldüğü yerdir” demişti. Gerçekten de onun çığlığında, haykırışında hayvansı, göğüs paralayıcı bir yan vardır. Ve o aynı karın, size korkunç mide ağrılarıyla zulmediyorsa aslında kalenin içinden vurulmuşsunuz demektir.
Mektubunda “Bir zamanlar bir çocukken sahip olduğum hevesi yeniden kazanmak için biraz uyuşmaya ihtiyacım var” dedi.
O uyuştu, biz uyandık.