Herri Batasuna ve DTP

AİHM'e göre bir parti yasaların ya da anayasal sistemin değiştirilmesini önerebilir ancak kullanacağı araçlar ve önerilen değişiklik demokrasinin temel ilkelerine uygun olmalı
Haber: MURAT SEVİNÇ / Arşivi

Anayasa Mahkemesi üyesi Sacit Adalı, DTP davasının Temmuz’da sonuçlandırılabileceğini söyledi. Kuşkusuz bu hem bir bilgi hem de kanaat olarak algılanmalı, çünkü karar tarihi ve içeriğinin ülkedeki siyasal gelişmelerin seyrinden etkileneceğini tahmin etmek güç değil. Kapatma talebinin reddedilmesi Kürt hareketinin parlamentoda temsilini daha güvenceli hale getirecek; partinin kapatılması ise bir başka Kürt partisinin kurulup yine aynı kısır döngünün başlamasına neden olacak. Üstelik kararda kapatmaya gerekçe gösterilen kişiler eğer milletvekili ise bu sıfatlarını kaybedeceklerinden, ilk seçimde bağımsız milletvekili seçilmelerinin önünde bir engel olmasa da, beş yıl boyunca bir parti çatısı altında siyaset yapamayacak. Dolayısıyla zor görünse de eğer karar Temmuz’da çıkarsa, hiç soğumayan ülke gündemi biraz daha ısınabilir.
Hatırlanacağı üzere DTP hakkında kapatma davası 2007 sonbaharında, “bölünmez bütünlüğe aykırı eylemlerin odağı olduğu” savıyla açılmış, gerekçede yer alan 221 DTP yöneticisi ve yaklaşık 150 bin partilinin başka partiye geçişinin, ayrıca dava süresince seçimlere girmelerinin engellenmesi gibi akla fikre sığmayan önlemler talep edilmişti. 
Mahkeme neyse ki bunları kabul etmedi. İddianamede 100’ün üzerinde eylem sayılırken konuşmaların içeriği, bazı görüşmeler, bazen de terör eylemleri karşısında “konuşmama”, yani ‘açıklama yapmama’, üstü kapalı onay kabul edilip delil olarak sunuluyor.
Davanın açılmasından bugüne dek, önce DTP’nin konumuyla pek örtüşmeyen HAKPAR kararı (kapatılmadı) ve ardından Venedik Kriterleri tartışıldı. Şiddet ile parti eylemleri/söylemi arasında bağa vurgu yapan Venedik Kriterleri hiç kuşkusuz DTP kararında önemli yer tutacaktır. Yine geçtiğimiz hafta, bazı partilere ilişkin gerekçeleri henüz Resmi Gazete’de yayımlanmayan bir iki karar daha verdi Mahkeme. Uzun süredir bekleyen TKP davası yasal dayanağı kalmadığı gerekçesiyle (artık adı nedeniyle bir partinin kapatılması mümkün olmadığından) düşürüldü. Yine 2002’de, Yasa’da yer alan ve burada anlatılması gereksiz bir “ihtar” düzenlemesi nedeniyle AKP için açılan (pek bilinmeyen) bir dava da düştü. SPK’nın 104/2 maddesi iptal edildiği için düşen bu davanın da DTP açısından bir anlamı yok. Mahkeme’nin aynı günlü bir diğer kararı ise TSİP hakkında. Dava, Kanadoğlu tarafından, F Tipi Cezaevi’ni protesto eylemlerini destekledikleri ve bazı üyeleriyle genel başkanı çeşitli hapis cezalarına çarptırıldığı için açılmıştı. Mahkeme bu garip gerekçeleri kabul etmedi ve kapatma istemini oybirliğiyle reddetti. Söz konusu kararın DTP açısından değeriyse, TSİP Genel Başkanı’nın tutuklu bulunduğu sırada yaptığı “sözlü savunma” talebinin Mahkeme tarafından kabul edilmesi. Bu kabul, Nurettin Demirtaş ve hatta başkaca DTP üyelerinin de sözlü savunma yapabileceği anlamına geliyor.
Ancak DTP’yi asıl ilgilendiren karar yurtdışından, AİHM’den geldi. AİHM, Batasuna’nın kapatılmasında Sözleşme’ye aykırılık bulmadı. 2002’de İspanyol Parlamentosu siyasal partilerle ilgili bir organik yasa kabul etmişti. Yasa, ikinci kısmında partilerin örgütlenme, işlev ve eylemlerini, bir sonraki kısımdaysa kapatma ve faaliyetlerinin askıya alınmasını düzenliyor. Yasa’ya göre demokratik sistemin temel ilkelerine ve anayasal değerlere aykırı eylemleri gerçekleştiren partiler kapatılabilir. İlkin Ağustos 2002’de Savcılık, eylemlerinin askıya alınmasını ve üç yıl boyunca kullanabileceği tüm büro ve binaların kapatılmasını istemişti. Ardından kapatma davası gündeme geldi. Mart 2003’te Batasuna, Yasa’nın ilgili maddelerinin örgütlenme ve düşünce/ifade özgürlüklerini ihlal ettiği ve aleyhe olan yasa değişikliğinin uygulanamayacağı iddialarıyla konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşımak istedi ancak talep Yüksek Mahkeme tarafından Mart 2003’te oybirliğiyle reddedildi, ardından kapatma kararı verildi. Bunun üzerine Batasuna, kararın Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerine aykırılığı savıyla AİHM’e başvurdu. İspanya Yüksek Mahkemesi kararını, partinin ETA ve bağlı kuruluşlarıyla bağları bulunduğu, ‘bazı terör eylemlerini kınamaktan kaçındığı yani sessiz kaldığı‘, Refah Partisi davasında delil olan “kanlı mı kansız mı” benzeri “yasal ya da yasadışı her yoldan savaşımı sürdüreceğiz” ifadelerinin sarf edildiği gibi gerekçelere dayandırmıştı. AİHM de bu gerekçeler üzerinde durdu.

Refah davası
AİHM kararının bir önemli özelliği Refah davasının dayanak yapılması. AİHM’e göre bir parti yasaların ya da anayasal sistemin değiştirilmesini önerebilir ancak kullanacağı araçlar ve önerilen değişiklik demokrasinin temel ilkelerine uygun olmalı. Şiddeti destekleyen ve öven eylemlerin demokratik sistemle bağdaşmayacağı saptamasının yanında Mahkeme, ‘şiddetin kınanmamasının da zımni bir onay anlamına’ geldiğini ifade etmiş. Tüm deliller bir yana Mahkeme “susma” eyleminin de her durumda zımni bir kabul/onama anlamına geldiğini kabul etmiş durumda. Öncelikle bir partinin yanlış bulduğu her konuda açıklama yapmaya zorlanması partilerin ‘demokrasinin vazgeçilmez unsurları’ olduğu gerçeğiyle çelişiyor. Gerekçesi tarihte (özellikle Dünya Savaşı sonrası) olan bu işlevin ete kemiğe bürünmesi ancak özgürce siyaset yapabilmekle olanaklıdır. Bazı dizginler tabii var; ancak partilerin hangi konuda nasıl açıklamalar yapmaları ya da ‘susup susmamaları’ gerektiği de mahkemeler tarafından saptanmaya başlarsa, bu hem parti işlevinin yara alması hem de bireyi/toplumu devlete karşı koruma amacıyla yaratılmış insan hakları sisteminin çokça tartışılır hale gelmesine neden olur. Türkiye örneğine bakarsak: DTP’liler, bir eylem karşısında diğer partilerden farklı bir dil kullanıp bunu da siyasetleri gereği yaptıklarını, yoksa diğerlerinden bir farkları kalmayacağını ısrarla vurguluyor. Türkiye demokrasisi ve parlamentosunda nefes almaları diğer partilerden daha güç, kimi yakınları ya da seçmenleri dağa çıkmış siyasetçilerden oluşan DTP’yi, her can yakıcı sorunda örneğin MHP ya da CHP ile benzer açıklama yapmaya zorlamanın akıl alır yanı var mı?
Batasuna kararındaki söz konusu değerlendirmeler aynen Şahin kararında olduğu gibi, devletler için kritik olan bazı konularda AİHM’in bireyi ya da örgütü değil de devleti kollamaya çalışmasının sonucu gibi görünüyor. Karar DTP’nin işini biraz daha zorlaştırmış olsa da, kapatma davalarının ülkedeki siyasal havayla yakından ilgili olduğunun ve Anayasa Mahkemesi’nin kararında Türkiye’nin kendine özgü koşullarını da hesaba katacağının altını bir kez daha çizmekte yarar var. 

MURAT SEVİNÇ: Dr., A.Ü. SBF