Heykel aşkına!

Heykel aşkına!
Heykel aşkına!
Güney Koreli Kim Sung'un 'Gerçek Aşk' heykelleri Nilüfer'de sergiliyorduk. Eleştiriler de aldık ama saldırıya uğramalarını beklemiyorduk: Şişman erkeğin sağ bacağı yaralanmıştı. Mini etekli kadınsa elbette daha fazla zarar görecekti! Bir bacağı parçalanmıştı ve neredeyse yıkılmak üzereydi!
Haber: ŞAFAK PALA* / Arşivi

Güney Kore doğumlu heykel sanatçısı Weongeun Kim Sung’un Nilüfer Belediyesi Uluslararası Kuzgun Acar Heykel Sempozyumu’na katılmak amacıyla gönderdiği başvuru dosyasındaki ‘Gerçek Aşk’ adındaki yapıt, sempozyum seçici kurulundaki herkesin ilgisini çekmişti. Bir erkek ve bir kadın heykelinden oluşan bu eser görüntü olarak çok sevimliydi. Kim, tanıtım dosyasında heykellerini “Eserimin ismi Gerçek Aşk’tır. Modern toplumda yaşanan ayrılıklar aslında yaşadığımız birer gerçek aşk hikâyesidir ve gerçek aşk özgürlüktür” sözleriyle anlatmıştı. 2013’teki 4. Kuzgun Acar Heykel Sempozyumu’nun teması, ‘Özgürlük’tü. Biz çok sevmiştik Kim’in aşkla özgürlük kavramlarına yüklediği anlamı.
Nilüfer’de iki yılda bir yapılır Heykel Sempozyumu. Ekim 2013’te dördüncüsü sonuçlanan sempozyumla birlikte Nilüfer’in çeşitli bölgelerine yerleştirilen heykel sayısı 41’i buldu. Sempozyumda özgürlük temasıyla yapılan son dokuz heykelin, yaşamımızdaki özgürlük kavramını değişik açılardan görmemizi sağlayacağına olan inancımız tamdı. Ama ne yalan söyleyeyim, Kim’in heykellerinin başına gelen olay sonucunda yaşadığımız özgürlük sorgulamasını öngörmemiştik!

Milli değeri var mı?

Biz sanmıştık ki, bu sevimli heykeller herkesin yanında fotoğraf çektireceği bizden birer parça olacaktı. Öyle de oldu ilk zamanlar. Ancak sonraları Nilüfer Özlüce mevkine yerleştirdiğimiz heykellerle ilgili bazı sıkıntılar yaşanmaya başlandı. Bu heykellerin anlamı nedir, diyordu birkaç Nilüferli. Heyecanla açıklama yapmaya çalışıyorduk. Biz çok sevmiştik ya gerçek aşkın anlamını, herkesle paylaşmak istiyorduk bu duygumuzu. Sanat paylaşmak değil miydi insanca duyguları? Fakat bir an geldi ki söz bitti. Bir üniversite öğretim üyesinin ‘Gerçek Aşk’ heykelleriyle ilgili bize yazdığı yazının bazı cümleleri aynen şöyleydi: “ … parka siz mi o iki ucube şeyi diktiniz? Eğer siz diktiyseniz bu tipleri özellikle mi seçtiniz? Bu dikilen tipleri gençlerimize rol model olarak mı diktiniz? Gençler bakın ben bu tipleri çok beğeniyorum siz de böyle olun mu demektesiniz? Bu tipler ne kadar Türk Milli değerlerini yansıtıyor? Bu diktiğiniz hanımefendi üzerinde tek parça kıyafet var; alttan ise HİÇBİRŞEY giydirilmemiş! Erkeği ise hiç sormayın. Obez, asalak, parazit ve çapulcu bir tip...”
Gerçekten söz bitmişti. Üstelik sözü bitiren bir öğretim üyesiydi! Sanat göreceli bir kavramdır, diye düşündük ve ne esere ilişkin hakaret içeren sözleri ne de kızın eteğinin altının sorgulanmasını önemsedik. Bütün bunları görmezden geldik.

Görmezden gelmek…


Ne yazık ki görmezden gelerek sıkıntılarla baş edemiyorsunuz. Elbette bunu biliyorduk. Bir belediyenin kültür sanat politikalarını yürüten ekibinin bir parçasıysanız, çoğu zaman sıkıntılarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Ve bazı şeyleri de görmezden ve duymazdan gelmek zorunda kalırsınız. Başka türlü tutuculuğa karşı savaşamaz, özgür bir şekilde sanatla halkı buluşturamazsınız. O yüzden 2010’da ‘Üç Fidan Anıtı’ (Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan anısına) yerine konulduğu gün zarar gördüğünde de yapılması gerekeni yapar ve güvenliği artırırsınız. İsrailli bir sanatçıyı (Riff Cohen) sahneye çıkardığınızda bazı gazeteler tarafından hedef gösterilseniz de yolunuza devam eder ve Ortadoğu ’dan başka bir dünya sesiyle (The Wanton Bishops) halkı buluşturursunuz. Yıkılmış, metruk haldeki bir camiyi (halkın isteğiyle) onartıp çocuk kütüphanesi yaptığınızda (Nilüfer Belediyesi Demirci Çocuk Kütüphanesi), Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından kütüphane tekrar camiye dönüştürüldüğünde de, camilerin aslında bir ilim yuvası olduğunu, bir zamanlar kütüphane olarak kullanıldıklarını söylemeye gerek bile duymadan aynı köydeki eski bir hamamı restore ettirip bu kez bir kültürevi (Nilüfer Belediyesi Demirci Kültürevi) yaparak çocukları kültürden sanattan uzak bırakmamaya çalışırsınız.

Heykellere saldırı

Ancak bir Mart sabahı ‘Gerçek Aşk’ heykelleriyle ilgili sorunun daha büyük olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Kim’in heykelleri saldırıya uğramıştı. Şişman erkeğin sağ bacağı yaralanmıştı. Mini etekli kadınsa elbette daha fazla zarar görecekti! Çünkü bu hayatta kadınlar her zaman daha az özgürdür. Bir bacağı parçalanmıştı ve neredeyse yıkılmak üzereydi. Güvenlik açısından kaldırılması zorunluydu. Vinçle kadını parktan kaldırdık.
Neyse hala haberleşme özgürlüğümüz elimizdeydi! Kim, sanal ortamda gördü heykellerinin başına geleni. “Ne yaptılar heykellerime?” diye yazdı bize kaygıyla. Yok dedik bir şey, biz halledeceğiz.
Belediyenin deposunda ayağındaki yaranın tedavi edilmesini bekliyor kadın. Erkekse parkta, yalnız o günden beri. Yarası da halen duruyor bacağında. İçim sızlıyor o heykeli yalnız gördükçe.
Yazımı Kim’den özür dileyerek bitirmek istiyorum. Üzgünüz, koruyamadık heykellerini Kim. Ha bu arada, ‘Gerçek Aşk’ın anlamı ile ilgili düşüncelerin değişti mi Kim demek istiyorum. “Modern toplumda yaşanan ayrılıklar aslında yaşadığımız birer gerçek aşk hikâyesidir” tümcesi, Türkiye ’de özgürlük ve aşkı anlatmaya yeter mi sence? Peki, bize Türkiye’de sanatta özgürlüğü yeni bir heykelle anlat desek sana... Ne dersin, var mısın? Ya da biz var mıyız acaba hâlâ Kim?

* Nilüfer Belediyesi Kütüphane Müdürü