Hiç olmazsa umut...

İstanbul'dan çıktık yola. Tam dört saat gittik Ankara'ya doğru ve sonunda geldik Çamlıdere'ye. Çamlıdere, Ankara'ya yaklaşık 100 km. uzaklıkta bir kasaba.
Haber: ESRA ŞENGÜLEN ÜNSÜR / Arşivi

İstanbul'dan çıktık yola. Tam dört saat gittik Ankara'ya doğru ve sonunda geldik Çamlıdere'ye. Çamlıdere, Ankara'ya yaklaşık 100 km. uzaklıkta bir kasaba. Tabelada nüfusu 6 bin 400 görünüyor. Ama kasaba sakinlerinin anlattığına göre her gün eşyasını toplayıp gidebilen gidiyor. Gidemeyenler ise Çamlıdere'deki hayata razı. Parasızlıktan kalmışlarsa eğer, kaderlerine düşen bir başka illetle daha yaşamak zorundalar. Bu illetin de adı tezek.
Tezeğin hazırlanması başlı başına bir dert... Yaz aylarından başlayarak "mayıs" dedikleri hayvan dışkısını biriktirmek, onları talaşla birleştirip çiğneyerek bir bütün hale getirmek ve kuruması için bir yerlere yığmak gerekiyor. Soğuk mevsimin yazdan fazla olduğu bölgelerde bu derdin üstüne bir de tezeğin bir türlü kurumaması ekleniyor. Çamlıdere'de tezek, altı ay gibi bir sürede ancak kuruyabiliyor. Sobada ise sadece 15 dakika yanıyor. Hatta tek başına tutuşmadığından çıraya ihtiyaç oluyor, ki bunu bulamayan pek çok aile var.
"Uzun ince bir yol" gittik ama çok gitmedik. Çamlıdere'den sonra en fazla bir saat... Ulaştığımızda gördüğümüz manzara, gerçek olamayacak kadar "yabancı"ydı. Daha çok bir film seti olabilirdi. Çukurören, Çamlıdere'nin bir köyü. Köyde bir sessizlik...
Çukurören'e gitme sebebim, yaklaşık bir ay sonra gerçekleştirilecek bir çalıştay için pilot bölge seçilen köy halkıyla tanışmaktı. Köydeki yaşam koşulları, özellikle kadınların yaşadığı sorunlar ve kendileri için çözüm önerileri hakkında bilgi almaktı.
Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) 2005 yılı raporlarına göre, gelişmekte olan ülkelerde özellikle yemek pişirmek amacıyla evde yakılan ateşin yarattığı duman nedeniyle her 20 saniyede bir kişi hayatını kaybediyor. Dünyanın en yoksul ülkelerine baktığımızda duman nedeniyle her yıl 1,6 milyon kişi hayatını kaybediyor. Ne yazık ki bu sayının 1 milyonunu çocuklar oluşturuyor, geri kalanını ise kadınlar.
Çukurören de katı yakıt kullanılan köylerden biri. Orman köylüsü olduklarından devletin verdiği izin çerçevesinde ormandan ağaç kesme ve onu yakma hakları var. Orman, çam ormanı, odunu kesip hazırlayan ise kadınlar ve çocuklar...
Katı yakıta mahkûm
Türkiye'de halen 8 milyon kişi katı yakıt kullanıyor. Başka bir deyişle, katı yakıt kullanmaya mahkûm durumda. Çünkü doğalgaz onların evlerine orta ve uzun vadede gelmeyecek, belki de hiç doğalgazları olmayacak. Hayat kalitelerini yükseltecek tek alternatif yakıt LPG ama o da çok pahalı. Biri "Tüp kullanmak ister miydin?" dediğimde bana, "Tabii isterim. Ellerim kara olmaz o zaman" dedi. Tam bir kadın gibi... Her şeyin, tüm yaşadığı sıkıntının özetiydi o cümle. Kurtulmak istediği "kara", sahip olmak istediği "temizlik"... Çukurören'de su yok. Köy halkı, köyün iki ortak çeşmesinden alıyor evinin suyunu. Çukurören'de eğitim yok. Köy çocukları -ki çok çocuk olduğu da söylenemez köyde- taşımalı sistemle en yakın okula gidip geliyor her gün. Mayıs ayına kadar yoldan kalkmayan karda, her gün gidiyor, geliyorlar...
Çukurören'de iş yok. En çok "tutulan" iş, ormancılık diyorlar. O da ormana gidip odun kesip köye getirmek... "Gelirinizi nereden sağlıyorsunuz?" sorusuna, "Gelirimiz yok" diyen insanların yaşadığı bir köy burası. Emekli maaşı olanın şükrettiği bir köy... Çukurören'dekiler hep aynı şeyi söylüyor: "Burada hayat yok".
LPG'yi yaygınlaştırma projesi
15-17 Ocak'ta Kızılcahamam'da oldu çalıştay. Beklendiği gibi aralarında bürokratların, yerel idarecilerin, sivil toplum temsilcilerinin, gazetecilerin, akademisyenlerin bulunduğu 80 kişilik bir grup, Çukurören başta olmak üzere, Türkiye'de katı yakıtla mücadele etmek zorunda kalan 500-1000 köye LPG götürmenin yollarını değerlendirdi. BM Kalkınma Programı (UNDP) ve Dünya LPG Birliği'nin (WLPGA) dünyada şimdiye kadar altı ülkede uyguladığı, Türkiye LPG Derneği'nin aracılığıyla getirildiği Türkiye'nin ise yedinci ülke olduğu "LPG'nin Kırsal Alanda Yaygınlaştırılması Projesi", umut vaat ediyor. Tezek gibi, odun gibi "zor" yakıtlara harcanan zamanda ek iş yapsalar, bundan kazanılan parayla hayat kalitelerini yükseltseler, kadınlar kendilerine, evlerine, çocuklarına daha çok zaman ayırabilse, elleri kara olmasa... Bu doğrultuda bürokratlardan önemli bir beklenti bulunuyor. Kırsal alanların, sübvanse edilen doğalgaza göre 28 kat daha pahalı vergisi olan LPG'yi kullanması düşünülemez. Doğalgazın birebir alternatifi olan LPG'nin, en azından doğalgazın götürülemeyeceği kırsal bölgelerde devlet desteği konusunda eşitlenmesi gerekiyor. Başta Çamlıdere ve Çukurören olmak üzere kırsal bölgeler, LPG'nin vergisinin düşeceği, dolayısıyla da ucuzlayacağı günleri bekliyor.
Aralarında yurtdışından temsilcilerin de bulunduğu bu çalışma sırasında köylerinin ziyaret edileceğini öğrenen Çukurörenliler, köy girişine "Köyümüze hoşgeldiniz" yazmıştı. Sonunda kendi başlarına olmadıklarını, birilerinin dikkatini çektiklerini ve güçlerinin yetmediği yerde gücü olanın yardımının geleceğini biliyorlar. Şimdi gerçekleştirilmesi gereken projeler için herkesin elinden geleni yapmasının zamanı. Katı yakıtlar yerine LPG kullanımının sağlanması halinde, yılda 40,500 ton ağacın kesilmesi önlenebilir, yayılan sera gazlarında yüzde 10-25 oranında azalma sağlanabilir. İç ortam hava kirliliğinde de azalma sağlanarak hava kirliliği nedeniyle hastalanma ve ölüm gibi riskler düşürülebilir. Çukurören gibi köylerimize "hayat" gelebilir.
Samanları çuvalına dolduran kadına, hayallerini sordum. Çok ümitsizdi. Ama bir insan olarak, bir kadın olarak mutlaka hayalleri olmalıydı. "Neyin olsa mutlu olurdun?" Düşündü, bulamadı. Basitçe aklıma geldi, "Çamaşır makinesi?" dedim. Çünkü Çukurören'de kadınlar çamaşır yıkamak için üç kilometre uzaklıktaki dereye gidiyor. Bana baktı ama ne bakış... "Tut ki çamaşır makinem var, neyle çalışacak?"
Burada su yok, eğitim yok, umut yok. Hiç olmazsa umutları olmasını hak etmiyorlar mı?

ESRA ŞENGÜLEN ÜNSÜR: Artı İletişim Yönetimi