Hodaçur'dan Ayder'e

71 mezunu bir grup Maarifli olarak her yıl yaptığımız ve artık geleneksel hale gelen yaz kampımızı, bu yıl Kaçkar Dağları zirvesinde gerçekleştirmeye karar verdik. Trabzon'a yağmurlu bir öğle zamanı vardık.
Haber: HÜRRİYET KONYAR / Arşivi

71 mezunu bir grup Maarifli olarak her yıl yaptığımız ve artık geleneksel hale gelen yaz kampımızı, bu yıl Kaçkar Dağları zirvesinde gerçekleştirmeye karar verdik. Trabzon'a yağmurlu bir öğle zamanı vardık. Tamzara Tur rehberliğinde Cevdet (Oğuz), Sabri (Aslışen) ve Ömer'den (Kuyumcu) oluşan üç kişilik dağ rehberleri ile başlayan yolculuğumuzun ilk hedefi, 1800 metre yüksekliğindeki, şimdiki adı Sırakonaklar, eski adı Hodaçur olan yerde kamp yapmak. Rize/İkizdere üzerinden İspir'e doğru, Çoruh Nehri'ni takip ederek akşama doğru Sırakonaklar'a vardık. Eşyalarımızı yüklenip tahta köprüden nehri geçerek, karşı kıyıya ulaştık. Hodaçur ya da Sırakonaklar, eski bir Ermeni yerleşim yeri. Ermenilerden kalma birkaç taş ev ve şimdi cami olan eski bir kilise bulunuyor. Akşamın karanlığında rehberlerimizin yardımıyla çadırlarımızı, nehrin kıyısındaki yeşil düzlüğe kurduk. Ertesi gün köyde oturan yaşlı Ali beyin rehberliğinde Soğanlı Yaylası'na doğru bir alıştırma yürüyüşüne çıkılacak. Aynı zamanda vücudumuzu da yüksekliğe alıştırmış olacağız. Yürüyüşümüz köyün içinden geçip köyü gezdikten ve köylülerle yaptığımız sohbetten sonra yukarıya doğru devam etti. Soğanlı Yaylası, üzerinde kar kütlelerinin arasından akan dereleri ve üstünde daha meyveye geçmemiş böğürtlenlerle, rengarenk çiçeklerle dolu bir yer. Kampa varınca, çağıldayarak akan buz gibi derede yıkanmayı, içimizden sadece iki kişi başarabildi.
Ertesi gün Kaçkar Dağı'na çıkmak için yürüyüşe başladık. Davalı Yaylası'na doğru olan yürüyüşte yol boyunca hayvanlarını otlatan yaylacılarla tanıştık. Yayla evindeki taze demli çaylar, ocaktan yeni çıkmış kaymaklı pide ve kaymaklı muhlama ile tadını asla unutmayacağımız bir misafir yemeği yedik.
Akşam Kaçkar'ın zirve eteklerindeki 3300 metre yükseklikteki Deniz gölüne vardık. Kampın yanındaki derenin kenarındaki taze soğanlar akşam salatasında nefis tatlara dönüşüverdi. Sıcak çorba ve derede avlanmış alabalık ile de akşamın mönüsü ortaya çıktı.
Gecenin soğuğunda dışarıya çıkmaya cesaret edemezken birden yukarıya bakınca gökyüzünün delirmiş gibi yıldızlarla dolu olarak başımızın üstünde durduğunu gördük. Böyle bir gökyüzü ancak buradan görülebilir diyerek uzun bir müddet kayan yıldızlarla oyun oynadık. Özgürlüğümüzü daha fazla hissettiğimiz bir oyun: Tehlikeli, gerçek, güzel ve en önemlisi erişilmesi güç bir şey olarak gözlerimizle tuttuğumuz bir şey.
Zirve denemesi
Ertesi günün özelliği, Kaçkar Dağı'nın zirvesine deneme tırmanışı yapmaktı. Daha önce aldığımız haberlerden, dağın bu sene olağanüstü bir kar yağışı aldığını ve özellikle de Nisan'da yağan karın erimemesi nedeniyle zirvede hâlâ buzlu kar olduğunu biliyorduk. Dağcı değildik ama yine de dağın zirvesine, en azından çıkabileceğimiz noktaya kadar çıkmak istiyorduk. Sabah dikkatli bir şekilde yola koyulduk. Karşımıza bir buz kütlesi çıkana kadar da ilerledik. Ancak bu buz kütlesi sadece bizi değil buraya gelen daha profesyonel dağcıları da çıkmaktan caydırdı. Bu nedenle sadece 3650 metreye kadar gidip geri dönme kararı aldık. Ertesi gün Davalı yayla geçidinden, güneyden kuzeye doğru yarımay şeklinde sürecek bir geçişle 3310 metre yükseklikteki Kavrun aşıtına gideceğiz. Burayı geçtikten sonra Erzurum-Rize arasındaki Kavrun Yaylası'na ineceğiz. Böylece güneyden İspir'den başlayan yolculuğumuz kuzeye Kavrun Yaylası'na doğru yönelecek, oradan daha da aşağıya, Ayder Yaylası'na uzanacak.
Uzun sürecek olan bu yürüyüş için sabah çadırlarımızı toplayıp aşağıya doğru inmeye başlıyoruz. Yüksek dağların arasında halen kar var ve bu yürüşümüzü engelliyor. Akşama doğru 16.00 civarında Kavrun Vadisi aşağıda önümüzde uzanıyordu. Sonu gözükmeyen, vahşi ve dokunulmamış bir şekilde, aşağıya doğru akan bir vadi. Ortasından akan nehir, dağın içinden çıkarak geliyordu. Dağda kardan kapanmış olan, gözükmeyen Tarihi İpek Yolu'nun, yani ilkel katırlarla yapılan ticaret yolunun, patikası ortaya çıktı. Ancak küçük bir katırın geçebileceği darlıkta olan bu taş yol, tırmandığımız dik yamaçlardan sonra bize cadde gibi geldi. Buradan aşağıya artık daha emin adımlarla inmeye başladık. Aşağısı henüz gözükmüyor. Dağ o kadar yüksek ki dönerek yapılan bu inişe "yalancı iniş" deniyormuş; yani "gidersin gidersin ama bir türlü inemezsin". Vadinin üzerinde bize doğru gelen bir sis beliriyor. Bu sisin hoş olmadığını ve yön bulmada zorluk yaşayabileceğimizi söylüyor rehberler. Sisin çökmesi ile görüş alanımız daralıyor. Ekibin en önünde ve arkasındaki rehberlerimiz ıslıkla haberleşiyor. Akşam oluyor. Görüş alanımız iyice daralıyor. Işıksız ilerlemek çok zor. Sonunda, uzakta Kavrun Yaylası'nın sarı ışıkları ortaya çıkıyor. Yorgun bir şekilde ilerlemeye devam ediyoruz. Yaklaşık 12 saat süren yürüyüşümüz nihayet sona eriyor.
Kavrun Yaylası'ndaki son kampımızda bir gün öncesinin stres ve yorgunluğunu atlattıktan sonra, sabahın erken saatlerinde tepemizde bağıran bir buzağının sesiyle uyanıyoruz. Kavrun Yaylası'nın tek kahvehanesinde sıcak çaylarımızı ve poğaçalarımızı yerken Abdullah (Özcan) amcanın, Kavrun Yaylası'nın turizme açılmasına karşı buranın yaylacılık geleneği içinde kalması ve turizmle kirletilmemesi gerektiği konusunda bürokratlara karşı tek başına verdiği mücadeleyi dinledik.
Kaçkar zirve etekleri yürüyüşümüz burada sona eriyordu. Buradan sonrası, Ayder Yaylası'na iniş ve rahat bir pansiyonda turistik bir gezi şeklinde konaklama ile sona erdi.
Bu gezide Karadeniz'in inanılmaz doğasını ve insanını keşfederken, bunu rehberlerimizin bizleri kendi evlerinde ağırlar gibi davranmasına borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Bu gezinin ardından artık güneyin sıcak kumsalları, denizi uzak ve yabancı geliyor.