Hollywood'da bir 'Dame'

Hollywood'da bir 'Dame'
Hollywood'da bir 'Dame'

Helen Mirren, R.E.D de eski bir CIA ajanı olarak boy gösteriyor.

İngilizlerin şahane "hanımefendi"si Helen Mirren, bu hafta John Malkovich, Morgan Freeman ve Bruce Willis gibi Hollywood'lularla birlikte 'R.E.D'le perdede
Haber: ELİF EKİNCİ / Arşivi

Hollywood’un asalet timsalleri Susan Sarandon ve Meryl Streep’le birlikte, 60’ını geçip de kuzuların maskarası olmayan ender Hollywood kadınlarından biri de Helen Mirren. Bu yıl 65’ine girmesine rağmen hâlâ ıskartaya çıkmamış olması, Hollywood standartlarına pek uymayan sade güzelliği de göz önünde bulundurulunca, oyunculuğu hakkında pek bir şey söylemeye gerek bırakmıyor. Ama biz illa da Mirren’ı izleyip oyunculuğu hakkında yorum yapmak istiyoruz diyorsanız, kendisi bu hafta sizi Robert Schwentke’ın son filmi R.E.D’le sinema salonlarında bekliyor.
Mirren’ın zarafeti ve asaletinin nereden geldiğini biraz araştırmaya kalktığınızda cevapla burun buruna gelmeniz pek kısa sürüyor. Kayıtlara göre, Ilyena Vasilievna Mironov ismiyle Londra’da dünyaya gelen aktris, Rus bir baba ve İngiliz bir annenin üç çocuğundan biri. Rusların güzelliğine ve İngilizlerin mesafeli asaletine sahip Mirren’in, dünyaca ünlü bir aktris olmaya giden yolda ilk adımları, 1965’teki ilk tiyatro denemelerine tekabül ediyor. National Youth Theatre’da Cleopatra rolü oynayarak başladığı tiyatro kariyerini Royal Shakespeare Company ve Centre de Recherche Théâtral’de sürdüren Mirren, bugün İngiliz tiyatrosunun en önemli ve saygıdeğer isimlerinden biri. Ancak biz bu yazıda kendisinin sinema kariyerini takip edeceğiz. 67’de sinemaya giren Mirren’ın 104 filmlik filmografisini uzun uzadıya incelemek mümkün değil elbette ama akıllarda yer eden filmlerine şöyle bir değinelim: 1967’de başlayan sinema kariyerindeki büyük kırılmayı ancak 80’de oynadığı John Mackenzie’nin The Long Good Friday’iyle yaşayan Mirren, 80’li yıllar boyunca John Boorman’ın Excalibur’unda, ona Cannes’da en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıran Cal’da, yönetmen eşi Taylor Hackford’la tanışmasına vesile olan White Nights/ Beyaz Geceler’de, Harrison Ford’la oynadığı Mosquito Coast/ Sivrisinek Sahili’nde ve Peter Greenaway’in, ismiyle pek bir açıklamaya gereksinim bırakmayan, The Cook, The Thief, His Wife and Her Lover/ Aşçı, Hırsız, Karısı ve Aşığı’nda ‘karısı’ rolünde karşımıza çıktı.

Kraliçe Elizabeth
Helen Mirren’ın değerini katlayarak artırdığı yıllarsa 2000’ler oldu. Başarılı bir ‘kadın filmi’ sayılabilecek Calendar Girls/ Takvim Kızları ve Russell Crowe, Rachel McAdams ve Ben Affleck’le birlikte oynadığı State of Play/ Devlet Oyunları’nda izleme fırsatı bulduğumuz Mirren’ın en akla kazınan rolleri arka arkaya oynadığı I. ve II. Elizabeth oldu. 2006’da I. Elizabeth’i canlandırdığı TV dizisiyle Emmy kazanan oyuncu, memleketi Britanya’nın Elizabethlerini canlandırma hususunda ne kadar iyi olduğunu, 2007’de The Queen/ Kraliçe’deki performansıyla en iyi kadın oyuncu Oscar’ının yanı sıra bir Altın Küre, bir BAFTA ve bir de ‘Volpi cup’ alarak kanıtlamış oldu. ( Türkiye de 2006’da, bu ödüllerden az önce 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Mirren’ı onur konuğu olarak ağırlayarak gereğini yapmıştı.) ‘Çetin’ Elizabeth rollerinin altından alnının akıyla çıkan Mirren, Kraliçe’de II. Elizabeth’in soğuk duruşunun ardındaki insani yönü kusursuz resmedişiyle eleştirmenlerden da tam not almıştı. Son olarak, bu yıl 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde, The Last Station/ Aşkın Son Mevsimi’nde, Tolstoy’un eşi Sofya Tolstoy rolünde izlediğimiz Mirren, bu hafta gösterime girecek R.E.D’de eski bir CIA ajanını canlandırıyor. Warren Ellis’in aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film, hayatı tehlikeye giren bir CIA ajanının eski takım arkadaşlarıyla biraraya gelip maceraya atılmasını konu alan bir komedi aksiyon. Filmde, John Malkovich, Morgan Freeman ve Bruce Willis’le birlikte başrolü paylaşan Mirren, rolü için Amerika’nın gözde gündüz kuşağı programı sunucularından Martha Stewart’tan ilham aldığını söylüyor: “Victoria, saç stilinden, düzgün görünüşünden tutun mükemmeliyetçiliğine kadar birçok açıdan Stewart’a çok benziyor, o benim ilham kaynağım” diyor. Ancak özellikle dış görünüş konusunda  ilham almak için Stewart’a hiç ihtiyacı olmadığını bir an önce fark etmesi gerek Mirren’ın. Zira biz, her ne kadar “güzel yaşlanmanın sırrını Fransız kadınlarından iyi kimse bilemez” dense de, Helen Mirren’ın da bu konuda bir şeyler bildiğinden şüpheleniyoruz.