Holokost filmleri

Festivallerle vizyon çakıştı. Galası İstanbul Film Festivali'nde yapılan, Zwartboek/Kara Kitap, bu hafta hem soykırım fimlerinin gösterildiği Kara...
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Festivallerle vizyon çakıştı. Galası İstanbul Film Festivali'nde yapılan, Zwartboek/Kara Kitap, bu hafta hem soykırım fimlerinin gösterildiği Kara Kare Film Günleri'nin programında hem de vizyonda. Kara Kitap, Hollandalı yönetmen Paul Verhoeven'ın son icraatı. Hollywood'a Basic Instinct/Temel İçgüdü'yle bir kült armağan eden, Robocop, Total Recall/Gerçeğe Çağrı gibi, alt metin yönünden zengin bilimkurgu aksiyonlar çeken Hollandalı yönetmen, 13 sene sonra ülkesinde. II. Dünya Savaşı'nda Nazi işgalindeki Hollanda'da geçen bir öykü anlatıyor. Ama bu hikâyede Hollandalı direnişçilerin de Naziler kadar antisemitik olduğu noktalar var. Yani kafa karıştırıcı. Zaten Verhoeven'a da böylesi yakışır.
Verhoeven, üstte tür sinemasının tüm gereklerini yerine getirirmiş gibi gösterirken alttan alta kafaları kurcalayan bir yönetmen. Verhoeven'la ilgili akademik tezlerden dolayı faşist içeriğinden haberdar olduğumuz, (tez sahibi Melis Behlil'in ayrıntılı Verhoeven incelemesi, Altyazı'nın Nisan sayısında) Robert A. Heinlein imzalı bilimkurgu romanı Yıldız Gemisi Askerleri'ni alıp, bilinçli bir kitsch estetikle içeriğini tersyüz edip antifaşist bir parodiye dönüştürmesi, yönetmenin kafa karıştırıcılığının örneklerinden.
Kara Kitap'ta da görünüşte başı sonu belli, esaslı bir II. Dünya Savaşı macerası aktarıyor. Heyecan artırıcı müzik, kendini bile isteye ele veren kitsch'likte savaş sahneleri ve tabii kahramanın inanılmaz maceraları Kara Kitap'ı, 1940'larda çekilip postmodern makyajla bize sunulmuş bir avantüre dönüştürüyor. Ama Verhoeven, imzası yerine geçen bakışıyla, Kara Kitap'ta da hem türün gereklerini yerine getiriyor hem de hikâyesini kaygan bir zemine çekiyor.
Esmer/sarışın, Rachel/Ellis
Hikâyenin kahramanı Rachel (Carice van Houten), II. Dünya Savaşı'nda ölüm kalım mücadelesi veren Hollandalı bir Yahudi. Yahudiler zamanında İsa'yı dinleseydi başlarına bir şey gelmezdi diye düşünen bağnaz bir Hıristiyanın evinde saklanıyor. Tabii Hıristiyan gibi yaşamak ve dua etmek şartıyla... Ne var ki savaşın sonlarına doğru bu geçici korunağından da olunca kendini direnişçilerin arasında buluyor. Direnişçilerin ondan istediği, dava uğruna Nazi yüzbaşısı Ludwig Müntze'yle (en son Das Leben der Anderen/Başkalarının Hayatı'nda oyun yazarı olarak seyrettiğimiz Sebastian Koch) yakınlaşması, gerekirse onunla yatması. Rachel, ismini Ellise olarak değiştirip girdiği Nazi karargâhında ölçüyü kaçırıp Müntze'ye âşık olunca işler karışıyor. Ama işleri asıl karıştıran, hikâye ilerledikçe ortaya çıkan sürprizler.
Verhoeven'in tersyüz etme, seyirciyi dumura uğratma alışkanlığı da bu sürprizlerde nüksediyor. II. Dünya Savaşı'nda antisemitizmin Nazilerle sınırlı kalmayabileceği, diğer Hollandalıların Yahudilerin katledilmesine göz yuman mentalitesinin, direnişçilere de sızmış olabileceği burada ortaya çıkıyor.
II. Dünya Savaşı gibi çok işlenmiş bir konudan şaşırtıcı sürprizlerle ilerleyen bir macera ortaya çıkabilmesinin en büyük müsebbibi ise kahraman. Rachel ya da Ellis, tıpkı yönetmenin Temel İçgüdü'sünde Sharon Stone tarafından canlandırılan vamp kadın Catherine Tramell gibi, bağlantılı sinema klişelerini bir bir ziyaret eden ama bu tanıdıklığa rağmen seyirci tarafından sınırları çizilemeyen bir karakter. Film boyunca diğer karakterler tarafından Jean Harlow'a da, Greta Garbo'ya da benzetilmesi, Verhoeven'in seyircisine çaktığı selamlar. Rachel/Ellis hem Jean Harlow gibi 'eğlenceli bir vamp', hem Greta Garbo gibi gizemli bir kadın olabilir. Ya da ikisi de olmayabilir. Sanki Rachel/Ellis elinde buz kıracağıyla tüm beklentileri altüst eden, erkekleri parmağında oynatan Tramell'in daha güleryüzlü bir muadili. Ne var ki bu sefer olayları vamp kadının gözünden seyrediyoruz. Rehberin vamp kadın olması ise hikâyeyi Verhoeven'in istediği kaygan zemine götürüyor.
Tuhaf direniş
Rachel/Ellis, seyirciye rotasını şaşırtan maceraya esmer başlıyor, Yahudi olduğunu gizlemek için sarışın olarak devam ediyor. İşi sağlama almak için kasık bölgesindeki tüyleri de sarıya boyaması, onun direnişe hangi yollardan katılacağının, stratejilerinin habercisi. Rachel/Ellis, ona kadınlığından dolayı biçilen rolü sonuna kadar benimseyip erkeklerin yüzüne vuran postfeminist bir kahraman. Kabare şarkıcılığı sırasında vakıf olduğu cezbetme sanatını ve erkeklerin arzuladığı kılıklara girmedeki ustalığını silah olarak kullanıyor. Oyuncu Carice van Douen'in -imdb sayesinde haberdar olduğumuz- sessiz sinema hayranlığı da bu karakteri canlandırırken çok işine yaramış olmalı. Zira, sessiz sinemadan miras abartılı mimikler, tam da Rachel/Ellis'in ve Kara Kitap'ın tonunun gerektirdiği dozda.
Verhoeven, klişelerinden utanmayan bir savaş macerası ve o klişelerden güç alan sağlam bir kadın karakter sunuyor. Ama Kara Kitap meramını seyircinin gözüne sokarak sağladığı mizahla (silahla penisin özdeşleştirildiği sahnedeki gibi), hatları belirgin çizilmiş bir çizgi romanı andıran görüntü yönetimiyle çarpıcı ve seyirciye hep yeni bir şeyler seyrediyormuş izlenimi veren tuhaflıkta bir havaya da sahip.
Verhoeven'a özgü bu tuhaflık, yine eleştirmenlerin kafasını karıştırdı. Filmi boş ve kaba olarak nitelendirenler de ezber bozucu ve sağlam yapılı olarak yorumlayanlar da mevcut. En iyi yabancı film Oscar adayları arasına giremese bile aynı kategoride Bafta'larda yarışan ve Venedik Film Festivali'nden Gençlik Ödülü alan Kara Kitap, Nazilerden birini iyi, direnişçilerden bazılarını da kötü adamlar olarak kodlamasıyla da tartışmalara müsait. Ne var ki Verhoeven'ın filmde Nazilere sempati toplamak gibi bir derdi olmadığı da bariz. Onun bu kitsch, heyecanlı macerasının, iyi kötü kabullerinin rahatlığına sığınma fırsatı vermeden, dönemde baskın antisemitizmle yüzleşilmesini sağladığı bile söylenebilir. Böyle düşününce de Kara Kitap, sağladığı bu imkanla tam da soykırım temalı Kara Kare Film Günleri'ne yakışan bir seyirlik.



Kare Kare Film'ler
Holokost konulu filmlerin gösterileceği Kara Kare Film Günleri, bugün başlıyor. 21 Nisan'a kadar sürecek etkinlikte II. Dünya Savaşı'ndaki Yahudi soykırımını konu alan, eski, yeni 12 kalburüstü yapım gösterilecek. Kara Kitap dışındaki filmler, Werner Herzog'un Yenilmez Adam'ı, Istvan Szabo'nun Günışığı, Michael Verhoeven'ın Annemin Cesareti ve Yaramaz Kız'ı, Elliot Berlin'le Joe Fab'in Ataşlar'ı, Ruggero Gabbai imzalı belgesel Hatıralar, Olivier Storz'un Nisan'da Üç Gün'ü, Pierre Sauvage'ın Ruhtan Silahlar'ı, Joshua Waletzky'nin Vilna Partizanları. Başrolünde Sibel Kekilli'nin oynadığı, Dana Varvova ile Joseph Vilsmaier imzalı Son Tren'in galası da etkinlik kapsamında gerçekleştiriliyor. Tüm gösterimler Cinebonus G-Mall'da. www.karakarefilmgunleri.com
(0212-232 44 40)