Homofobi bir hastalık mı?

Homofobi bir hastalık mı?
Homofobi bir hastalık mı?

BakanSelma Aliye Kavaf?ın garip açıklamasından sonra LGBTTbireyler sokaklarda protestodaydı.

Son 35 yıldır psikologlar, psikiyatrlar ve diğer ruh sağlığı uzmanları eşcinselliğin hastalık, ruhsal bozukluk veya duygusal bir sorun olmadığını onayladı. Homofobiye gelince...
Haber: HAKAN ATAMAN / Arşivi

SS Nazi Lideri Heinrich Himmler, 1936’da, eşcinsellik ve kürtajla mücadele için Gestapo’nun merkez ofisini kurdu. Bunun sonucunda, eşcinsel oldukları için yaklaşık 100 bin erkek tutuklandı ve bu tutukluların neredeyse yarısı cezalandırıldı. Bazıları hayatlarını hapishanede tüketti, bazıları hapishaneye bir alternatif olarak zorla hadım edildi ve binlercesi Nazi toplama kamplarına gönderildi. II. Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kamplarında kullanılan ve toplama kamplarında tutulan kişileri sınıflandırmak amacı ile farklı semboller kullanılıyordu. Pembe üçgen eşcinseller içindi. Pembe üçgenli erkekler, gardiyanlar ve hapishanelerdeki diğer mahkûmlar tarafından sıklıkla ve özellikle şiddete maruz bırakıldılar. Bazı eşcinseller aynı zamanda tıbbi deneylerin ve onları birer heteroseksüele dönüştürmeye yönelik tasarlanan programların mağduru oldular. Tahminen yarıdan fazlası idam edildi ya da hastalık ve yetersiz beslenme nedeniyle öldü. Fakat Nazi toplama kamplarından kurtulanlar için eziyetler ve aşağılamalar sona ermedi. Onlar Nazi zulmünün mağdurları olarak tanınmadılar ve tazminat talepleri reddedildi. Ne yazık ki, aradan geçen süreye rağmen hiç kimse kamplardan sağ kurtulanların maruz kaldığı bu trajik ve utanç dolu muamele için özür dilemedi. Ne yazık ki önyargı, ayrımcılık ve ikiyüzlülük duvarı henüz kaybolmadı ve Avrupa çoğunlukla eşcinsel düşmanlarına mağdurlarından daha fazla hoşgörülü. Bunun somut bir örneği, geçtiğimiz günlerde Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın gey, lezbiyen, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) örgütlerinin, uzmanların, aydınların ve insan hakları savunucularının haklı tepkisini çeken, “eşcinsellik hastalıktır ve tedavi edilmelidir” sözleri oldu. Peki, gerçekten de öyle mi? Yani eşcinsellik bir hastalık mıdır? Tedavi mi edilmeli?

Dünya Sağlık Örgütü
Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, bir hastalık ya da duygusal bir problem değildir. Cinsel yönelim ya da toplumsal cinsiyet kimliği geçmişte önyargılar nedeniyle bilim çevreleri de dahil olmak üzere bir kimlik bozukluğu, hastalık, sapıklık gibi olumsuz ifadelerle tanımlandı. Son 35 yıldır psikologlar, psikiyatrlar ve diğer ruh sağlığı uzmanları eşcinselliğin hastalık, ruhsal bozukluk veya duygusal bir sorun olmadığını onayladı. Önce 1973’te Amerikan Psikiyatri Derneği Yönetim Kurulu eşcinselliğin DSM’de (Hastalıkların ve Sağlıkla İlgili Sorunların Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması) sıralanan hastalıklar kategorisinden çıkartılmasına karar verdi. Karar, Amerikan Psikiyatri Derneği’nin bir yıl sonra (1974) yapılan yıllık genel kurulunda üyelerin çoğunluğu (yüzde 58) tarafından onaylandı. Amerikan Psikiyatri Derneği, 2006’da yapmış olduğu genel kurulunda söz konusu kararı tekrar ifade etti. Benzer şekilde 17 Mayıs 1990 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği hastalıklar listesinden çıkardı. 1992’de bu karar, ICD-10 (Hastalıkların Uluslararası Sınıflandırılması) listesine resmen kaydedildi. 1994 tarihinden itibaren WHO üyesi tüm ülkeler yeni sınıflandırmayı kullanmaya başladı. Bu vesileyle 17 Mayıs tarihi, LGBTT bireyler tarafından “Uluslararası Homofobi Karşıtı Gün” olarak tahsis edildi ve bu tarihte değişik etkinliklerle ele alınıyor. Bununla birlikte günümüzde dahi halk, politikacılar arasında ve bilim çevrelerinde cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği tartışılıyor. Ancak bilimsel olarak bakıldığında eşcinselliği benimsemiş ve bu kimliği ile barışık olan grupta ruhsal sorunların ya da bir kimlik bozukluğunun olduğunu bildiren bir veriye rastlanmıyor. 1990’da Amerikan Psikoloji Derneği, değiştirme terapisinin işe yararlılığı konusunda hiçbir bilimsel bulgunun olmadığını ve yarardan çok zarar verdiğini belirtti. 1997’de Amerikan Psikoloji Derneği’nin Temsilciler Konseyi, homofobik uygulamaların karşısında olduğunu belirten bir karar aldı.
Özel olarak ayrı ayrı kavramlar ifade edilse de, LGBTT bireylere yönelik hoşlanmama veya nefret etme sonucunda ortaya çıkan ayrımcılığa biz homofobi diyoruz. O halde yazımızın başında sorduğumuz soruyu tersinden sorabiliriz. Eşcinsellik değilse, homofobi bir hastalık mıdır? Bu soruya tamamen evet ya da tamamen hayır demek şimdilik biraz zor görünüyor. Walden Üniversitesi’nden Dr. Elaine C. Spaulding’e göre, sosyo-kültürel fenomenler tarafından organize edilen cinsiyetçilik, ırkçılıktan farklı bir şekilde homofobi psikolojik bir durum olarak görülebilir. John Hopkins Üniversitesi’nden Dr. Mary H. Guindon ise daha ileri giderek, kişisel özelliklerin homofobi, ırkçılık ve cinsiyetçilik yoluyla diğerleri üzerinde adaletsizce, acı veren ve hoşgörüsüz davranışlarda bulunmak için bir etken olduğunu ve bu nedenle bu tür davranışların bir hastalık, psikolojik bir problem olarak görülmesi gerektiği görüşünde. Öte yandan Arkansas Üniversitesi Psikoloji bölümünden profesör Jeffrey M. Lohr, homofobinin psikopatolojik bir problem olmaktan çok sosyal ve moral bir problem olduğu görüşünde. Bu görüş, Hıristiyan lobisinden Suzanne Chamberlin gibi yazarlar ve Norman Dean Radican gibi uzmanlar tarafından da paylaşılıyor. Homofobinin bir hastalık olup olmadığı tartışmalı olmakla birlikte, o ya da bu şekilde bir problem olduğu tüm uzmanların ortak görüşü. Uluslararası insan hakları mekanizmalarının verdiği kararlar doğrultusunda hareket ettiğimizde ise, homofobinin aynı zamanda bir insan hakları sorunu olduğu çok açık. Günümüzde homofobik tutum ve davranışların neden olduğu ayrımcılık ve nefret suçları, beraberinde insan haklarını yaratan bütün değerlerin altını oyuyor ve içini boşaltıyor.
Sonuç olarak, başta politik liderler olmak üzere, dini liderler de dâhil olmak üzere toplumdaki kanaat önderlerinin ve diğer tüm etkin konumdaki kişilerin öncelikle söylemlerinden özel olarak homofobiyi ve genel olarak ayrımcılığı arındırması gerekiyor. Son olayda ise Kavaf’ın özrünü insan hakları savunucuları olarak merakla ve inatla bekliyoruz.

HAKAN ATAMAN: İnsan hakları savunucusu