Hrant'tan sonra heves

Dünyam hızla daralıyor. Eskisi gibi sık sık sinemaya gitmiyorum. Eskisi gibi roman da okumuyorum. Müzik dinlemek nadiren aklıma geliyor. Evimde oturuyorum ve çoğunlukla hiçbir şey yapmıyorum.
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

Dünyam hızla daralıyor. Eskisi gibi sık sık sinemaya gitmiyorum. Eskisi gibi roman da okumuyorum. Müzik dinlemek nadiren aklıma geliyor. Evimde oturuyorum ve çoğunlukla hiçbir şey yapmıyorum. Beni sevindiren, heyecanlandıran, hevese bulaştıran şeyler azalıyor gün günden. Bir süredir kimseleri göresim de gelmiyor. Zamanla iyice yabani oldum. Bildiğimden fazlasına tahammülüm azaldı.
Son bir yıldır hızla yaşlandığımı hissediyorum. Yaşlılığın nasıl bir şey olduğunu anlar oldum. Kendini bırakıverdiğinde yaşlanıyorsun. Kimi zaman pek de rahat bir şey olduğunu düşünürken yakalıyorum kendimi. Bırakıverirsin, olur biter.
Eski bir dostumla bir gece yarısı sohbet ederken o dile getirdi. Hrant gideli başladı bende, dedi. Hevessizlik. Geceleri uyuyamama. Gündüzleri uyanamama. Sinsi bir bezginlik işgal edesiymiş onun da hayatını.
Hrant'ı kaybetmenin ne anlama geldiğini, hayatımızda nasıl bir gedik açtığını düşünmemiştim, bugüne dek. Sevdiklerimden çok insan uğurlamışlığım var oysa. Hrant'la derin bir samimiyetim de yoktu. Arada bir karşılaşırdık. Bir kez de dergisine gidip onunla söyleşmişliğim vardı. Ama Hrant siyasi olarak yalnızca hakları rahatlıkla gasp edilebilen, ayrımcılığın bin bir çeşidine maruz kalan Ermenileri temsil etmiyordu. Öyle olsaydı bütün mutsuzların, bütün itirazı olanların, bütün hak hukuk peşinde koşturanların ufkunda böylesine güçlü bir ışık olarak varolmazdı. Hrant, bizatihi bir öneriydi. Bir hayat önerisi. Dayanışmanın, adil paylaşımın, kardeşliğin, coşkunun, şefkatin, karşılıklı anlayarak, hissederek varılan barışın temsilcisiydi.
Onu tehlikeli kılan da işte bu ulaşabildiği geniş alandı.
Hrant'ın ölümü, vahşilerin sınır tanımazlığını, vahşiliğin yaygın örgütlülüğünü gösterdi.
Hrant, hepimiz için Heves'i temsil ediyordu. Küsmeden, içini acılaştırmadan, hevesini bir an olsun kaybetmeden anlamaya ve anlatmaya çalışan o adamın varlığı, yakınında olmasak da sanki gelecek hissimizi diri tutuyordu.
Hem ne güzel bir memleketti burası. Onca uğursuza rağmen Hrant gibi bir adam da yeşeriyordu bu topraklardan. Hayat hiç de fena değildi Hrant'la.
Hrant'la birlikte bir kez daha kaybettik bence Musa Anter'i de.
O da tek başına bir dünya önerisi olan bilgelerdendi. Onun temsil ettiği de sadece Kürtler değildi.
"Türkiye'nin 55 yıllık girdisinin çıktısının yeminli, canlı bir şahidiyim. Hem yalnız bir şahidi mi? Değil!.. Sanığıyım, mahkumuyum ve davacısıyım" diyordu anılarına başlarken.
Apê Musa, aynı zamanda Kürt tarihinin 70 yıllık canlı tanığıydı. 21 Eylül 1992'de onu katledenler, bir tarihi de gömmeye ant içmiş gözü kanlılardı.
Musa Anter, barış yanlısıydı. Gazeteciydi. Tarihçiydi. Dengbejdi.
Her şeyden öte o, herkesin sevdiği Apê Musa'ydı. Herkesin Musa Amcasıydı.
74 yaşındaki bu bilge adamı öldürmek hiç güç değildi. Zaten dünyaya açmıştı göğsünü. Sığınanlar sığındı. Alçaklar kurşunladı.
Musa Anter'in katli de umudun ertelenmesiydi. Barış hevesinin tüketilmesiydi.
Apê Musa'yla da İnsan'ı öldürmüşlerdi. Geriye yalnız düşmanlar ve şehitler kalsın diye.
Musa Anter'le birlikte yitirdiklerimizi de bir türlü yerine koyamıyoruz Doğru, Hrant'tan beri toparlanamıyorum. Onun ilham ettiği Heves'i yaşatamıyorum çoğunlukla.