Hukuk ve bilgi

Şüphesiz ki hukuk, bir felsefenin, dünya görüşünün, beklentilere yönelmiş tasarımın ürünüdür. Hukukun arkasındaki felsefeyi ve görüşü besleyen kaynaklar, hukukun oluşturulduğu toplumda geçerli olan ideoloji...
Haber: CENGİZ OTACI / Arşivi

Şüphesiz ki hukuk, bir felsefenin, dünya görüşünün, beklentilere yönelmiş tasarımın ürünüdür. Hukukun arkasındaki felsefeyi ve görüşü besleyen kaynaklar, hukukun oluşturulduğu toplumda geçerli olan ideoloji, devlet anlayışı, ekonomik yapı, insan ilişkileri, değer yargıları, moral faktörler, inanç sistemleri gibi unsurlardır. Hukuk, zaman içinde kendisini oluşturan değerlerden bağımsız ve dünya ile entegrasyonunu sağlayacak yeni değerler/açılımlar üretebilir mi? Hukuk yaşayan bir organizma gibi sürekli yenileniyor. Burada kısaca cevabını aradığımız soru, hukukun yenilenme, değişme ve tazelenme sürecinde, bilgi felsefesi zemininin diğer unsurlarına bağlı olarak kendisini doğuran bilgiden bağımsız, kendine has bir disiplinle bilgi felsefesine yeni açılımlar getirebilir mi?
Hukuk, bir kısım bilginin, tekniğine uygun olarak ifade edilmesinden ibarettir. Hukuka veri teşkil eden bilgi, hukuku oluşturan, kabul eden toplumun, otoritenin, iradenin tercihine göre "üretilmiş" ya da "verilmiş" bilgi olabilir. Verilmiş bilgi, kaynağı insan dışında olan, kutsala atfedilen, insanın sınırlı yorum yetkisiyle katkıda bulunabileceği, anlamakla ve yaşatmakla yükümlü olduğu bilgidir. Üretilmiş bilgi ise, kaynağı ve yöntemi ne olursa olsun insana ve bu dünyaya aittir. Hukukun kendisi de bilgi ve değerler sistemi olduğuna göre, veri kabul ettiği bilgiye bağlı olarak ürettiği ya da koruduğu bir bilgi felsefesi vardır. Hukuk, bilgi felsefesinin ürünü, bilgi felsefesi ise hukukun koruması altındadır. Din ya da ideoloji kaynaklı hukuk sistemleri kadar modern hukuk sistemleri de şöyle ya da böyle, kendini var eden bilgiyi yayma, yaşatma ve koruma görevi üstlenir. Bu noktada önemli olan hukukun hangi değerler silsilesinden gelen bilgiyi referans aldığıdır.
Modern hukuk, aydınlanma felsefesinin getirdiği değer yargılarıyla şekillendi, yönetimden insan ilişkilerine, inanç olgusundan, günlük yaşantıya, ekonomiden bireye kadar geniş bir alana etki eden yeni bakış açısı getirdi. Modernizm, dinamik unsurlara yaslandığı için modernizm içindeki değişen ve gelişen bu unsurlara bağlı olarak hukuk, yeni açılımlar geliştirdi.
Aydınlanmanın ürettiği modernite, iktidar/bilgi ikilemesini kullanarak toplumu önceden tasarlanmış bir düzen modeline göre biçimlendirmek amacındaydı. Bu amaç için gerekli kaynak, meşruiyet ve iradeye sahip bir yönetim aygıtı da gerekliydi. Aydınlanma ile başlayan çizgide modernitenin entelektüelleri, ilkin gelenekten, dinden ve toplumsal değerlerden soyut, temelde bu dünya ya da akılla ilişkilendirilen bir bilgi üretim sistemi kurdular. "Sonradan" üretilen bu bilgi, hukukun yapıcısı, bir ölçüde meşruiyet kaynağı olan devlet mekanizmasını doğurdu. Devlet, kendi eliyle topluma "mevzuat'' adı altında yeni, bağlayıcı, aksine hareket edildiğinde cezalandırıcı, kabulü zorunlu "resmi" bir bilgi yaymaya başladı. Bu bilginin toplumu dönüşüme/değişime tabi tutacağı açıktı. Devlet mekanizması, "yasa koyucu" ve "yorumcu" statüsü ile bilgiye zorunlu ve seçenekli iki alan açtı. Hukukla ilişkilendirilen bilgi, kanun koyucu penceresinden zorunlu doğruyu temsil ederken, yorumcu açısından ise bu doğruya bir de seçenekli doğru eklendi. Gerçekten de modernitenin entelektüelleri yasa koyucu statüsü ile sahip oldukları bilgiyi topluma hakikat olarak sunarken yorumcular bu hakikatlere öncekine bağlı olarak farklı versiyonlar eklediler .
Aydınlanma felsefesinden önce, ister verilmiş isterse üretilmiş olsun, bilginin "bağlama noktası" olduğundan söz etmek mümkün. Bağlama noktası derken kastettiğimiz, bilginin doğruluğunu test etmek için kullanılan referanslar bütünüdür. Aydınlanma felsefesinin ürettiği bilgi, bağlama noktası olmayan, daha doğrusu Bergson'un dediği gibi içinde dil unsuru barındırdığı, ifadelendirilmesinde dil kullanıldığı için sübjektif/göreli bir bilgidir. Modernitenin verileri, hukuk aracılığıyla ve esneme payıyla birlikte kendini mutlak kabul ederken, kendi referanslarına dayanmayan bilgiyi göreceli kabul eder. Hukuka göre her birey; devlet, toplum ve diğer bireylerin baskısına karşı korunmalıdır. Her birey akıl sahibidir. Her akıl, bilgi üretme yeteneğini haizdir. Bireyin ürettiği bilgi, içeriği ne olursa olsun koruma altındadır. Hukuk, bireyden hareketle, bağlama noktası olmayan bilgiyi değerli kabul etti. Çünkü bu bilginin tartışılması mümkündür ancak yalanlanması mümkün değildir. Bu noktada gelenek, din, ahlak, doğruluğu tartışılabilir, biri diğeriyle her zaman yer değiştirebilir bilgi kaynakları haline geldi. Geleneksel bilgi kaynakları mantıksal ifadeyle sadece birer önermedir. Bu önermelerin bağlama noktası, hukuk tarafından kabul edilmediğinden her biri diğerine göre daha doğru ya da daha yanlış olamaz. Kıta Avrupasının en yetkili ve tüm resmi makamlarını bağlayan mahkemesi olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, AİHS 9. maddesine dayanarak, kaynağını gelenekten, yaygın din ve inançlardan alan düşünce ve inançların yanında ateizm, agnostisizm gibi felsefi inançları ya da bunlarla hiç ilgisi olmayanları da, negatif düşünce özgürlüğü bağlamında koruyor. Sözleşmenin 10. maddesine göre düşünceyi açıklama özgürlüğü, sınır tanımayan bir değere sahiptir. AİHM'e göre devleti ya da halkın bir bölümünü incitici, şoke veya rahatsız edici, sarsıcı düşünceler de madde ile güvence altına alınmıştı. Düşünceyi açıklama özgürlüğü, demokratik toplumların ilerlemesi ve bireyin kendini geliştirmesinin temel koşulu olarak kabul edildi.
Hukuk, fikir ve ifade özgürlüğü ile toplumu sarsan, geleneklerine, yerleşmiş inançlarına yaygın kanaatlerine ters düşen, aykırı olan fikirlerin de korunması gerektiği görüşündedir. Bu yönüyle hukuk, toplumun yaygın inancına, geleneklerine, değerlerine ters düşse bile bireysel bilgi üretimini, toplumsal bilgi üretimin önüne geçirdi.
Çoğulcu modernizm
Bireysel ve toplumsal bilgiyi bilimsel bilgiden ayırmak gerekiyor. Test edilme imkanı olan bilimsel bilgi, test edilme imkanı olmayan bireysel, geleneksel, dinsel bilgiye karşı mutlak bir zafer kazandı. Bilimsel bilginin zaferi -detaylarına girmeye gerek olmaksızın- bireysel ve toplumsal bilgi karşısında hukuk tarafından da tescil edildi.
Bilgi, hukuka kaynaklık ettiğine göre ideolojik ve moral boyutu, hukukun koruduğu değer yargılarıyla doğru orantılı olarak topluma içkin hale geldi. Hukukun açtığı şemsiye ile modernizmin resmi bilgi kaynakları, bireysel bilgi karşısında aşınmaya başladı. Postmodern anlayışın filizlenmesinde hukukun payı göz ardı edilmemelidir.
Hukuk, tekniğine göre oluşturulmuş bilgi olduğundan, iletişim felsefesinin kurallarına göre iletilen-ileten-ileti bağlamında, ticari ve ideolojik anlamda pazarlanmaya müsaittir. Hukukun "ötekine" ihraç edilmesiyle ihraç edenin etkinlik alanında genişleme olduğu inkar edilmez bir gerçektir. Hukukun veri kabul ettiği bilginin aynılığı ve hukukun pazarlanmasıyla benzer kuralları olan, birbiriyle benzeşen toplumlar oluşturmak mümkündür. Hukukun değişik ülkelerde benzer uygulamaları, kavramların ve kurumların aynılığı sayesinde, hukukun perspektifinden bilgiye bakış açısı da yaygınlaşarak yerleşmeye başladı. Modernizmin hukukla bilgiye bakışı yayması, aynı oranda postmodern ögelerin de yayılması anlamına geliyor.
Özetle modern dünyada hukuk, bireysel bilgi üretimi önündeki toplumsal ve yapısal engelleri kırdı, kendi içinde renkliliği olan ancak bütünde yekpare bir dünya görüşü oluşumuna zemin hazırladı. Hukuk, modernitenin bilgi felsefesini koruyarak, ondan bağımsız bilgi felsefesi oluşturamasa da postmodern itirazlara zemin hazırlayarak, modernizmin kırılmasına neden oldu. Postmodern anlayışa göre kesin, genel ve belirli bir amaca dönük doğru yoktur. Her insanın kendine göre doğruları vardır. Dış gerçeklik nesnel ve belirli kalıplara göre oluşturulan gerçekliği esas alan epistemolojik yaklaşımlar yerine gerçeğin çoğulculuğu ve belirlenemezliği vurgulanır. Postmodernizmde "evrensel ben" yerine "yerel ben", birlik ve tutarlılık yerine çelişki ve farklılık öne çıkıyor. Kanun yapma ve uygulama sürecinde uzmanlar, hukukçular, siyasi elitler rasyonelleştirme çabaları ile hukuku bürokratik, genelleştirici, biçimci hale getiriyor. Postmodernizm, hukukun bürokratik ve şekilci olmaktan çıkartılarak insani değerlere, düşüncelere açık olmasını, hukukla muhatap olanların kişisel deneyim, tecrübe ve algılama seviyesine değer verilmesini talep ediyor. Başka bir deyişle hukuk, genellikten bireyciliğe dönmelidir.
Modern öncesi dönemde hukukun, din ve geleneğin bilgiye bakışını yansıttığı bir gerçektir. Hukuk kuralının kutsallığı ile bilginin kaynağının kutsallığı arasında sıkı bir ilişki vardır. Modern zamanlarda bilginin objesindeki değişim hukuka yansıyarak, hukukun kutsala yaslanmadığı ve kutsalı çağrıştırmadığı kabul edildi. Bilginin laikleşmesi, hukukun da laikleşmesini doğurdu. İster postmodernizm densin isterse çoğulcu modernizm, bilginin bağlama noktasının kaybolmasının ardından hukuk, bireyin din ve geleneklere de ters düşen felsefi üretimini koruma altına alındı. Atomize olmuş bireyler sayesinde modernizmin küresi çatlamaya başladı. Bu ister zafer olsun ister hüsran, fail hukuktur.

CENGİZ OTACI: Hâkim