Hürriyetin büyüklüğü

Çarşamba günü Hürriyet gazetesinin yüzünü çatan, manşetini atanlar, büyük olasılıkla milletin tüylerini ürpertecek, infiale yol açacak bir haber patlattıklarını düşünüyordu. Manşet, "Boğaziçi'nde Tuhaf Şov" idi. Manşetin yanında "Meksikalı öğrenciler için türbanlı, peşmergeli, Kürtçe ilginç şov" yazıyordu. Anlayana!
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

Çarşamba günü Hürriyet gazetesinin yüzünü çatan, manşetini atanlar, büyük olasılıkla milletin tüylerini ürpertecek, infiale yol açacak bir haber patlattıklarını düşünüyordu. Manşet, "Boğaziçi'nde Tuhaf Şov" idi. Manşetin yanında "Meksikalı öğrenciler için türbanlı, peşmergeli, Kürtçe ilginç şov" yazıyordu. Anlayana!
Buradaki 'ilginç' sözcüğü, külyutmaz bir mermer kafanın kibarlığı elden bırakmama gayretinden başka bir şey değildi elbet. Çünkü alt manşetin de (BÜ'de Meksikalı öğrenciler için düzenlenen gösteride, peşmerge kıyafetli Folklor Grubu Kürtçe şarkılar eşliğinde dans etti, türbanlı bir kız elektrogitar çaldı) işaret ettiği, korkunç bir bölücü parçalayıcı sinsi ve şeni' planın uygulamaya sokulmuş olduğunu tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde gözler önüne seriyordu. Hele o fotograf. Türbanlı bir genç kızın elektrogitar çalarken çekilmiş fotografı da "e, pes artık" dedirtmeyecekse onca yılın 'amiral gemisi'nin mürettebatı hiçbir şey bilmiyor demekti.
Hürriyet'in Boğaziçi Üniversitesi hakkında sayfalara gömülü 'ŞOK!' efektleriyle süslediği muhtıra, Genelkurmay'ınkinden farksızdı.
İç sayfada "Boğaziçi'nin Türkiyesi" başlığı kullanılmış, "peşmerge kıyafetlerine benzer kostümlü/ modernize edilmiş peşmerge kıyafetleri" giysisiyle dans eden bir kızın üstüne "Böyle tanıttılar" yazısı atılmıştı.
Bu arada kızın büyük fotografının sırtına bir haber dayanmıştı. "PKK mayını: 2 şehit daha". Nasıl aynı sayfada yine kullanılan Boğaziçili türbanlı kız resminin hemen altına "Yine Denizli.. Bu kez YİBO 'Namaz Hocası' ve üç yaşında başı bağlı bir kız bebek fotografı konulduysa.
Boğaziçi Üniversitesi, üniversiteliğini bilen bir kurum olarak kalmaya çalışıyor. Günahı bu. Orhan Pamuk'un fahri doktora almasının ertesi günü, rektör Ayşe Soysal'ın da açıkça hedef gösterilerek saldırıya uğramasındaki tesadüf payını hesaplayacağız da ne olacak? Durum, açıktır.
Basınımızın amiral gemisi, Genelkurmay'ın dümeninde hizaya girmeyen bir kurumu uyarıyor. Bütün okurları ve okumazlarının önünde ağır bir muhtırayla uyarıyor hem de. Magazin Servisi imzasıyla yayınlanan haber, tam da televizyondaki dedikodu programları amiyâneliğine boyun eğen okurları hedefleyerek devletin en derin ve sarsılmaz yüreğinin bekçiliğini üstleniyor. Doğal olarak anahtar kelimeleri namütenahi serpiştirerek bir 'şok' etkisi yaratma gayreti içinde. Bundan onlarca yıl sonra arşivleri karıştırırken bu tarihi haberle karşılaşanlar, memleketin bütün baskı ve direnç noktalarını, güç dengelerini sağlam bir liste halinde çıkarabilir. Ama dönemin amiral gemisine basın dili adına nasıl bir puan verir, bilemiyoruz.
Folklor grubu, sahneye Roman oyunlarıyla çıkmış. Diğer bütün kurumlar ve vatandaşlar gibi 'Türkiye'yi tanıtmakla yükümlü' ve bu konuda kırmızı çizgileri ihlal etmeyi aklından bile geçirmemesi gereken folklor grubunun hıyaneti daha ilk adımında kendini gösteriyor. Çingene dansıyla sahne almak ne demek? Akabinde, "programını modernize edilmiş peşmerge kıyafetleriyle sürdürdü. Sembolik Nevruz ateşinden atlayan öğrenciler, Kürtçe şarkılarla halay çekti." Kürt varlığı ve Anadolu kültüründeki yerinin yok sayıldığı onlarca yıl geçirdik. Kürtçenin sırtlan soluğu gibi iğrenç ve tehlikeli bulunduğu, Türkçe bilmeyen yaşlıların devlet dairelerinde, hapisane ziyaretlerinde dipçiklendiği günlerden de geçtik. Kürtçenin nispeten daha özgürce VAR sayıldığı zamanlara geldik sonunda. Hayır, yanılıyormuşuz besbelli.
Daha sonra Ahmet Kaya şarkılarının da yer aldığı bir slayt gösterisinden bahsediliyor. Yine magazin gazetecilerinin bir gecesinde hepimizin gözleri önünde linç edilip kalbi düş kırıklığına ve hasrete dayanamayarak usulca gidiveren Ahmet Kaya ile de kimilerinin dertlerinin bitmemiş olduğu anlaşılıyor. Besbelli o şarkılar da toptan yasaklansa hiç fena olmayacak.
Haberin vurucu noktalarından biri de o slayt gösterisinde "ağzı bandajlı, başı türbanlı bir kızın", altında 'Okuma hakkımı istiyorum' yazan bir resminin gösterilmiş olması. Hâlâ sırtınız ürpermedi, tüyleriniz diken diken olmadıysa basbayağı duyarsız olmalısınız. Hem duyarsız, hem sorumsuz.
Amiralin gemisine bakacak olursak tuhaflık bu ya, bir türbanlı öğrenci de gitar çalmış. Türbanlılar evlerine kapanıp perde arkasından dünyayı gözetlesin, hiçbir yere sokulmasın, vitrinimizin önünde durmasın, imajımızı bozmasınlar. Türbanlı bir kızın üniversiteye de, gitara da hakkı yoktur.
Biz bu tartışma da kimin lehine olduğu muğlak bir orta yerde iyi kötü konumlandırıldı sanıyorduk. Yanılmışız. Türbanlı genç kızlar ortalıkta görünmek ve hayata katılmak şeklinde uygulanan bir tedhiş hareketini sürdürüyormuş meğer. Onlar en büyük tehditmiş hâlâ.
Ve sonunda, bunca bölücülüğe, vatan hainliğine 'ne var bunda?' diyecek sorumsuz vatandaşlara, sözde Türklere son kart çekiliveriyor: "Gösteride transseksüeller de temsil edildi."
Bir bilim kurumunu magazin servisinin eline teslim edip işini görüverme çabası, hiçbir anlamda ahlâki değildir. İntihalci, ittihatçı dizi dizi bilim insanı ufkumuza gerilirken bu çaba da ortak programın bir veçhesi anlaşılan.
Büyük gazetenin böyle bir manşeti körük edip yangına gitmesinin hiç hayırlara alamet olmadığını biliriz. Genelkurmay'ın ve uzatmalı Cumhurbaşkanımızın 'Cumhuriyetin en büyük tehdit altında olduğu' bir dönemden geçtiğimiz inancını paylaşıyor, bu konuda üstüne düşen ihbar, karalama, listeleme faaliyetine atılıyor demek ki.
O da, yine yukarıdaki kurum, kişiler ve birkaç benzerinin isteklerini paylaşarak toplumca yine başa, sıfır noktasına; Kürt'ün kardaki ayak sesi olduğu, kahpe Ermeni dölü olduğu, Ahmet Kaya'nın henüz katledilmediği, basının andıç yolunda kestiği başlardan henüz pişmanlık duymadığı, transseksüellerin Hortum Süleyman'ın elinde ağır işkence gördüğü, türbanlıların belirli semtler dışında hayatın hiçbir alanında görünür olmadığı günlere dönelim istiyor.
Şimdilik, türbanlılara izin veren, Pamuk'a fahri doktorluk unvanını sunan Ayşe Soysal'ın başını alarak başlayabiliriz, öyle mi?
Magazinden ya da haber servisinden basın emekçisi arkadaşlar. Yanlış yoldasınız. Faşizmin atağa geçtiği, yol alacağı düşünülen devirlerde heyecanınıza gem vurun, kolaya kaçmayın. İleride basın tarihine böyle bir manşetle yazılmayı kim ister?
Son sözü BÜFK'e (Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü) bırakmaz farz oldu:
"14 Mayıs pazartesi günü Meksika Kültür Bakanlığı'nın Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) işbirliğiyle düzenlendiği Meksika kültür etkinliği kapsamında, 'Centro Universitario de Integracion Humanistica' Meksika Devlet Üniversitesi Meksika'nın yöresel kıyafetlerinin sergilendiği bir etkinlik düzenledi. Bu etkinlik kapsamında BÜFK olarak bu seneki 'Hepimiz' adlı dans-müzik gösterimizden iki sahne sergiledik. Ancak, yapılan etkinlik bazı basın-yayın organlarında amacı ve içeriği çarptırılarak, içermediği temsiller ve anlamlar yüklenmiş bir biçimde haber konusu yapılmıştır.
Folklor Kulübü, BÜ'nün kültür-sanat faaliyeti yürüten en köklü kulüplerinden biridir. BÜFK'ün temel amaçları arasında Anadolu ve çevresindeki farklı sosyal grupların kültürlerinin araştırılıp incelenmesi, dans ve müziklerinin birer sahne sanatı olarak yeniden ele alınması ve alternatif gösteri formlarının oluşturulması yer almaktadır. 1958 yılında kurulan kulübümüzün gösterilerinin temel dramaturjisi-vurgusu çeşitli kültürlerin ve kimliklerin farklılıklarıyla barış içinde birarada yaşayabilmesidir.
Bu seneki gösterimizde de bu dramaturjiden yola çıkarak Rum, Alevi, Çingene, Kürt, Ermeni dans ve müziklerini kültürel çoğulcu bir perspektifle 'Hepimiz' adlı dans-müzik gösterimizde ele almaya çalıştık. Bilindiği gibi her dansın ait olduğu kültüre özgü bir formu vardır ve BÜFK olarak yaptığımız alan araştırmaları sonucu dansın karakterini yansıtmaya özen göstermekteyiz. Örneğin haberde de belirtildiği gibi 'halay dansları'nı, halay formunda icra etmeye özellikle dikkat ediyoruz. Yaptığımız bu etkinlik, eğitim-araştırma prodüksiyonu olmakla birlikte, bir kültürü ya da bölgeyi tanıtım amacı gütmeyerek, Türkiye insanının 'barış içinde, birarada yaşama' temasıyla hazırlanmıştır.
Gösterimizin ismi, temsil ettiği çeşitliliği yansıtacak biçimde Kurmanc, Zaza, Rumca, Çingenece, Ermenice, Türkçe olarak altı dilde yazılmıştır. 'Hepimiz'in dramatürjisi sahne aralarında yer verdiğimiz çeşitli kesimlerden insanların hayatlarından fotoğraflar ve müziklerle (rap, arabesk, halk müziği, pop vb.) zenginleştirilmiştir. BÜFK olarak, alışılmış ekip formatının dışında sahne sanatlarında farklı disiplinleri biraraya getirmekteyiz. Bu doğrultuda fiziksel aksiyon çalışmaları yapmakta ve kostüm, ışık, jenerik gibi diğer sahne bileşenlerinden, icracıların iç aksiyonunu arttırmak ve atmosfer kurmak amacıyla faydalanmaktayız. Bu bileşenlerin dans-müzikle bütünleşmesini hedefleyen eğitim çalışmalarının ürünü olarak her yıl 80 kişilik kadroyla alanında avangard sayılan çalışmalara imza atmaktayız.
Akademik alanda dünyanın sayılı üniversiteleri arasında olan BÜ, farklılığını ve başarısını özgürlükçü ortamından güç alarak sürdürmektedir. Folklor Kulübü'nün çalışmaları da bu geleneğin bir parçası olup kapsayıcı, barışçıl ve bütünleştiricidir. 1991 yılından bu yana aynı dramaturjiyle seyirci karşısına çıkan BÜFK'ün şu dönemde bu kadar gündem olmasının tesadüf olmadığının farkındayız.
Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve BÜFK üyeleri olarak hepimiz, bu ülkede yaşayan insanların gelenek ve kültürlerine saygı duymaya herkesi çağırıyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü"