Huysuz ve inatçı ihtiyar!

Huysuz ve inatçı ihtiyar!
Huysuz ve inatçı ihtiyar!

Pelin Esmer?in ?11?e 10 Kala? filminde gerçek amcası Mithat Esmer ve Nejat İşlerbaşrolde.

Pelin Esmer'in '11'e 10 Kala'sı, bencil ama sevimli bir koleksiyoncunun kendi dünyası ile onu çevreleyen "gerçek" dünya arasındaki uçurumdan dem vuruyor
Haber: ASLI DALDAL / Arşivi

Derviş Zaim, Nuri Bilge Ceylan gibi isimlerden sonra Boğaziçi Üniversitesi’nin sinema camiasına kattığı yeni yetenek Pelin Esmer, uzun süredir beklenen son filmi 11’e 10 Kala ile nihayet takipçileriyle yeniden buluştu. İşletme mezunu Zaim’in hem art hem pop olabilme başarısına, mühendis Nuri Bilge Ceylan’ın müthiş fotografik kurgulamalarına, sosyolog Esmer’in zengin insan merakı ve gözlemciliği de eklendi. Başarılı ilk filmi Tabutta Röveşata’da orta kantin ahalisinin Hisar maceralarını anlatarak Boğaziçi “ghettosuna” göz kırpan Zaim’in tersine, Pelin Esmer mezun olduğu camiaya kütüphane taraflarından bakmış. Görünen o ki çok da doğru yapmış.
Fazla çelme yemeden kurtlar sofrasından sıyrılıp tepelere gelebilmek, hele ki sinema gibi erkek egemen bir yapı içerisinde neredeyse falsosuz yapıtlar ortaya koyabilmek günümüz Türkiye’sinde hiç kolay değil. Esmer’in bunu başarmasında, müthiş azminin yanı sıra sağlam entelektüel altyapısı ve dünyadaki trendleri doğru takip etmesi de rol oynamış. 2005’te çektiği Oyun’da görsel antropolojinin oldukça yaygın olarak kullandığı “sıradan insanların kendi hayatını aktarması” fikrinden yola çıkmış ve Mersin’in ücra bir köyüne odaklanmıştı. Köylü kadınların kendi hayatlarını anlatan bir tiyatro oyunu yapma çabasını anlatan film, hem antropolojik özgünlüğü hem de belgesel ve kurmacayı birleştiren yapısı ile dikkat çekmişti. 11’e 10 Kala da benzer bir insan merakını, bu sefer daha sinematografik bir çerçevede kurguluyor. Esmer’in kendi amcası Mithat beyi merkeze aldığı film, oldukça bencil ama bir o kadar da eksantrik ve sevimli bir koleksiyoncunun kendi dünyası ile onu çevreleyen “gerçek” dünya arasındaki uçurumdan dem vuruyor. Evinde kimseye elletmediği koleksiyonu ile başbaşa yaşamaktan başka hiçbir arzusu olmayan ihtiyar koleksiyoncu, deprem yüzünden apartmanı boşaltmak isteyen komşuları ile ters düşer. Klasik tür sinemasında artık bir özel isim edinmesi gereken bu “sığınağını elletmemek için canını dişine takma” durumuna kendince biçimler veren ihtiyar, sonunda kapıcısıyla ahbap olur. Kendisi öldükten sonra çöpe gideceğini bildiği halde, sahaf açmak isteyen işsiz yeğeni ile koleksiyonunu paylaşmak istemeyen Mithat bey, fazla da ince düşünmek gereği duymayan, yaşam kavgasındaki güleç kapıcısına en kıymetli parçalarını fark etmeden kaptırır. 

Diğer inatçı ihtiyarlar
Esmer, 11’e 10 Kala’da kolay tüketme eğilimindeki kitleye fazla da seyir zevki vaat etmeyen bir ihtiyarı konu edinerek büyük bir risk almasına rağmen, 120 dakika tempoyu düşürmeden ilgiyle izlenebilir, hem sinemasal hem de dramaturji açısından çok başarılı bir filme imza atıyor. Hem Mithat Esmer’in kendisinden beklenmeyen performansı hem de kapıcı rolünde (biraz fazla yakışıklı ve parlak kalmasına rağmen) sürükleyici bir portre çizmeyi başaran Nejat İşler’in karizması, bunda büyük rol oynuyor. Belli bir sinemasal birikime de göz kırpan film, özellikle iki “ihtiyar” filminden olumlu bir esin almış görünüyor: Vittoria De Sica’nın savaş sonrasında kaldığı pansiyondan atılan ihtiyar Umberto D’yi anlattığı 1952 yapımı filmi ve Nuri Bilge Ceylan’ın Mayıs Sıkıntısı. Umberto D de aynı Mithat bey gibi evinden atılma korkusuyla kendine yeni bir kapı arayan, biraz da bencil bir ihtiyardır. Fazla arkadaşı yoktur ve hizmetçi kız Maria ile kurduğu dostluk da, kendisinden daha zor durumdaki hamile Maria’ya fayda getirmez. Gene de büyük bir yaşama azmi olan Umberto D öldürmeye kıyamadığı köpeği ile hayata tutunur. Mithat bey de aynı yaşama azmine sahip, Umberto D’den sosyal ve ekonomik olarak biraz daha şanslı ama gene de yuvasız kalmaya mahkum bir kişilik. Kendisi ile aynı kaderi paylaşan ama aslında kendisinden çok daha zor durumdaki Ali ile kurduğu dostluk ona güç verir. Ancak bu sefer Ali, hamile bir İtalyan kızcağız değil, uyanık bir Türk kapıcısıdır ve kendi yolunu bulmayı bilir. Mayıs Sıkıntısı ile ortaklık da özellikle filmin düğüm noktalarında karşımıza çıkar. Sade anlatımın biraz tempo bulduğu yegane çelişki olan kadastrocuları bekleme takıntısı ile eyleme geçen Emin baba gibi, Mithat beyi de (ve filmi) harekete geçiren belediyecilerin gelme korkusudur. Tüm hayatlarını özetleyen tutkuları için her şeyi feda etmeye hazır inatçı ihtiyarlar, ailelerine kök söktürmelerine rağmen geri adım atmazlar.
Filmin bütün olumlu özellikleri yanında kişisel olarak bana biraz hayal kırıklığı yaratan iki yönünü de burada kısaca belirtmeden geçemeyeceğim. Öncellikle 11’e 10 Kala’nın ani gelen nihilistik finali, filmin bütününe sinen o sonsuzluk arayışı, genelgeçer olana aldırmamazlık hissiyatı ile kanımca derinden çelişiyor. Bir de koleksiyoncu Mithat beyin yaşamına anlam katan birikimleri kurtarma çabası anlatılırken seyirci hiç bu koleksiyonun içine sokulmuyor. O gazeteler, objeler, mektuplar birer kağıt yığını ya da koli muhteviyatından ibaret. Belki de filmin bütününü bozmayacak sade bir formülasyonla -aynı Peter Greenaway’in yapmayı pek sevdiği gibi-, bu koleksiyondaki objeler biraz canlanabilir ve “kendilerini” anlatabilirlerdi. Öte yandan İstanbul’un da -arka plan olarak bile- fazlaca değerlendirilmediği film belki de (Onat Kutlar’ın deyimiyle) “filim-kilim” kolaycılığına kaçmak ve bu sayede oryantalist merakları uyararak ödül kapılarını zorlamaktan da kaçınmış olabilir. Her hâlükârda Pelin Esmer 11’e 10 Kala ile ben buradayım diyor ve yeni sinemacılar arasında hak ettiği yere ulaşıyor.