Hüznün tekinsiz suları

Ortadoğu'da yaşanan vahşet, yoksulluk, işsizlik, doğanın mahvolmuş dengesi; buralarda bir de hain suikastlar, Güneydoğu'da artık "olağan"laşan kadın intiharları, töre cinayetleri ve daha fazlası.
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

Ortadoğu'da yaşanan vahşet, yoksulluk, işsizlik, doğanın mahvolmuş dengesi; buralarda bir de hain suikastlar, Güneydoğu'da artık "olağan"laşan kadın intiharları, töre cinayetleri ve daha fazlası. Modern hayatın bireyi içine ittiği yabancılaşma ve kıstırılmışlığın şiddeti katlanarak artarken, özellikle şu son 10 yılda bir utanç zamanına dönüşmüş evrensel buhranın sarmalı içinde, ancak sanat bazen zırhlarımızı düşürebiliyor, gündeliğin telaşı içinde unutulmuş duyarlılıklarımızı önümüze koyuveriyor. Sanatın bu neredeyse uhrevi gücünün, en büyülü ve tarife gelmez olduğu alan da müzik muhtemelen.
Bazı müzikler sanki başka bir boyuttan, varlığı bilgiyle değil sadece sezgiyle çözülebilecek çok uzak bir alemden geliyor kulağımıza. İşte bunlardan biri olan Will Oldham'ın sesi, ilk kez 1992'de ABD'nin Kentucky eyaletinin Louisville şehrinde kurduğu Palace Brothers grubuyla duyuldu. Grup, 1993'te 'There Is No One What Will Take Care of You' adlı albümde country müziğine getirdiği özgün yaklaşımla dinleyiciyi melankolinin tekinsiz sularında karanlık yolculuklara çıkarırken, Oldham'ın kariyeri boyunca kimliğinin bir parçası olacak esrarın da haberini veriyordu. Kimin eseri olduğu açıkça belirtilmemiş o albümden bugünlere, Oldham pek çok farklı isimle albümler yapacak ve dinleyicilerinin kafasını karıştırmaktan özel bir haz alacaktı.
Country ve indie'nin uyumu
Bir sene sonra gelen topu topu 27 dakika uzunluğundaki 'Days in the Wake', Oldham'ın akustik gitarının kederli tınlamalarına adeta ağıtlarla eşlik eden sesiyle, Palace fenomeninin habercisiydi. 1995'de Palace Songs olarak çıkardıkları 'Hope'da önceki albümlerde yer yer kasıtlı biçimde çiğ bırakılmış vokallerin yerini daha rafine bir ton ve özenli düzenlemeler alıyordu. 'Viva Last Blues' (1995) 'New Partner' gibi unutulmaz parçalarla Oldham'ın Amerikan folk müziğine getirdiği benzersiz yaklaşımın veriminin kayda değer bir örneği olarak dikkat çekti. 1996'da Palace Music adı altında çıkan 'Arise, Therefore' Oldham'ın orta-batı Amerika'nın müzikal mirası, Tanrı vergisi şaireneliği ve indie rock'ın esnek müzikal olanaklarından yararlanmaktaki becerisinin yine başarılı bir örneğiydi. Bu bir önceki albüme göre daha sessiz ve yumuşak bir albümdü.
"Bir karanlık görüyorum"
Henüz kanı kurumamış bir yaranın acısının sert piyano tuşelerinden yansıyan sessiz bir kavgazanlığa gizlendiği açılış parçası 'O Let it Be', döngüsel melodisinden klostrofobik bir kasvetin yansıdığı 'New Gypsy', akustik gitardan ağırbaşlı bir hüznün aktığı 'Apocolypse, No!' gibi parçaların karanlığını; 'Antogonism', 'Rider', 'I am Still What I Meant to Be' gibi şarkılardaki kendiyle barışık hüznün dengelediği mükemmel bir albüm olan 'Joya' (1997) Will Oldham'ın kendi ismi altında çıktı. Bir yıl sonra da yine kendi ismi altında çıkardığı EP 'Western Music' geldi.
Oldham aynı yıl içinde, Palace projesinden bir süre uzaklaşarak, Bonnie "Prince" Billy (Bonny Billy) takma adı altında 'Black Dissimulation' adlı bir albüm çıkardı. Hemen bir yıl sonra gelen 'I See a Darkness' (Bir Karanlık Görüyorum) özellikle albüme adını veren parçayla Oldham'ı yaratan albümlerden biri oldu. Bonny Billy'nin Marquis de Tren'le birlikte kaydettiği ve Hint şair Tagore'nin şiirlerini Mick Turner'in minör akorları üzerine okuduğu 'Get on Jolly'nin (2000) ardından gelen 'Ease Down the Road' (2001) 'May It Always Be', 'Grand Dark Feeling of Emptiness' gibi parçalarla dikkat çekiyordu. Bir yıl sonra çıkan 'Master and Everyone' Oldham'ın Bonny Billy zamanlarının en iyi örneklerinden biri olarak yer aldı.
Sonu gelmeyen üretkenlik
Palace'ın 2004 tarihli projesi, Rotterdam'daki deniz işçileriyle ilgili bir belgesel için yapılmış 'Seafarers Music', dört akustik estrümantal parçadan oluşuyordu. Aynı sene içinde, Bonnie "Prince" Billy 'Sings Greatest Palace Music' adı altında bir toplama albüm çıktı. Lambchop'un memleketi Nashville'de bir stüdyoda Music City müzisyenlerinden efsanevi Hargus "Pig" Robbins, Stuart Duncan ve Eddie Bayers gibi kişilerle biraraya gelerek Palace projesinden 15 parça kaydettikleri bu albümde, şarkıların bu kayıtları yer yer orijinallerinin cilalı halleri olarak yer almıştı.
Bonny Billy'nin daha önce Chavez ve Zwan'da yer almış Matt Sweeney'le ortak albümü 'Superwolf' (2005), her ne kadar albüm kitapçığında müzikler Sweeney'ye, sözler de Bonny Billy'ye ait diye yazsa da, 'Ease Down the Road' ve 'I See a Darkness' gibi albümleri andıran bir albümdü. Aynı yıl içinde, yine Matt Sweeney, David Bird ve Pink Nasty gibi müzisyenlerin eşlik ettiği ve 'I See a Darkness', 'Death to Everyone' gibi parçaların dinlemeye değer canlı yorumlarının yer aldığı 'Summer in the Southeast' geldi.
Zorlu bir randevu
Bonny Billy geçtiğimiz yıl Tortoise'le ortak bir proje olan ve Tortoise'in dijital soundu'yla Oldham'ın karakteristik vokallerinin 'Thunder Road' gibi parçalarda bilim-kurgu filmlerine yakışacak cinsten dijital bir dokunaklılığa ulaştığı 'The Brave and The Bold'un dışında, 'The Letting Go' adlı bir albüm çıkardı. 'Master and Everyone'dan sonra gelen bu ilk solo albümde, Faun Fables'dan Dawn McCarthy'nin armoni aranjmanları bu sefer çok daha etkili olurken; o albümün minimal soundu'nun bir hayli uzağında, gösterişli bir albüm olan 'The Letting Go' Bonny Billy'nin en iyi albümlerinden biri olarak kabul gördü.
Oldham'ın, birçok seneye birkaç albüm birden sığdırsa da kendini tekrara düşmemeyi başardığı bu dopdolu diskografisi, neden alternatif country'nin itibarının son 10-15 yıl içindeki artışının en önemli aktörlerinden biri olduğunu gösteriyor. Bu önemli müzisyeni 9 Şubat'ta Cemal Reşit Rey'de dinleyebilecek olmak buralardaki pek çok kişi için bir hayalin şaşkınlık verici biçimde gerçekleşmesi demek. Bir ömür sürecek birlikteliklerin gündelik hayatın konforlarına karşılık takas ediliverdiği, anlamını zorluğundan alan en değerli duyguların bir çırpıda ezilip geçildiği bir zamanda, o koltuklarda oturup kapanmayan yaralardan, unutulmayan hatıralardan, günahlardan, pişmanlıklardan böylesine cesurca bahseden birinin söylediklerini, tüm ruhuyla duymak için dinleyecek kaç kişi olacak acaba?
9 Şubat 2007, Cuma 20.30, CRR. Bilgi için 0 212 232 98 30 www.crrks.org http://www.crrks.org