İki büyük parti ve Kürt sorunu

İki büyük parti ve Kürt sorunu
İki büyük parti ve Kürt sorunu

CHP Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu.

CHP'nin Kürt sorununa çözüm önerileri, AK Parti ve CHP'nin beraber hareket etmesi ve birlikte toplumsal desteğe yanıt vermesi için önemli bir fırsat
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

PKK saldırıyor, kara harekatı başlıyor, gencecik insanlar ölüyor. Endişeler, korkular, kızgınlıklar artıyor. İspanya’da ETA silah bırakırken, biz hâlâ ölümlerin acısıyla yaşıyoruz, Kürt sorununu demokratik müzakere sürecine sokamıyoruz. Sözün bittiği yerde değil, tam da aksine sözün, müzakerenin ve barışın silahın yerini alması gerektiği bir kavşak noktasındayız. Hepimize sorumluluk düşüyor. Şiddeti “ama”sız reddetmeliyiz. Şiddete, silaha, dışlamaya net tavır almak için, kutuplaşmayı ve tek boyutlu bakışı reddetmeliyiz. Kürt sorununu partiler-üstü bir sorun olarak görmeliyiz ve çözüm için birlikte hareket etmeliyiz. 

Halk önde
Siyaset alanı ve medya bu gerçeği hâlâ görmüyor. Kutuplaşma, siyasi nema, reyting ve tek-boyutlu bakış bu alanlara hâlâ hakim. Hatta demokrat pozisyon alarak demokratik-barışçıl çözümü destekleyenler arasında bile, “anti- AKP ” ya da “anti-BDP” tavır hâlâ çok güçlü. Anti-AKP pozisyon alanlar, ölümlerde bile “ama’sız net tavır” alamıyorlar. Anti-BDP tutumlular ise, savaş söylemini sürekli seslendiriyorlar. Bu olumsuzluğa karşın, bugün, iki olumlu ve çok önemli gelişmeyi de yaşıyoruz. Türk’ü, Kürt’ü ve diğer farklı kimlikleriyle, bu ülkenin vatandaşları olarak çoğumuz, silahların susmasını, demokratik çözümü ve barışı istiyoruz. PKK’nın Çukurca baskını sonrası ve Van depreminde, sosyal medyada ve bazı medya programlarında giderek artan ve kabul edilemez boyuttaki “ırkçı ve nefret dili” çok büyük sorun. Ama toplumun çoğunluğu çözüme, müzakerelere, barışa ve yeni anayasaya destek veriyor. Halk, siyasetin ve medyanın önüne çoktan geçti. Benzer şekilde parlamentoda da, yeni anayasa süreci, anayasa hazırlık komisyonu ve BDP’ye yaklaşımda olumlu bir tavır var. Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in söyleminde ve partilerin anayasa hazırlık komisyonuna yaklaşımında bu olumlu tavrı gözlemliyoruz. Ama, aynı tutum maalesef AK Parti, CHP , MHP ve BDP arasındaki ilişkilerde yok. Bu partiler, geçmişe göre daha olumlu bir hareket tarzı içinde olsalar dahi birbirlerine karşı dışlayıcı bir tavır içindeler. Silahların susması, şiddetin durması ve demokratik çözüm için olması gerektiği gibi davranmıyorlar. 

AK Parti ve CHP birlikte?
Hükümeti ve muhalefet partileriyle bütün siyasi partilerin sözün bitmemesi, müzakerelerin devam etmesi, çözüm sürecinin şiddete karşı galip gelmesi ve halkın verdiği desteğe doğru yanıtı vermek için, parlamentonun bugünkü uygun ve olumlu yapısını ciddiye almaları ve birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Özellikle AK Parti ve CHP arasında doğacak bir işbirliği, birlikte hareket etme iradesi ve bu iradenin net olarak gösterilmesi, çok yararlı olacaktır. Bu iki parti, yüzde 76 temsil kapasitesine sahip. AK Parti, Türkiye’nin son dönemdeki dönüşümünün ana aktörü, CHP ise Türkiye modernleşmesinin ve devlet aklının uzun süre ana aktörü oldu. Dahası, 2002-2009 Deniz Baykal yönetimindeki CHP ile, tüm sorunlarına rağmen, bugün Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP arasında önemli farklar var.
CHP’nin yayımlanan “sekiz maddelik Kürt sorunu çözüm önerileri”, bu farkın bir göstergesi. Bu önerilere geçmeden şu noktaları vurgulamak istiyorum: CHP’nin Kürt sorununa çözüm önerileri, AK Parti ve CHP’nin beraber hareket etmesi ve birlikte toplumsal desteğe yanıt vermesi için önemli bir fırsattı. Ama, baştan söylemeliyiz ki, bu önerilerin CHP tarafından parti politikası olarak kabul edilmesi, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından güçlü şekilde desteklenmesi ve partinin diğer üyeleri tarafından da içselleştirilmesi gerekiyor. CHP, sıklıkla, yapmış olduğu çok önemli bir önerinin arkasında durmuyor, hatta yaptığı öneriye zıt açıklamalarda da bulunabiliyor. Bu yönde örnekler az değil. Bu da, CHP’nin toplum tarafından algılanmasında güven sorunu yaratıyor. Eğer CHP bu sefer tutarlı ve net davranırsa, önerdiği çözüm önerilerini sahiplenirse ve bu öneriler temelinde AK Parti’ye Kürt sorununun çözümü sürecinde destek verirse, hem doğru olanı yapacak hem de siyasi alanda çok önemli bir açılım yaratacak. 

Tanrıkulu’nun raporu
CHP Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu tarafından hazırlanan rapor, sekiz ciddi ve tutarlı çözüm önerisini içeriyor: 1- Eşit anayasal vatandaşlık/yeni ve demokratik bir anayasa. 2- Hakikatlerin araştırılması/ faili meçhul cinayetlerin ortaya çıkartılması. 3- Temsilde adalet ve siyasal yaşama (kendi kimliği ile) katılım/ seçim barajı ve siyasi partiler yasası. 4- Anadil sorunu/anadilin öğretilmesi ve eğitimi/ anadilde eğitim. 5- Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü. 6- Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve yetki ve sorumluluklarında karar alma iradelerinin/özerkliklerinin genişletilmesi. 7- Köy koruculuğunun kaldırılması. 8- Şiddet, terör ve çatışma ortamının sona erdirilmesi. Bu öneriler, eğer CHP ve Kılıçdaroğlu tarafından bir parti politikası olarak yaşama geçirilirse, CHP’nin AK Parti’ye destek verme teklifinin hem içi doldurulacak hem de AK Parti’nin bu teklifi kabul etmesi gerekecektir. AK Parti üzerinde bu yönde toplumsal baskı doğacaktır.
CHP’nin bu önerileri, Kürt sorununa demokratik çözümün, Başbakanın önerdiği “siyasetle müzakere”nin, parlamentonun çözümün ana mekanı olmasının ve şiddete karşı güçlü siyasi iradenin önünü açacaktır. Bu öneriler, aynı zamanda, yeni ve demokratik anayasa sürecinin güçlenmesini sağlarken, PKK’ya karşı AK Parti-CHP işbirliğinde güçlü bir siyasi iradeyi yaratacaktır. Bu irade, BDP ile konuştuğu ölçüde de, BDP’yi parlamentoda siyasi muhatap konumuna getirecektir. Böylece, siyasetin ve müzakerenin, şiddetin yerini alma olasılığı da doğacaktır. Tüm bu gelişmeler, yaşama geçirilebilirse, PKK’nın Kürt sorunundaki etkisinin azalmasına, silahların susmasına, parlamento ve kamusal alanda demokratik müzakereyle Kürt sorununa çözüm sürecine çok önemli katkı vereceklerdir. CHP’nin önerilerinin ve hükümete destek verme isteğinin yarattığı alanda ortaya çıkabilecek bir AK Parti-CHP birlikteliği ve bu birliktelik temelinde BDP ile dışlamadan konuşma, bugün kaçırılmaması gereken bir fırsat. Marmara depremi sonrası kurtarılan çocukların yüzlerindeki ifade ile Van depremi sonrası kurtarılan ama sonrasında kaybettiğimiz Yunus’un yüzündeki ifadenin benzerliği, başta siyasi partilere ve hepimize, bir taraftan ırkçı tepkilere ve söylemlere karşı çıkma, diğer taraftan da Türkiye’de barış içinde ve güvenli yaşama için çalışmak ödevini veriyor. Ahlaki benlik, bugün, bu ödevi birincil vazifemiz olarak kabul etmek anlamına geliyor. 

E. FUAT KEYMAN:  İstanbul Politikalar Merkezi, Sabancı Üni.