İki çekici Fransız

Sinemanın en gezginleri muhtemelen Fransa'dan çıkıyor. Ya da Anglosakson sinemacılar, Fransız starların karizmasından, cazibesinden yararlanmadan edemiyor.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Sinemanın en gezginleri muhtemelen Fransa'dan çıkıyor. Ya da Anglosakson sinemacılar, Fransız starların karizmasından, cazibesinden yararlanmadan edemiyor. Zira çoğu Fransız starının kariyerinde illa ki Britanya ya da Hollywood macerası oluyor. Bu hafta gösterime giren iki İngilizce filmde de Fransız oyuncular, Doğu Avrupalı karakterleri canlandırarak Anglosakson sinemasına sızıyor. Anthony Minghella'nın 'Breaking and Entering/Hırsız'ında oynayan Julette Binoche, bu yolda daha tecrübeli. 'Hannibal Rising/Hannibal Doğuyor'un Gaspard Ulliel'i ismi henüz yeni yeni duyulan bir yıldız adayı. Anthony Hopkins'in mükemmelleştirdiği Hannibal Lecter karakterinin gençliğini canlandırarak zorlu bir hamle yapıyor.
Juliette Binoche
Onu somurtkan olarak mı bilirsiniz? Aslında o idolü Marilyn Monroe'nun peşinden gidiyor, karakterlerinin hiçbirinin de hüzünlü olmadığını düşünüyor. Juliette Binoche, yüzü yıllardır Fransız sinemasıyla özdeşleştirilen oyunculardan. Ama yine vatandaşı Ulliel'e nazaran Anglosakson sinemasında da daha uzun bir geçmişe sahip. İlk İngilizce filmini 'Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'ni çekmesinin ardından 11 sene geçti. Uluslararası starlığını İngilizce bir filmle pekiştirmeden çok önce de Fransız sinemasının en büyüklerinden. Ona ilk Cesar'ını kazandıran André Techiné imzalı 'Rendez-vous/Randevu'dan beri ilk akla gelen Fransız yıldızlardan. Bu yıldızlıkta tabii bir süre gerçek hayatta da beraber olduğu yönetmen Leos Carax'ın payını es geçmemeli. Dönemin büyük güzel planlara ağırlık veren sinema hareketi 'Cinema du look'un aslarından Carax, bu şık estetiğe eşlik edecek suratı, Juliette Binoche'da buldu ve onu 'Mauvais Sang/Kötü Kan'da, kült 'Les amants du Pont-Neuf/Köprüüstü Âşıkları'nda yıldızlaştırdı. Binoche'un filmografisindeki İngilizce film bolluğu da muhtemelen Anglosakson sinemacıların, onun yıldız karizmasından yararlanmayı ihmal etmek istememesinden kaynaklanıyor. Philip Kaufman, Milan Kundera uyarlaması 'Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nde, Peter Kosminsky de bir başka adaptasyonda 'Wuthering Heights/Uğuldayan Tepeler'de oyuncuya yer verdi. Ama Binoche'un hafızalara kazındığı hali Krzystof Kieslowski'nin 'Renkler' üçlemesinin en popüler filmlerinden 'Mavi'de. Hatta reddettiği melankolik havasının müsebbibi de Kieslowski'nin bu başyapıtı. Zaten sonrasında William Hurt'le oynadığı, Chantal Akerman imzalı romantik komedimsi hikâye 'Un divan a New York/New York'ta Bir Çılgın'da komedi hevesini biraz doyurmaya çalıştı. Anthony Minghella'nın Oscar rekortmeni 'İngiliz Hasta'sında en iyi yardımcı kadın oyuncu kategorisinde ödülün sahibi oldu. Johnny Depp'li, Judi Dench'li 'Çikolata'yla, oyuncu bu sefer Oscar adaylığıyla yetindi. Uluslararası starlık, Binoche'un Fransa'yı ihmal etmesine de yol açmadı. Dört başı mamur tarihi macera 'Le Hussard sur le Toit/Damdaki Süvari'yle devam ettiği kariyerinde yine André Techiné'yle çalıştığı 'Alice ve Martin', Georges Sand'i canlandırdığı 'Le enfants de siecle/Aşkın Büyüsü', Patrice Leconte imzalı 'La Veuve de St. Pierre/St. Perre Duly'le ve hüzünlü komedi 'Decoulage Horaire/İki Yabancı'da, anadili Fransızcayla seyirci karşısına çıktı. Araya John Boorman'ın buralara gelmeyen Güney Afrika macerası 'In My Country/Ülkemde'yi de sıkıştırdı, böylece rol arkadaşları arasına Samuel L. Jackson'ı da ekledi.
Binoche ikidir, Michael Haneke'nin filmleriyle seyirci karşısına çıkıyor. 'Code Inconnu/Bilinmeyen Kod' ve 'Cache/Saklı', oyuncuyu seyrettiğimiz son filmlerden. Yönetmenleriyle en azından ikinci kere çalışmayı prensip edinmiş gibi görünen Binoche'un ona Oscar kazandıran Britanyalı yönetmen Anthony Minghella'yla tekrar biraraya geldiği 'Breaking and Entering/Hırsız' da bu haftadan itibaren gösterimde. Bakalım Doğu Avrupalı bir göçmeni canlandırdığı 'Hırsız'da rol arkadaşı Jude Law'la kimyası tutuyor mu?
Gaspard Ulliel
'Batman Başlıyor', adına uygun bir şekilde bizi yarasa adamın hikâyesinin başına götürdü. Son James Bond filmi 'Casino Royale' ajanın 007 olduktan sonraki ilk macerasını perdeye taşıdı. Kahramanların kökenlerine inmeye devam ediyoruz. Bu hafta sırada sinemanın gelmiş geçmiş en ünlü yamyamı Hannibal Lecter var. Litvanya doğumlu Hannibal'ın ne diye bu kadar canileştiğinin cevabını Peter Webber'in 'Hannibal Rising/Hannibal Doğuyor'unda öğreneceğiz. Başyapıt 'Kuzuların Sessizliği'nden beri Anthony Hopkins'le özdeşleştirilmiş karakterin gençliği, Macaulay Culkin ve Hayden Christiensen seçenekleri elendikten sonra 23 yaşındaki Fransız aktör Gaspard Ulliel'e emanet. 'Un long dimanche de fiançailles/Kayıp Nişanlı'da Audrey Tatou'nun yana yakıla aradığı Malech'ten, André Techiné'nin 'Les Égarés/Yoldan Çıkanlar'ında güven duyulması zor Yvan kadar geniş yelpazede genç karakterleri canlandırmış bir oyuncu. Şimdi listeye Hannibal Lecter'ı da ekleyince bu yelpaze epey genişledi.
Fransız sinemasının son dönem yıldızcıklarından Gaspard Ullielnin efsanevi vatandaşlarının yanına katılmaması için hiçbir sebep yok. Hem yakışıklı hem de tekinsiz bir havası var... Yani, çekici (bu kadın editörün katkısı...). 'Hannibal Doğuyor'da bu iki özelliğini de Hannibal Lecter karakterinin emrine vererek zor bir işin altından kalkıyor. Filmografisindeki karakter çeşitliliği, onu yönetmenlerin sık sık tercih edeceğinin habercisi. Ama sinemaya başladığında kafasında yönetilmek değil yönetmek varmış. Bu yüzden liseyi bitirir bitirmez sinema okuluna gitmiş. Ne var ki kısa filmler çekse de daha öğrencilik yıllarında kendini kamera karşısında bulmuş. Televizyonda irili ufaklı rollerden sonra 'Kurtların Kardeşliği'ndeki kısa süreli rolü, Michel Blanc'in dikkatini çekmiş. Oyuncunun ilk Cesar adaylığı, Blanc'in 'Embrassez qui vous voudrez'deki rolünden. Ertesi sene André Techiné'nin 'Yoldan Çıkanlar'ıyla yine aynı kategoride ödüle aday oldu. 'Kayıp Nişanlı'yla da Cesar'ı evine götürdü. Filmin Cesar'dan başka bir katkısı da dünya çapında şöhret. Ulliel'in sonraki iki filmi, 'Le dernier jour' ve 'La maison de Nina' buralara gelmedi. Ama çok yönetmenli 'Paris, je t'aime' Filmekimi vesilesiyle seyircisiyle buluşabildi. Filmin GusVan Sant tarafından yönetilen hikâyesinde Marianne Faithfull'la beraber arz-ı endam ediyor. Yurtdışında yine bu sene gösterime giren serüven filmi 'Jacquou le Croquant'da da başrolde. Kısacık kariyerinde Peter Webber'den Jeunet'ye usta yönetmenler, her biri rüyaları süsleyecek karakterler... Kariyerindeki bu şansı belki de boş zaman aktivitesiyle bağlantılı: "Poker oynamaya bayılıyorum. Tıpkı sinema gibi blöf yapmayı gerektiriyor."