İki çekirdekten yetişen orman

Çekirdek Sanatevi bir çocukluk düşüydü. Saf, içten, temiz, bembeyaz bir hikâyeydi. Ama aynı zamanda devrimci ve üretkenliği de önplanda tutan bir oluşumdu.
Haber: MERT EMCAN / Arşivi

Çekirdek Sanatevi bir çocukluk düşüydü. Saf, içten, temiz, bembeyaz bir hikâyeydi. Ama aynı zamanda devrimci ve üretkenliği de önplanda tutan bir oluşumdu. 12 Eylül döneminin travmatik ve kasvetli ortamında iki büyük ustanın tohumlarını atıp büyük bir özen, emek ve sevgiyle yetiştirdiği, her gün suladığı Çekirdek Sanatevi sadece içinde bulunduğu ortama alternatif bir yaşam biçimi sunmaya çalışan bir oluşum değil aynı zamanda birçok kuşağı etkileyen bir müzik ve toplum okuluydu. Birçok "sözde değil özde" müzisyenin kendini duyurduğu ilk mekân olarak müzik tarihine geçen Çekirdek, aynı zamanda hâlâ değeri tam olarak anlaşılmamış interaktif bir buluşma noktasıydı insanlar için. Müdavimlerin tüketici değil katılımcı olarak benimsendikleri, kasetlerin elden ele dolaştırıldığı bir müzik vahasıydı. Müzik sektörünün dijital paylaşım yüzünden bugün yaşadığı sıkıntıyı gözönünde bulundurursak aslında Çekirdek Sanatevi hâlâ orijinal, gerçekçi ve sektöre yön verebilecek bir örnek olarak duruyor. 20 yıl sonra bile.
Sadece bir program
Ancak Kızılok-Ortaçgil işbirliğinin bu kadar verimli olmasının en büyük nedeni ikilinin etrafındakilerin de desteğiyle bu işi çok büyük özveriyle ve çocukça bir sevgiyle yapmış olmaları. O yüzden de TRT'nin ikiliden bir çocuk programı için şarkılar istemesi ve ikilinin de bu projeyi büyük bir inanç ve keyifle yapmaları şaşırtıcı değil. Kısa sürede kaydedilen ve Erkan Oğur, Fahir Atakoğlu ve hatta "dev" rolüyle İsmail Hakkı Demircioğlu'nun da katkıda bulunduğu bu kayıtlar, TRT'de sadece bir programda yer almış. Ama tarih böyle bir şey işte. Arşivlerin tozlu raflarında tekrar hatırlanmayı bekleyen bu güzel anı koleksiyonu, Kızılok'un oğlu Yağmur sayesinde ortaya çıkarıldı, İhsan Apça tarafından temizlendi ve de Halkevleri desteğiyle 23 Nisan günü hem çocuklar hem de büyümeyi reddeden yetişkinler için Büyükler İçin Çocuk Şarkıları ismiyle harika bir bayram hediyesi olarak bize sunuldu. Bu anlamda Yağmur Kızılok'a bu kayıtları ortaya çıkardığı için ne kadar teşekkür etsek azdır. Birinci nedeni elbette bu güzelim şarkılarla buluşabildiğimiz için. Bu şarkıların özel bir proje için çok kısa bir sürede yazılıp kaydedildiğine aldanmayın. Kızılok-Ortaçgil ortak külliyatının en güzel, en özel ve en sevimli örneklerinden biri bu. Ama daha da ötesinde Ortaçgil'in ifadesiyle Kızılok-Ortaçgil arasındaki o "duygu ortaklığı"nı bu albümde en açık haliyle görebiliyoruz. Birbirleriyle müzik ve düşünce olarak uyumlarını. Birbirlerini nasıl da tamamladıklarını. Mesela İster misiniz?'de Ortaçgil ve Kızılok ortak bir umut koyarken ("Olmadı deseler de/ Bir silgi bulup silseler de/ Akşam erken yatıp/ Sabah erken kalkıp/ Yeniden boyasak"), birkaç şarkı sonrasında Kızılok Ama babacığım'da bu sefer oğluna aynı umudu gerçekten uzaklaşmayan bir nasihat kisvesinde sunabiliyor. Ya da bir yandan inceden toplumumuzda her daim iktidarlar tarafından kullanılan korku psikolojisini İnanmayın Çocuklar ile iğnelerken, diğer yandan yaşama sevincini Denizi Seviyorum gibi bir şarkıyla yan yana ve kardeşçe yerleştirebiliyor.
Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil'in zenginliği de burada yatıyor işte. Sadece düzgün, zeki bir kentli duyarlılığı ve hicvi değil söz konusu olan. Aynı zamanda umuda sarılan, "mutluluğu kuytularda bulan", "güzelleri bırakıp kötüleri beyaza boyamaya" çalışan bir gündüz hayalperestliği bu ikilinin ortaklığını ölümsüz kılan. Satılmayan, derinlerde anlatılmayan, yüreklerden silinmeyen ve vazgeçilmeyen.
Büyükler İçin Çocuk Şarkıları/ Fikret Kızılok-Bülent Ortaçgil/ Klik Müzik